Nadir SAYIN

YOL zaten kendi YOLUNDADIR!

Nadir SAYIN
  18-07-2024 09:50:00

BİZİM SADIK YARİMİZ KARA TOPRAKTIR! ANADOLUDUR!

Sn. Turan Eser, bazı sahte Federasyon Başkan/Dedeleri, evrenselleşen Anadolu Kızılbaş/Alevi/Bektaşi toplumumuzdan özür dilemelidir!

Başta Sn. Turan Eser’in hastalığını iki gün önce metin yazısını okumak için sayfasına yöneldiğimde başa tutturulmuş olarak gördüm ve her şey bir kenara kendisine geçmiş olsun dileğimi ilettim. Ancak, bu durum edep ve etik kurallarına uyarak yazdıklarına “keskin” olacaksa da açıklama yapmamızı umarım farklı yorumlanmaz. (Yüreğimizde bizi Alevice üzen ve kızdıran gerçeklerimizi.)

Esas o düşündüğümüz gerçekler varken, onları kendisine geri bildirim olarak yapmamak ona da saygısızlıktır ve etik değildir. Kaldı ki bu sadece kendimiz için değildir ve şahsi bir boyutumuz olamaz. Sadece kendi etrafımızda binlerce insan, yaren, eren, aşık, talip için de değildir ve “biz-siz” şeklinde çatışma niyetimiz de hiç değildir. Bu, tüm toplumumuzu ilgilendiren bir boyut ve geçen zamanın en sıkıntılı, endişe verici sürecinde olması ve Sn. Turan Eser ile bazı örgütlerde yuvalanmış sahte başkan, yönetici, dedeler ile aynı düşünce/uygulama ve anlayışta olmadığımız gibi, bizim gibi düşünenlere haksızlık ve dışlayıcı bir üslup, açıklamalarının da “gerçeklerle” bağdaşmadığı görüşündendir. Bu nedenle bizler “Gerçekler Demine Hü” diyeceğiz. Anlayışınıza, canlar!

Başlarken, sevgili canlar, biliyorum ki yazım uzun oldu ve zaten okumayı genel anlamda, toplum olarak pek sevmiyoruz. Kimi kavramları, gelişmeleri, nedenleri tam yerine oturtmak için bunu yapmak gerekliliğine anlayışı arzuluyorum. Birkaç defa görsellerle yüklemeye çalıştığım bu metin paylaşımı önceki günler gerçekleşmedi. Şimdi görselleri kaldırdım ve olmazsa yorum bölümüne ekleyeceğim. Bu nedenle metin bölüm bölüm olacak ve bugün 1. bölüm paylaşılacaktır. Hiçbirimizin değişmez, mutlak anlayışlı YOL’un çağımızda terminolojisini alan “Alevi Felsefe/İnanç ve Yaşam anlayışının, standart/durağan hele sokan TANIMI, gerçekliği yansıtmaz inancındayım. YOL bu alanda da devingen/hareket halinde olduğu muhakkak. Bunun biz insanlarda bireyden, kitlelere varan konumunu anlamak kanımca çok önemli ve gelişmeleri anlamak için temel unsurlara bir bakmak elzem olduğu inancındayım.

Bu açıklamamı ise (doğrusu pek de haz etmediğim ve pek de kullanmadığım, almış olduğum eğitimin “Alevi Dünyamızda” unvan olarak başa koymamadır) ki, evet kendi dalım Sosyal Akademi Hollanda'da eğitimi aldım (kıdemli Sosyal Akademi, sosyal uzman danışman/görevli). Eğitimimden de gelen biri olarak, "psikoloji" çıkış noktasından, insan, düşünme yeteneğine ve düşündüğünü de bilen, davranış kriterleri, duyumsama ve sezgileri olan sevgi gücünün en yüksek olduğu ve öfke, kin, kızgınlık, üzüntü ve benzeri duygularının da bilincine vardığı, gereksinimlerini karşıladığı oranda diğerine geçtiği, ego, süper ego ve id bölümlerinde oluşan bir varlık şeklinde verdiği tanımlardır. Bu açıklamayı unvan olarak şimdi bizzat bu yazımda kullanmamın amacı bir kaynak ve konuya yaklaşımımda kendi alanımdan olduğu boyut beyanı nedeniyledir. Nitekim bu tanımda örneğin Erik Fromm, Freud, Maslow ve diğerleri buluşur.

Bu açıklamadan ne demek istiyorum?

1. Bu anlayış, görüşte bizzat bir “Alevi ferdinin” genel konumunu ifade eder; onun kriterlerini, nasıl bir şahsiyet, düşünce tavır ve davranış niteliklerine sahip olduğunu, değerlerini, norm ve işlevinde olduğunda bize veriler sunar. Nihayet birden başlayan bir benzeri o genel odaklarda buluşan “insan tipinin” çoğul olan/çoğula dönüşen kitlelerle ancak ortak inanç/anlayış/felsefe unsurları ortaya çıkar. Ortalama bir “Alevi insanı” derken varmak istediğimiz burada iki ila üç kategoride toparlamak gerekirse (kategori noktasında bilinsin isterim ki, insanları kategoriye ayırdığı anlayışa varılmasını şimdiden men ederim). Burada niyetim/çıkış noktam, eğer biz Aleviler bir süreç/sorunlar yumağından geçiyorsak bunun altında yatan temel boyutlarına açıklık getirmek için, bizzat onun temelindeki ana kaynaklarında yer aldığına inandığım bir iki boyuta yönelik açıklama/görüşümdür.

Evet, konumuz bağlı kişilik yapıları:

A. Dogmalara inanmayan ve kesin hükümlü bir ‘dini’ inanca bağlı olmayan, başkalarının da farklı düşünce, yaşam anlayışı olduğunu içselleştiren, kompleksleri aza indirilmiş ya da onlardan arınması bilincinde olan, “kâmil” insanlık nezdinde nefsini arındırma, egoistlikten uzaklaşma, özgüvene önem veren, kendisinin yaşamda daha da yetkinleşmesini ve sevgi odaklı, olumsuzluklara/saldırılar karşısında öfke/kin/nefret yerine kızan ve üzüntü, acı duyan, paylaşımcı, özgürlüğü en yüksek değerlerde gören, empati duyabilen, hataları, eksiklikleri, zaafları olduğunun da farkında olan, hoşgörü ve etik değerlere önem veren, bilim/felsefe, sanat, kültür dallarında aktif, katılımcı olan, genel kabul edilen gerçekleri ve hazı, neşeyi gerektiğinde acı-ağıdı paylaşım ve değerlendirmelerinde bunları öncül gören, araştıran, okuyan, sorgulayan, Doğa dostu ve onunla sentez olma beraberinde gönül gözü, sezgi gücünü besleyen/artıran, dayanışma ve hakların elde edilmesinde kolektifliğe “insan kaynağı gücüne”, insana güvenen ve ona dahil olma azimli, genelde pozitif çıkışlı, “BİZ” olma eğilimi taşıyan, en önemlisi ise: tüm irdelenen şu yukarıdaki noktalarda bizzat kendisinin “SORUMLULUK” taşıyan, ki şu yukarıdaki tüm değerlerine de “BAĞLI” olan bir kişilik.

B. Dogmalara yatkın olan, kesin hükümlü dini inanca bağlı, bilim de neymiş anlayışlı, başkalarının onun içinde farklı anlayışta olduğuna tahammülsüz ya da az tahammüllü, olumsuz kuşkulu ve insana güveni az ya da olmayan, ona bir (human anlayışlı) değer vermeyen, olumsuzluklarda farklı düşüncesinde ona yüzleştirme ile karşılaştığında ya da hissine kapıldığında onu kendisine saldırı olarak savunma ve hırs, öfke ile değerlendiren, özgüvenden daha çok “ben” merkezci, benim inancım, benim dinim, kutsallara kimse dil uzatamaz anlayışında hırslı savunma güdüsüne bürünen, genel normlarda/değerlerde dahi gerçek görülenleri/kabul edilenleri, somut olanları değil, soyut/hikaye/duygusallılara, mitolojik verilere inanma eğilimini daha yükseklerde tutan, genelde “Dini”/İnanç” dayanışmasından güç alan ve gerekse kendi görüşünde/inancında olmayana düşmanca yaklaşım, reddetme ya da cezalandırma (düşünsel boyutta kalsa da) “BİZ” olma anlayışını ise genelde “TARAFTAR” edinme/olma eğilimi gösteren, doğa ile özdeşleşmeden uzak, (düşünsel olarak da) hareketi pek sevmeyen, genelde negatif çıkışlı ve “SORUMLULUĞU” genelde her alanda hep başkasında arayan, ve tekrar genelde “BAĞIMLI” olan, bir yüceye, yaradana, dedeye, başkana, devlete, iktidara, siyasetçiye, topluma, kuruma, bina, mekana, sorunların çözümüne, güzelliklerin yaratılmasında hep başkalarına, kutsallara BAĞIMLI olan bir kişilik.

C. Bananeci ya da Alevi dünyasından uzak olan/kalanlardır.

Tabii yukarıdaki “üç” kategorideki kişilik yapıları mutlak ve yüzde yüz öyledir anlamı çıkmamalı. O değerlere daha çok eğilimli oldukları değerlendirilmeli olarak sunduğumu da belirtmek istiyorum. Biz yaşanılan çağın toplumunda, özellikle Türkiye'mizde, sorumluluk ve hakların, adaletsizliğin, ayrımcılığın, asimilasyonun, haklarımızın, varlığımızın, dinamizmin, bilimin, bilginin, inancın, güncellenen ve çağımıza, gençliğe, çocuklarımıza hitap edebilen onlarla da buluşabilen, aynı zamanda özgürce ve kendini kendine arayıp kendinde (“BİZ”de) bulan/bulma sürecinde olan hareketinde, eğiliminde, mücadelesinde “SORUMLULUK” bilincinde ve BAĞIMLI insan, kişilik bireylerde oluşan kitlemize gereksinimiz ELZEMDİR! Bunlar ise A. kategorisinde olanlardan ancak oluşabilir inancındayım.

B’de olan insan/kişilik yapılarına yatkın ve düşünce, davranış kalıpları ise genelde gücünü ve yaşam değerlerinin odağına, daha ağırlıklı kendi çıkarı “maddi/manevi” “bencil” odaklı olmayı da ön planda tutan, bir “DİN”/İNANÇ” bağlama eğilimidir. Bir diğer anlatımla “SORUMLULUĞU” hep başkalarında arayan ve bir “BAĞIMLILIKTIR.

İşte endişemiz/kaygımız ve gidişteki tehlikeli boyutun ANA noktası esasında bu ikinci kategorideki kişiliklerin “taraftar” olan boyutlarda, cemlerde/mekanlarda, güçte buluşmasıdır. Sn. Turan Eser’in tarif ettiği kişiliklere (istisnalar hariç) tam da uyar eğilim işte tam da buradadır.

Şimdi konunun Sn. Turan Eser ekseninde boyutlara bakacak olursak: Öncelikle, sormak isteriz, : “AABK, ABF, ADEF, PSAKD, AKD, HBVAKV” biz buna CEM VAKFINI da ekleyelim, “DİN” eksenine dönüşen ve DERNEKLER YASASINDA” bilinçli olarak 40 senedir neden hâlâ hiyerarşik yapı yörüngesindeler? Ki, bu düzende egemen sistemin de yapısında olan, “Alevi Bektaşi Başkanlığını” oluşturan zihniyet ve o başkanlıkta biat edenlerin, sistemi yörüngesinde/durumuna benzerliğinden, hatta uygulamalarda da, yas ayinleri ve dualı “Dinci” odaklı cemlerde, alt/üst pozisyon ile rızasız/ikrarsızlıklardan neden kurtulamıyorlar?

  1. Bölümün sonu. 2. Bölüm Yarın paylaşılacaktır.

Dipnot: Aynı zamanda, yakınlarda Sayın Erdoğan Aydın’ın (tarihçi yazar) da bir programda izlediğimde onun da büyük bir olasılıkla YANILSAMASI, Alevilik noktasında 2. olan kişilik yapılarına yönelik görüşte olduğu iması vermesidir. Evet, bu büyük bir yanılsamadır. Ayrıca tarihçi başta tarih verileriyle objektif olmalı, verilerinden Aleviliğin/Yol’un ve “kişiliklere” uzanan TANIMINDAN arınmalıdır. Esasında bunu, sevgili Mehmet Ali Demir ile olan ve sonradan izlediğim programda, genel anlamda TANIM yapmamalıyız derken, kendisi bizzat tarih bilgileriyle “Alevilik Tanımında” bulunmakta ve onda da daha titiz davranmalı, objektif olmalı, tarihte vuku bulmuş olay/savaş, çatışmalar ve vakalara Alevilik tanımı noktasında kendi fikriyle içini doldurmamalıdır görüşündeyim.

Aşk-ı muhabbetimle. Sevgilerle.

  Bu yazı 2202 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım