Mehmet Ali DEMİR

Vitrinle Hakikat Arasında Hüseyin Mat’ın Sözleri Üzerine

Mehmet Ali DEMİR
  10-01-2026 17:52:00

Bir söz vardır; bazen bir cümle yılların tortusunu, suskunluğunu, yutkunmasını bir anda dağıtır. Bazen bir cümle, “dilden çıkan” değil “yoldan taşan” olur. Hüseyin Mat’ın “Biz İslam değiliz, Aleviyiz” sözü işte bu yüzden yankı buldu. Ben o cümleyi okuduğumda, içimde bir ferahlama oldu: Evet, dedim. Nihayet biri açık söylüyor.

Çünkü biz, İslam değiliz.
İslam’ın hiçbir değeri, hiçbir itikadı, hiçbir hükmü, hiçbir dogması Kızılbaş yolunu bağlamaz. Bizi bağlayan, hakikatin özü, rızalığın yolu, ikrarın ağırlığıdır. Bizim kitabımız doğadır, sözümüz insanadır, secdemiz vicdanadır.

Fakat hakikat söz ile değil; tutum ile, erkan ile, kurum ile sınanır.

Bugün mesele budur.

Meclisteki o söz ve görünen çıplak gerçek

AKP’li bir milletvekilinin Meclis’te sarf ettiği sözler var:
“13 yıl boyunca Müslümanlar katledilirken sustunuz, şimdi Aleviler katlediliyor diye kıyamet koparıyorsunuz.”

Bu cümle, iktidarın yüzünü gösterdiği kadar, bir başka gerçeği de ifşa eder: İslamcı zihniyetin altındaki “kimlik hiyerarşisini”, “inanç sıralamasını”, “makbul yurttaş ölçüsünü”…

İşte o cümle şunu anlatır: Bu düzen için Alevi; eşit yurttaş değil, eşit hak sahibi değil, eşit can değildir. Alevi ancak susarsa makbuldür, boyun eğerse görünmez olur, sığınırsa kabul edilir.

Bu iktidarın dili böyledir. Çünkü bu iktidarın taşıdığı damar tekçi, hüküm verici ve mutlakçı bir zihniyettir.

Buraya kadar Hüseyin Mat’ın sözleriyle hemfikirim.
Ama ardından “Hangi Müslümanlık?” sorusu geliyor.

“Hangi Müslümanlık?” sorusu doğru, ama cevap Kızılbaşça değil

Hüseyin Mat soruyor:

Boko Haram mı?
IŞİD mi?
El Kaide mi?
Hizbullah mı?
Diyanet mi, Milli Görüş mü, Süleymancılar mı, Menzilciler mi, Kaplancılar mı?

Ve ardından soruyu büyütüyor:
“Bunlar Allah adına hüküm verme yetkisini nereden alıyor?”

İşte tam burada durmak gerekir.

Çünkü bu soru, zahirde İslamcı örgütlere itiraz gibi görünse de içerikte hala  İslam’ın Allah anlayışına yaslanır. Hala “asıl olan bir doğru din var da bunlar onu kirletiyor” fikrini taşır. Hala “bir Allah adına hükmetme” kavgasının içinde kalır.

Oysa Kızılbaş yolu başka bir yoldur.

Kızılbaşlıkta hüküm veren bir Tanrı yoktur.
Bizde “yukarıdan emir” yoktur.
Bizde “ceza-cennet tehdidi” yoktur.
Bizde korku dini yoktur.
Bizde Hak, tahtta oturan bir hükümdar değil; canın içinde, doğanın içinde, rızalığın içinde tecelli edendir.

Hak, canlıdadır.
Hak, toprağın kokusundadır.
Hak, suyun akışındadır.
Hak, insanın vicdanındadır.

Eğer bir inanç; gökten hüküm indiriyor, kulları cehennemle terbiye ediyor, yaşamı korkuyla düzenliyorsa; o inanç Kızılbaşlığa ait değildir. Orada ikrar değil itaat vardır. Orada rıza değil korku vardır.

Bu yüzden şunu açık söylemek zorundayız:
Bir Allah inancı taşıyıp o Allah’ı hüküm sahibi ilan edersen, yolun adı Alevilik olmaz.

Çünkü Alevilik, İslam’ın bir “mezhebi” değil; bambaşka bir hakikat öğretisidir.

Asıl soru burada başlar: ABF kurumlarında bu hakikat yaşatılıyor mu?

Şimdi gelelim Hüseyin Mat’ın başında bulunduğu Almanya AABF kurumlarına…

Sayın Mat, siz “Biz İslam değiliz” diyorsunuz.

Peki kurumlarınızın duvarlarında ne asılı?

Neredeyse bütün cemevlerinde İmam Ali’nin ve On İki İmam’ın resimleri asılı değil mi?

Peki İmam Ali kimdir?

İslam’ı ilk kabul edenlerden değil mi?
İslam ordularına komutanlık yapmadı mı?
İslam adına savaşmadı mı?
Müslüman fetih düzeninin içinde yer almadı mı?

Cemevlerinin duvarlarında asılı olan o iki uçlu kılıç…
Zülfikar…

Bu sembol neyi anlatır?
Kime karşı kaldırılmıştır o kılıç?
İslam’a boyun eğmeyen “kafire” karşı değil midir?

Peki biz Kızılbaşlar, bin yıldır neye direndik?

Tam da bu kılıcın düzenine direndik.
Tam da fetihçi din anlayışına direndik.
Tam da tekçiliğe, hükme, zorla inanca direndik.

Mesele sembol değildir diyecekler.
Hayır, mesele sembolün kendisidir. Çünkü sembol, hafızadır. Sembol, yön tayin eder.

Eğer senin kurumunun duvarında İslam tarihinin fetih figürleri varsa, senin ağzından çıkan “Biz İslam değiliz” sözü, hakikat değil; vitrin olur.

Cemde okunan “Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali” ve büyük çelişki

Bir başka hakikat de şudur:

Cem uyandırılırken, çerağ yakılırken, birçok yerde hala şu söz söyleniyor:

“Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali.”

Peki Muhammed kimdir?

Muhammed; İslam dinini tebliğ eden, onu bir inanç sistemi olarak kuran figür değil midir?

Eğer sen cem erkanında “Muhammed”i merkezde tutuyorsan, eğer salavat getiriyorsan, eğer peygamber dili kullanıyorsan,
o zaman “Biz İslam değiliz” sözü nasıl hakikat olacak?

Bunu sadece iktidarda kalmak için  taktik bir manevra olarak mı söylüyorsunuz?

Hakikat taktikle taşınmaz.
Yol siyasete kurban edilmez.

Koltuk için hakikat eğilip bükülür mü?

Bakın ben bu sözü ağır söylüyorum ama yol adına söylemek zorundayım:

Eğer “Biz İslam değiliz” demek; yalnızca yazıda başlık olarak duruyor, ama kurum pratiklerinde İslami semboller ve dil aynen sürüyorsa, bu bir hakikat çıkışı değil; vitrin süsüdür.

Ve daha da önemlisi: Eğer bu söylem, kurum içindeki koltuğu korumak için dillendiriliyorsa, orada mesele inanç değil; iktidar meselesidir.

Kızılbaş yolunda koltuk yoktur.
Post hizmet yeridir.
Dede, pir, mürşit; halkın üstünde değil, halkın içindedir.

Kızılbaşlıkta makam yoktur; hizmet vardır.
Rıza yoksa erkan yoktur.
Rıza yoksa başkanlık da yoktur.

Bugün kurumların içine çöken hastalık budur:
Yolun yerine irade geçiyor.
Rızanın yerine yönetmelik geçiyor.
Hakikatin yerine propaganda geçiyor.

Ve sonra yol kirleniyor.

O halde açık çağrı şudur

Sayın Hüseyin Mat,

Eğer gerçekten “Biz İslam değiliz” diyorsanız, bunu sözde değil erkânda da ispatlayın.

Çıkın ve açıkça deyin ki:

- Biz Kızılbaşız, Müslüman değiliz.

- İmam Ali ve On İki İmam anlatısı Kızılbaş yolunu temsil etmiyor.

- Zülfikar sembolü fetihçi bir şiddet sembolüdür, bizim yolumuzun duvarında yeri yoktur.

- Cemlerde İslam peygamber diliyle salavatla erkân yürütülmez.

- “Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali” söylemi bizim yolumuzun hakikatine uymaz.

Bunu söyleyebilir misiniz?

Söyleyin de biz de diyelim ki:
Hüseyin Mat Kızılbaşlığın özünü savunuyor.

Ama eğer söyleyemiyorsanız…

O zaman sorun şu olur:
Söz başka, kurum başka, hakikat başka.

Ve Kızılbaşlık en büyük darbeyi dışarıdan değil; içeriden yer.

Sizi son sözüm

Evet… Biz İslam değiliz.

Ama bu cümleyi kurmak yetmez.

O cümleyi hakikate dönüştürmek için cemevlerinin duvarından başlayıp, erkanın diline, kurumların zihniyetine, yönetim tarzına kadar her şeyi yeniden sorgulamak gerekir.

Kızılbaşlık bir başlık değildir.
Kızılbaşlık bir vitrin değildir.
Kızılbaşlık bir kimlik kartı hiç değildir.

Kızılbaşlık; hakikatin yoludur.
Ve hakikat, yarım sözü sevmez.

Aşk İle …

Mehmet Ali Demir

  Bu yazı 3022 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım