Rıza AYDIN

KAÇTANE CAN YÜCEL VARSA O KADAR DA PİR SULTAN VAR

Rıza AYDIN
  24-06-2019 09:30:00

Son dönemde eksantrik buluşlar bulup, söz söylemek geçer akçe oldu.



Biraz yaş kemalete erince, çok sakin bir adam oldum halde bazan kafam atıp, o kapıdan kovduğum İrizaya dönüşeceğim diye korkuyorum.



Hiç sormayın, hani derler ya, “hırs gelince göz kızarır, gidince ’de  yüz kızarır” diye; hersim gidilince “ulan oğlum Rıza o halini beğendin mi, bu sana hiç yakıştı mı?” diyorum ama iş işten geçiyor.



Geçtiğimiz ayın başlarında Ankara’daydım, bir kız arkadaşımız, İbrahim Bahadır’ın sohbeti varmış gel birlikte gidelim dedi; oraya gittik. Oraya vardık ki, Dedekargınoğlu da orada, bir masa başında Cem olup muhabbete başladık.



Muhabbet gayet kıvamında gidiyor, söz sırası bana geldi, anlattığım konu daha anlaşılsın diye alışkın olduğum gibi Yunus Emre’nin bir deyişini şiir şeklinde okuyup, örnek verecek oldum. Orada dernek yönetimindeymiş bir arkadaş sözümü kesip, “Yunus Emre’nin musahip kardeşi var mı, Yunus Emre hangi ocağa bağlı” dedi.



Bilmiyorum dedim. “Bir ocağın talibi değilse Yunus Alevi değil, Yunus’tan örnek ver me” dedi.



Kafamın tastı bir attı, içimden 1977’lerdeki gibi, elindeki bardağı adamın kafasına çalıp, herife tekme tokat girişesim geldi. Kızdım ama sonra baktım yanımda Hüseyin dede var, kendi kendimi teskin etmeye çalıştım. Sonra oradan ayrılınca, günlerce kendi kendime düşündüm durdum, içimdeki o eski iriza’dan tam olaraktan kurtulamamışım diye hayıflandım.



Kaç yılıydı bilmiyorum. Edremit’e gitmiştim. İlhan Baş göz hocamın ziyaretine gittik, oraya vardık ki, hocanın Van üniversitesinden de iki konuğu var. Muhabbet biraz ilerleyince, Van’dan gelen konuklardan biri, benim Pir Sultan Derneğinde yönetici olduğumu öğrenince, “söyle bakalım kaç tane Pir Sultan var?” diye sordu.



“Kaç tane olacak, bir tane Pir Sultan var” dedim.



“Yok” dedi, “sen iyi araştırmamışın, ben araştırdım tam yedi tane Pir Sultan buldum.”



“Yedi tane Pir Sultan’ı nasıl buldun” dedim.



“Biri” dedi “Pir Sultan” diyor
Diğeri Abdal Pir Sultan diyor
Bir diğeri Pir Sultan Abdal diyor



Biri tanesi Banazlı, Banaz’da yazmış şiirlerini.



Diğeri ise taaa Tuna kenarında yazmış.



Biri çok asi, dik başlı, “Teber çekip zalimlerin kanını dökelim bakalım nicolursa olsun” diyor.



Diğeri yılgın.



Baktım adam Pir Sultan’ın her ruh halinde yazdığı şiiri bir Pir Sultana mal ediyor



Adama dedim ki.



Hocam, “bana bakar mısın” dedim.



Dönüp bana baktı.



Bak dedim benim adım Ali Rıza. Ben 1977’de, Dev-Genç başkanıydım, tek şarjörlü silah gezmezdim; acayip te sekterdim. Eğer sen benimle o zaman karşılaşıp, böyle konuşup, tartışmaya kalkışsaydın, ya kalkıp sana tekme tokat girerdim ya da ayaklarının altına iki tane patlatırdım. O zaman ki Rıza’yı tanısaydın eğer, bu gün karşılaştığın Rıza’nın aynı adam olduğuna tövbe inanmazdın.



“İnsan değişiyor. Pir Sultan da bir insandı” dedim.



Plahanov sanatçıyı etkileyen toplumsal psikoloji diye bir kavramı anlatır. Toplumsal psikoloji değişince sanatçının da ruh hali değişir. Değişen o ruh halini sanatına yansıtır.



Şimdi düşün, Safevi Devleti kurulduğundaki Pir Sultan’ın şiirlerine yansıyan ruh hali ile Çaldıran savaşı sonrası oluşan ortamda şiir yazan Pir Sultan’ın ruh hali aynı olabilir mi?



Yada “Sancak kalksın Kazova’ya dikilsin” diyen, Kazova’sı yakınlarında ki Cincife denen yerde Osmanlı ordusunu yenen Pir Sultan’ın şiirlerine yansıyan ruh haliyle, Sarız suyunun doğduğu, “Başsoros” denen yerde yenildikten sonra yazdığı şiirlerindeki ruh hali aynı olabilir mi?



Diyalektik olarak düşünürsen, bütün bu süreçler her insan gibi Pir Sultanı da etkiler; bundan dolayı da sanki farklı kişiler yazmış gibi farklı ruh halleriyle şiirler yazar. İdealist felsefeyi savunan insanlar, kişinin her halini dondurdukları için, Pir Sultanın her halini ayrı Pir Sultanlar var sanıyorlar. İşin esasında ise, bir tane Pir Sultan var ama yaşadığı dönemler değişiyor dedim.



Bence işin özü budur. Her dönemin toplumsal psikoloji sanatçıyı etkiler, sanatçı değişmez ama toplumsal psikoloji değiştiği işin sanatçının sanatına yansıyan ruh hali değişir. Bu konuyu en güzel Plehanov anlatıyor, bunu anlamak için onu okumak şart; ama şimdi burada onu anlatmaya kalkışırsam söz uzar.



Ben konuya diyalektik bir felsefe ile baktığım için şairlerin yaşadıkları dönemlerin ruhunu yansıttıklarını görüyorum. Bunu çok açık bir biçimde Dadaloğlu’nda da görürsünüz; İsyanın başladığındaki Dadaloğlunun şiirlerindeki ruh haliyle, isyan yenildikten sonraki Dadaloğlunun şiirlerindeki ruh hali apayrıdır.



Sanatçının yaşadığı çağa göre değiştiğini bir şiirinde Can Yücel çok güzel anlatıyor. Sözümü Can Yücel’in o şiiri ile bağlayım istiyorum:

“20 yaşında ben
35 yaşında ben
40 yaşında ben ve
Bu günkü ben dördümüz.



Birden 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.


40 yaşımın karşısına da ben geçtim.

Yirmi yaşım otuz beş yaşımı tutucu buldu.


Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.

Yatıştırayım dedim
Sen karışma moruk- dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan, üsten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.


Evinde içine ettiler

Bende kabahat
Niye çağırırsın tanımadığın adamları evine.”



Bilirsiniz böyle bir döngüyü Aşık Veysel’de, “Gezerken aklımın evine vardım, akıl gitmiş fikir evde yoğudu” diye başlayan şiirinde anlatıp sonran sözü, “Bunların hepisi mevcut Veysel’de” diye bağlar.



Bence işin özü bu, Veysel’in dediği gibi bütün bunların hepsi bizde mevcut. Ben bunu kendi içimde sürekli yaşarım, en büyük kavgam içindeki o çocuğa karşıdır.



O içimdeki “İriza” hiç büyümek istemez; isyankardır. Bir şey olunca, gözümün içine bakar, “dur ulan bok yeme otur oturduğun yere” diye onu azarlarım. Özellikle sevdiğim kadınlarla ayrılmayı sineme çekmem gerektiği zamanlarda, bana karşı çok isyan etmiştir ama bu günkü ben o günlerin İrizasını teskin edip yola getirmeyi başarabilmişimdir; ama birbirimize sarılıp ağlaştığımız da çok olmuştur. Ben Pir Sultanı hep özümde hissetmişimdir, onu da kendim gibi bilmişimdir. Onun türküleriyle bana gelen nefesi, her zaman benim moral kaynağım olmuştur. Onun için gayet inanarak söylüyorum ki, değişik dönemlerde yaşayan bir İriza olduğu gibi, değişik dönemlerde yaşayan bir tane Pir Sultan Abdal var.

Burada şunu da not edip, yazıya dökmek isterim. Bir gün Sennaz ebem bana sarılıp, bir ağıt ağladı ki demeyin gitsin. O zamanlar gençliğimin doruğunda, devrimci mücadeleye kendimi adamış, müthiş bir özgüveni olan biriydim. “Ebe niye ağlıyorsun” dedim. Yavrum seni rüyamda gördüm ona ağlıyorum dedi. Rüyaya falan inanmazdım ama yinede sordum, “ebe hayırdır nasıl gördün” dedim. Dediki, “yavrum” dedi, rüyamda bir baktım ki, okulun oradan bir adam, düşe kalka, permeperişan bir halde bize doğru geliyor. Onun o halini görünce içim acıdı. ‘Bu gelen kim’ dedim. Dediler ki, ‘bu gelen senin torunun İriza, bu hep böyle düşe kalka, permeperişan bir halde yaşayıp, gidecek” dediler. Onun üzüntüsüyle uyandım, ona ağlıyorum” dedi. Ben böylesi rüyalara falan hiçbir zaman inanmadım, halada inanmam ama ebemin rüyasının doğru çıktığını çoğu zaman düşünürüm.

Hatayi’nin bir şiirinde söylediği gibi, bazı insanların hayatı merdivenlidir, inişleri çıkışları vardır. Her döneminde farklı bir hayat yaşarlar ama o farklı görülen görüntülerin içindeki insan diyalektik olarak tektir.

Aşk ile

Rıza Aydın.
23 Haziran 2019 Pazar. Kaymak Köyü.

 

  Bu yazı 3035 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım