Ziyaret mi, Ticaret mi? Düzgün Baba'da Kutsalın Ticarileşmesi
Mehmet Ali DEMİRDersim’in kutsal mekanlarından Düzgün Baba, yüzyıllardır Kızılbaş Alevi inancında sır, doğa ve rızanın iç içe geçtiği derin bir sembol oldu. Ancak son yıllarda bu kutsallık, inançtan ziyade temsiliyet ve çıkar çatışmalarının merkezine çekilmiş durumda. Kureyşan Ocağı ekseninde büyüyen temsil, yönetim ve ekonomik kavgalar, Alevi toplumunun temel ilkeleriyle açık bir çelişki yaratıyor.
Kızılbaşlığın Dersim coğrafyasında yüzlerce yıl boyunca aracısız Hak anlayışı, doğayla iç içe yaşam ve toplumsal rıza üzerine kurulu yapısı, son yıllarda ciddi bir erozyonla karşı karşıya. Bugün Düzgün Baba’da halkın zihninde yankılanan temel soru artık şu: “Burası kimin malı?” Bu sorunun cevabı artık ne “sır”da, ne “halk”ta, ne de “pir”de saklı. Tapular, banka hesapları ve özel işletme mantığı kutsalın yerini almış durumda.
Nazımiye’de Düzgün Baba Cemevi’nde yaşanan, biri cemevi yöneticisi olan iki kişi arasında çıkan ve can kaybıyla sonuçlanan çatışma, sadece bireysel bir trajedi değil; sistemik bir temsil krizinin, iktidar ve rant kavgasının açık göstergesi oldu. Oysa cemevleri, Alevilikte barışın, ortaklaşmanın ve rızanın mekanıdır.
Geleneksel Alevi inancında doğa, inancın ayrılmaz bir parçasıdır. Düzgün Baba gibi zirveler, dağlar, sular kutsallığın taşıyıcısıdır. Ancak bugün Dersim’in birçok köyünde yükselen ve mimarisi camileri andıran, betonarme, kimliksiz yapılar Aleviliğin ruhunu zedeliyor. Mikrofonlarla yapılan dualar, rütbeli sıralamalar, Alevi ritüellerini sessizliğin, doğanın ve gönül rızasının dışına taşıyor.
Kureyşan Ocağı üzerinden yürütülen faaliyetler hem ekonomik hem de yönetsel olarak şeffaflıktan uzaklaşıyor. Ziyaret yerlerinde toplanan adaklar, bağışlar ve gelirlerin akıbeti belirsiz. Kimlerin hangi yetkiyle bu kaynakları kullandığı sorusu yanıtsız bırakıldıkça, kutsallık bir hizmet değil, bir araç haline geliyor.
Alevilikte pirlik ve yol hizmeti liyakatle belirlenirken, bugün birçok yapıda soy bağı, aile adı ve "silsile" söylemleri ön plana çıkarılıyor. Cemevlerinde söz sahibi olan bazı yapılar, inancı hizmet üzerinden değil, aidiyet ve kontrol üzerinden şekillendirerek halkla arasına duvar örüyor.
Bu krizden çıkış, ancak Alevi toplumu içinde yeniden rıza ilkesine dayalı bir yapılanmayla mümkün olabilir. Cemevleri halkın ortak aklıyla yönetilmeli, tüm mali işlemler kamuya açık olmalı, bağış ve adaklar hakkında periyodik raporlar yayımlanmalıdır. Çünkü cemevleri sadece birer ibadethane değil, Alevi toplumunun hafızasını ve vicdanını taşıyan mekânlardır.
"Eğer bu dönüşüm gerçekleşmezse, Düzgün Baba sadece bir dağ olur; içinde sır olmayan, etrafında dua edilmeyen, geçmişe ait bir hatıraya dönüşen bir dağ..."
Ve bilinsin ki, kutsal paylaşıldıkça anlamlıdır. Rıza ise Alevilikte sadece ahlaki bir tercih değil, varoluşun kendisidir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













