Suyun Akıntısına Giden Dönekler
Mehmet Ali DEMİRDüşünce, ideal ve inançlarını unutan, önderlerin duruşunu, çizgisini unutup yaşadığı dönemin saltanat kayığına binip suyun akışına kendilerini bırakan, “Ben neden zorluğa karşı kürek çekeyim ki? Nasılsa, bu kayık beni bir ummana götürür.” diyen dönekler, bizden geçinen kalleşler bilmelidir ki, ummana berrak su olarak değil, tam aksine bulanık, kirli ve kanlı bir su olarak akacaklardır. Onlar, ummanı büyütmeyeceği gibi deryaları da bulandırır, kirletirler. Onların kartviziti, konumu, kimliği ne olursa olsun, ‘dönek, hayın ve düşkündür’.
Biliriz ki, insan doğanın bir parçası olarak, ailenin, çevrenin, toplumun, düşüncelerin, Yol’un kurucusu ve devam edeni, ettirenidir. Yaratıcı olan insan yaşamı, düzeni, inancı bilimsel bir çizgide akıl yoluyla var eder, toplumun aydınlanması için bildiği bu gerçeklerin toplumda hayat kazanması için bedel öder, tarihini yaratır. Bunu da tutum, davranış ve eylemleriyle gerçekleştirir.
Bu nedenledir ki, maddi ve manevi varlığı, çevresel ve toplumsal ilişkileri, iletişimi, zekası, inancı, sürekliliği, gelenekler ve yarattığı değerlerle ve toplumuyla bir bütünüdür insan.
Bilim, akıl, irade ve direnciyle insan, dört boyutludur. Çevresel ve toplumsal etkinliğe sahiptir. Ve her şeyin kaynağını, insanın manevi varlığı ve zekâsının oluşturduğu gerçeğinden hareket ederiz.
Hallaçlar, Nesimiler, Pir Sultanlar, Mansurlar, Denizler, Mahirler, İbolar ve Mazlumların ortaklaştıkları nokta tam da bu gerçekliktir. Bilim ve insan sevgisi paylaşımın, bölüşümün Rıza Şehrine giden, sınırsız, sınıfız, sömürüsüz bir dünya ve bir toplumun özlemidir. İtaat eden değil, ortak akıl ile hareket eden, eşitlikçi bir dünyada yaşayan mutlu insanlar yaratmaktır özlenen. Bunun için Alevi uluları insanın manevi varlığı için bilim, zekâ, irade, duruş ve yaratıcılık demişlerdir. İnsan yaşadığı ortamın, tarihin, kültürel değerlerin, geleneklerin, örf ve adetlerin, iktisadi hayatın, hukuk düzenini oluşturandır.
Bizim bakış acımız, düşüncemiz ve hayat tarzımız da insanın tarihi gelişmesinde toplumu canlı, sürekli ve ebedi bir varlık olarak görür, öyle kabul eder.
Geldiğimiz son süreçte, dün söylediğini bugün unutan, inkâr eden, Yol’a değil, faydacılık eksenli davranan, baskılara boyun eğen, bilime değil, doğmalara, kalbine değil nefsine, ışığa değil karanlığa kürek çeken Alevi ‘Başkan’, ‘Dede’, ‘Pir’, Yol ya da kanaat önderleri’ çoğalmaya başladı. İkiyüzlü tavır, davranış ve düşünceler aldı başını gidiyor. “Aman bir şey deme”, “Aman o kutsal, bu kutsal, dokunma” diyenler çoğaldı. Hatta “doğruları söylersek kitleyi de kaybederiz” diyenlerden geçilmiyor. Yol’a ihanet edenler, sadece şahsi menfaatlerini düşünür durumdalar. Ummanı kirletmeye başladılar. Her yerden pis sular akıtmak çabasındalar..
Bunları görüp susan içimizde birileri de var ki, “Ne nalına ne de mıhına” diyor, üç maymunu oynuyorlar. Siz adına ne derseniz deyin, ister ‘talip’, ister ‘başkan’, ister ‘dede, ulu, ozan, akademisyen’ deyin.. Sayıları öyle çoğalıyor ki, buğday tarlasını işgal etmiş çekirge sürüleri, kamışlar gibi buğday görünmez hale gelmiş. Başakları çürütmeye başlamışlar. Müdahale edilmezse, gelecekte ekilecek tarla da kalmayacak bize, çocuklarımıza, geleceğe..
“Sus” diyor birileri. “Sana mı kalmış doğrular?” diyorlar.
Hani bir söz var, ‘Akılsız dost, akıllı düşmandan daha tehlikelidir’ diye. İşte ikiyüzlülük, ihanet bunlarda.. Ve en tehlikelisi de bunlardır. Bunlar sürekli, “sus” dedikçe düşmana yol açanlardır.
Biliriz ki, bizim sesimiz kısıldıkça meydan döneklere kalacaktır. Kime güveneceğimizi şaşırmış bir durumdayız.
Size “yoldaş” diyor, “can” diyor. “Bu yolda beraberiz” diyor.
Size saldıranlara sırt çıkıyor.
Bunların bazıları da “Yol” der, “Hakk” der, “Can” der, “Yoldaş” der ve sizden gibi gözükür. Oysa aslında öyle değiller. Çoğu da ikiyüzlüdür. Sahibini taklit eder, gider sahibinin peşinde kuyruk sallar. Paçanıza sürünür, fırsatı buldu mu da, dişlerini başar ve ısırır sizi.
Yavuz’un, Kanuni’nin, Baltacı Mehmet’in, Kuyucu Murat’ın öldürerek yok edip bitiremediği Koçgiri’de, Dersim’de Sivas’ta, Gezi’de, Gazi’de, şimdi bu dönekler asimilasyonla yok etmeye çalışıyor.
Bir can olarak derim ki: “Susma! Toplumsal ve üretici eylemler sonucunda düşünceyi yeniden yarat. Alevilerin öze dönüş sürecinde, tarihsel ve toplumsal birikiminle sen de rol oyna. Yoluna ve İkrarına sahip çık!”
Yoluna, ikrarına sahip çıkanlara aşk olsun, bin selam olsun!
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası

















