Murat BAYAR

Bataklığın panzehiri: Tanı merkezi!..

Murat BAYAR
  16-10-2024 16:30:00

Ergenlik dönemi travmalarımdandır. Yeğenim Ferit 3 yaşında ve İskenderun Devlet Hastanesi’ne gribal enfeksiyon şüphesi ile götürülüyor. Başhekim ve aile dostu, Süleyman S. Siz de çocuğun burnu aksa, hastaneye getiriyorsunuz diyerek, hastayı gönderiyor. Bu olaydan bir gün sonra Adana Balcalı’daki hastaneye gönderilen Ferit’te, “tüberküloz menenjit” tanısı konduktan saatler sonra hayatını kaybettiğini öğreniyoruz.

Bir gün önce gelse yaşayacakmış!

Neredeyse tüm dünyada tıp, hastayı önce tanı merkezinde kabul ederken, bu yapının sadece Türkiye’de olmadığını öğreniyoruz!

(Türkiye’de sağlık hizmeti aldığı halde yaşamını kaybedenlerin önemli bir çoğunluğu resmi olmayan araştırmalara göre, tanı konamadığı için yaşanıyor!)

Hal böyle olunca, hekim haklı olarak hastanın hikâyesine odaklanıyor!

18 yaşıma girerken bulunduğum araç uçuruma burun üstü çakılıyor ve sol kolumda geçirilmiş travmaya bağlı aksiyonel parsiyel travma (damar ve tendonların silinmesi) oluşuyor. Bayılmadan önce, kuzenim Uzm. Travmatolog Dr. M.U.’nun muayenehanesinin telefon numarasını verebiliyorum.

“NE GEREKİYORSA YAPIN, PARA ÖNEMLİ DEĞİL!”

Dr. M.U. devlet hastanelerinde bu tür durumlarda hasta başına ayrılan antiseptik miktarının, kabaca 250 gram kadar olduğunun altını çiziyor. “Benim de katıldığım operasyonda, 5,5 litre antiseptik kullandık. Ortalama antiseptiği kullansaydık, kolun kesilmek zorunda kalır, rapora hasta geç geldiği için yapılacak bir şey kalmamıştı, denirdi!”

Yani, Yeşilçam filmlerinde, Hulusi Kentmen’in, “Ne gerekiyorsa yapın. Para önemli değil” sözü boşuna değilmiş…

Dedim ya, Türkiye’de hasta önden tanı merkezine, olmadığından gidemediği için, bazen kolunu, bazen canını, bazen de parasını kaybediyor.

Devlet hastanesindeki operasyonuma karşın parmaklarımı oynatamıyorum ve kolumda elektrik çarpmış gibi bir his devam ediyor. Devlet memuru olan babam tası tarağı satıp, beni Pastör Fransız Hastanesi’ne getiriyor. Prof. Dr. A. G. Devlet hastanesinin çektiği filmi direkt çöpe atıp, “Röntgeni bizim hastanemizde çekin” diyor.

Anlıyoruz ki, damarlarımın içinde cam var ve kalbime doğru ilerliyor. Yani, paraya kıyıp, özel hastaneye gelmesek bir iki ay içinde kalbime varacak olan cam nedeniyle hayatımı kaybedeceğim. Ama hastaneler burada tamamen sorumsuzlar. Aile fertleri ölüm durumunda her şeyi ispatlasa bile, hastane, biz filme göre hareket ettik, diyerek sorumluluktan kurtuluyor.

 

Diyeceksiniz ki, iyi ki özel hastaneler var!

Yok, öyle değil!

YETERİNCE AVRO KARŞILIĞI, ÖLÜYÜ BİLE AMELİYATA ALIRIZ!

Dedik ya, Türkiye’de tanı merkezi kavramı yok!

İşadamı kuzenim, M.U. İstanbul Maslak’taki önde gelen hastane zincirlerinden birinin şubesine, aort yırtılmasına bağlı bir durumdan getiriliyor. Yanında yine tıp doktoru iki kuzenim de olduğu halde.

Radyolog Dr. A.K. ve Beyin Cerrahı A.R.

Her ikisinin de ifadesine göre, hastaneye henüz varamadan, hasta hayatını kaybetmişti.

Kendini hastanelerin Mersedes’i olarak tanıtan bu kurum, hasta kuzenim M.U. öldüğü halde, vezneye yönlendirerek, bir araba alacak kadar bir rakama, üstelik de Avro karşılığında ölüye operasyon uygulayıp, ölünün öldüğünü söyleyebiliyor.

“Hastayı kaybettik!”

Aile üzerinden örneklerle devam ediyorum.

HIRSIZI TUTAMIYORUM, BIRAK GİTSİN, O BENİ BIRAKMIYOR!..

Babam, F.B’yi, Bağcılar’daki zincir hastanelerden birine muayeneye götürüyorum. Üç gün sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne yatırmaya gittiğimde, “Babanız Bağcılar’daki M..l Hastanesi’nde yatıyor, görünüyor. Bu nedenele yatışını yapamayız,” diyorlar.

Bir hata olmuştur, diye arayıp, durumu Bağcılar M.. Hastanesi’ne anlatıyorum. Karşımdaki ses, durumu kanıksamış bir şekilde, “Tamam beyefendi” diye geçiştiriyor.

Ancak bu görüşmemin üzerinden üç gün geçmesine karşın, babam halen M.. Hastanesi’nde yatmaya devam ediyor. Söz konusu hastane ile bakanlık arasındaki yakın ilişkiler nedeniyle, yaptıkları hırsızlığı gözünüze soka soka yapmaya devam ediyor ve SGK’yı göre göre soyuyorlarmış…

Dedik ya, Türkiye’de tanı merkezi yok!

SİGORTACILAR, HIRSIZLIĞI ÖNLEYEN ÖN TANI UZMANLARINI GERİ ÇEKTİ

Bir dönem özel sağlık sigorta şirketleri bu boşluğu fark edip, anlaşmalı hastanelerde kendi uzmanlarını istihdam etmişler. Önce bu uzman, sizin hastalığınız ve yapılması gerekenler ile gerekmeyenleri belirleyip, tedavi ve tahlillerle ilgili bir harita çıkarıyormuş. İlginçtir ki, çok kuvvetli bir lobi ile bu engellenmiş. Bir sigortacı arkadaşım, arka tarafta bir seheme işaret ediyor.

“Uzmanımıza verdiğimiz paranın yüzlerce katı kadar bize tasarruf sağlıyordu. Ama perde arkasında dönenler bildiğiniz gibi değil!..”

SAĞLIK BAKANI DEĞİLSENİZ ACİL’DE PARASIZ MUAYENE OLAMAZSINIZ!

Hastanızın ölüm riski yüksek ise hastaneler, sizi kabul etmemek için her şeyi yapıyor. (Moratoryum karnesinde, ölümlü vaka, hastanenin notunu düşürüyor)

Acilden giriş yaptığınızda, yasaya aykırı da olsa para ödemeden çıkmak için Sağlık Bakanı kimliğinizi göstermeniz gerekiyor.

ŞİŞLİ’NİN ÇILDIRTAN HASTANESİ TAM GAZ!

Darülaceze Caddesi üzerinde bulunan, insana basın kurumunu anımsatan hastaneden çıkıyoruz.

5 yaşlarında bir çocuk, annesinin elinden tuttuğu halde tamamen çıplak. Çaydanlık üzerine devrilmiş, üzeri yanıklarla dolu. Anne, resmen aracımın önüne atıyor, kendini. Ne olur, beni bir devlet hastanesine götürün, diye adeta yalvarıyor. İyi de bu hastane neden size bakmadı, diyorum. “Bakamayız, Şişli Etfal’a gidin dediler,” diyor.

Acilden girerken, beni takip edin, diyerek, yeri göğü inletiyorum.

Hekimler, üşüşüyor, bu çocuğa acil müdaheleyi kim, hangi nedenle yapmıyor, diyorum.

Kadın bir hekim, tamam da neden bağırıyorsunuz, diye soruyor.

-Gözünüz ve vicdanınız bu denli sağır olunca, kulaklarınızın da bundan nasibini aldığını düşündüm, diyorum…

Aslında cevap net!..

Aile yoksul. Ve T.. hastanesi burada bir soygun yapamayacak…

Ancak, benim işin peşini bırakmayacağımı anlayınca, çocuğa kerhen bakıyorlar.

T.. hastanesi, hasta yakınına onlarca sayfa imzalattıktan sonra, “Hasta yakınının ısrarı nedeni ile SGK’nın karşılamayacağı bir tedavi uygulanmıştır” ile sorumluluğu sırtından atması ile meşhur olmuş.

 

ÇÖZÜM KOLAY AMA…

Türkiye’de yasaların görmediği iki meslek vardır. Müteahhitlik ve tıp doktorluğu.

Ben gazeteci olarak, doğru olduğu ispatlı bir haber dahi yapsam, güç unsurları rahatsız oluyor ise mahkemeler yanlışlıkla bana ceza verebiliyor.

Buna karşın bir tıp doktoru ya da hastane yaptığı hata karşısında genellikle korunuyor. Tazminat mekanizması ise neredeyse çalışmıyor.

Türkiye’de trafik kazalarında, cinayetlerde ve tıbbi kaza ya da ihmallerde mahkemelerde, ciddi tazminatlar çok hızlı biçimde işletilse, iddiam o ki, Türkiye’deki ölümlerin önemli bir kısmı önlenecektir!

  Bu yazı 704 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım