AVRUPA ALEVİ KURULTAYI HAKINDA SORULAN SORUYA CEVABIM.
Rıza AYDINHüseyin Dedesoy adlı kişinin benide etiketleyerek gönderdiği Avrupa Alevi Kurultayı hakkında sorduğu soruya cevabım.
Sayın Hüseyin Dedesoy.
Safevi Devletinin Kuruluşu hakkında yazılan her hangi bir kitabı okursanız orada Safevi Devletinin Erzincan’ın Sarıyayla adlı bölgesinde toplanılan bir Kurultayda kurulduğunu yazdığını görürsünüz. Bu sürüp gelen bir geleneğin dilidir; toplumsal tarihsel süreci incelerseniz sorularınızın cevabının orada olduğunu görürsünüz ...
Mesela, Emir Timur savaşa bir sefere hazırlanırken Devletinde olan 72 milletten güçlerin temsilcilerinin katılacağı bir Kurultay düzenler, orada bunu konuştuktan sonra sefer hazırlığına başlanır.
Bu kurultaya katılanlar meydana gelir, yere niyaz edip, -sonrada kendilerine gösterilen- yerlerine otururlar. Bu meydana tamı tamına meydan dedir. Meydana gelip, meydana çıkıp, yeri (toprağı) öpmek en büyük şandır - şereftir. O meydana çıkma muradına eriştim, o meydana çıkmaya nail oldum diye konuşulur; gelenek böyledir.
Cem’in asıl adı meydandır. Yunus Emre’nin deyişinde “Meydanımız meydan oldu” der. Meydana gelen kişi de meydana niyaz edip, gözlekçinin göstereceği yere oturur.
Burada iki konuyu (hususu) düşünmüşümdür. Neden Kurultaylarda Hakan olan mesela Timur’un dizi ya da eli öpülmez de yer öpülür?
Soru cevaptan önemlidir derler. Burada da soru cevaptan önemlidir her can soruyu düşünüp, kendince bir cevap vermeli.
Ben buna neden olarak iki gerekçe yada cevap düşünürüm.
Birincisi Hakan’ın burada Timur’un can güvenliğidir. Bu kurultaya katılan bütün Beyler silahlıdır. Katılan herkes Hakan’a yanı toplantıyı yöneten mesela Emir Timur’a yaklaşıp, elini öpecek olsa, bu an, ani bir davranışla Hakan’a mesela burada Timur’a zararda verebilir. Bunun için Kurultayı yönetene bu kadar yaklaşmak birçok riski içinde barındırır; bunun için el ya da diz öpmek doğru olmaz.
İkinci husus ise el öpmek kurultaya katılan bunca anlı Şanlı Bey için onur incitici bir görünüm olur. Neden bir bey bir beyin elini öpsün ki?
Bence bu iki nedenden dolayı Meydana çıkılıp, elini döşüne koyarak meydan selamlanıp, hepisi adına meydana niyaz edilerek gösterilen yere oturulur. Eğer bu gözle bakarsanız Cem’de ki düzenin aynen bu düzen olduğunu görürsünüz.
Bir inanç, bir din, bir yol, bir görenek, bir felsefe hangi toplumdan çıkmışsa o, o toplumda var olan geleneğin, sözün içeriğini kendine göre yeniden düzenler.
İslamın tarihsel olarak tarih sahnesine çıkıp, gelişimini inceleyin eskiden var olan gelenekleri kendine göre yeniden şekillendirdiğini görürsünüz. Mesela İslamdan önce yaşayan Arapların Kabeye Hacca gelip tavaf dedikleri şekilde yedi defa Kabe’nin etrafında dolanarak ibadet ediyorlardı, bu islamda da sürer; tavaf bir şeyin etrafında yedi defa dönmek demektir. Musevilik o topraklarda İslamdan asırlarca önce vardır, Musevilerin ibadet ediş biçimlerine bakın tıpkı Islamın ibadet ediş biçimleri gibidir.
İslamın içinde var olduğu toplumun dili Arapça olduğu için hem Kur’an’ın hemde İslam ibadetinin dili Arapçadır.
Aleviliği yayan, topluma anlatan aşıkların deyişlerdir. Alevi edebiyatı denilen Alevi aşıklık geleneğinin diline, tarihi gelişimine bakın ne göreceksiniz?
Alevi Edebiyatın temel taşını Yunus Emre atmış, kuruculuğunu Kaygusuz ABDAL ile Nesimi yapmıştır.
Bir pınarın doğup, yola çıkıp yolda yol alırken kendine karışan sularla birleşip, büyüyerek ırmak olması gibi Yunus Emre ile yola çıkan bu aşıklık geleneğide, Yunus Emre, ABDAL Musa, Kaygusuz ABDAL, Nesimi, Yemini, Virani, Hatayi, Kalender Çelebi, Pir Sultan, Kul Himmet’le yolculuğuna başlayıp, oradan bu günlere gelmiştir.
Bütün bu Alevi aşıkların deyişlerini söylediği dil, Alevi edebiyatının da Alevi ibadetinin de dili olmuştur. Bu dil içinden çıktığı toplumun dilidir kimse bunlara bir dil dayatması yapmamıştır bu dil Yunus Emre’nin deyişlerini yazdığı dildir buna bu gün Türkçe deniyor.
Sözlerimi Yunus Emre’nin Cemi yani Meydanı anlattığı deyişle bitiriyorum.
Aşk ile
*
YUNUS’UN DİLİNDE CEM
Yine geldi aşk elçisi yine doldu meydanımız
Yine teferrüc-gah oldu sağlı sollu dört yanımız
Yine mahfiller düzüldü yine badyalar kuruldu
Yine kadehler sunuldu esrih oldu bu canımız
Ev içi aşk ile doldu ulu kiçi âşık oldu
Canlarımız hayran oldu aşk tahtına binenimiz
Bir nicemiz Leylî oldu bir nicemiz Mecnûn oldu
Bir nicemiz Ferhâd oldu aşktan haber duyanımız
Meydanımız meydan oldu canlarımız hayran oldu
Her dem arş seyran-gâh oldu hazret oldu revanımız
Düşmüş idik ol kaldırdı birliğin bize bildirdi
İçimizi aşk doldurdu dürüst oldu imanımız
Sorar isen aşk nerdedir nerde istersen ordadır
Hem gönülde hem candadır hiç kalmadı gümanımız
Yunus aşkın vasfın söyler gerçeklere haber eyler
Mahrumların canı göyner eşker oldu pinhanımız.
***
Meydan: Cemler de daire (halaka) şeklinde oturulup, hizmetlerin yürütüldüğü alan, cemle aynı anlamda kullanılıyor
Teferrüc-gah: Gezinti, ferahlayış yer.
Mahfil: toplanma yeri
Badya: topraktan yapılan su ve içki içilen kap
Kiçi: küçük; büyük küçük demek istiyor
Revan: giden, ruh-
Pinhan: Gizli
Eşker: âşıkar, apaçık
Göynümek: kendi kendine içten yanmak
Abdülbaki Gölpınarlı Yunus Emre İş Bankası yayınlar
Sayfa: 141
+
Hüseyin Dedesoyun yazısının bağlantısı yani lingi:
https://www.facebook.com/100007811740892/posts/2558380947765605/?d=n
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













