Rıza AYDIN

KIZILALİLERİN MUSTAFA

Rıza AYDIN
  15-06-2020 09:49:00

Hikayeyi meşhurdandır, iletişim dersinin final yazılısında, hoca öğrencilerine demiş ki, arkadaşlar, size bir soru soracağım, bilen geçecek, bilemeyen bu sezon kalacak.

Öğrenciler heyecanla bu önemli soruyu beklemeye başlamışlar.

Hoca demişki, Arkadaşlar her gün kantinde oturup, çayını içtiğiniz, size çay demleyip servis eden o yaşlı amcanın adını yazmanızı istiyorum, bunu bilen geçecek bilemeyen bu sezon kalacak demiş.

Bu kazık soruyu doğru cevaplandıran bir öğrenci çıkmamış. Herkes her gün çaycıyı görüyormuş, tanıyormuş, ama adını sorup öğrenme gereği duymamışlar.

İşte böyle, çoğu zaman olağan, sıradan böylesi şeylere dikkat etmeyiz, bu yüzden de bildiğimizi sandığımız şeyleri aslında bilmiyoruzdur.

Ernest Mandel’in bir yazısında okumuştum. Bir adam demişki, ben 40 yıldır bu semtte yaşarım, beni burada herkes tanır mesela şu şarküteriye her hafta uğrarım, bunlar beni görünce tanırlar demiş.

Dükkana girip, bu sayın bayı tanıyor musunuz diye sormuşlar, şarküteridekiler, “evet tanıyoruz, bu bay her hafta gelir bizden iki kalem pirzola alır” biz onu görür görmez iki kalem pirzolasını hazırlarız, o bizim için iki kalem pirzoladır” demişler. Onlar için bu sayın kişi, iki kalem pirzola demekmiş.

Bazen belki de çoğu zaman insanlarla ilişkimiz böyledir, onu görürüz, o bize tanıdık bir sima olarak gelir ama gerçekte onun kim olduğunu bilmeyiz.

Bu bahar Adana’da ehliyet için rapor alacaktım hastanede sağlık kurulu heyetine gittim; bir çok Servisi gezdirdiler. Göz doktoru, görme  alanımı ölçtürmek için bir üniteye gönderdi. O üniteye vardım, oradaki görevli “o Rıza abi hoş geldin” dedi. Beni nereden tanıyorsun dedim, “1 Mayısta abim ‘işte çolak Rıza bu’ diye seni göstermişti, o kadar tanıyorum” dedi. Peki bana niye “çolak Rıza” dendiğini biliyor musun dedim, “hayır bilmiyorum. Tek bildiğim, abimin seni bizim çolak Rıza diye gösterip, sana sevgi göstermesidir” dedi.

İşte hal böyleyken böyle. Yani tanıdığımızı, bildiğimizi sandığımız bir çok şeyi üstün kötü biliyoruz ya da bildiğimizi sanıyoruz.

Dün şöyle bir şey oldu.

Her gün sabah erkenden, tankerle bizim kapıya süt almaya gelen bir genç var. Merdan süt verirken bazen yanlarına varıyorum, o beni Merdan’ın abisi olarak biliyor bende onu sütçü Mustafa diye biliyorum çünkü Merdan ona “sütçü Mustafa” diyor.

Bugün sütçü Mustafa gelince, yanına vardım, Mustafa senden bir ricam olsa yapar mısın dedim. “Olacak bir şeyse niye yapmayım abi” dedi.

Dedimki Adana’dan bir arkadaş bana kitap getirdi, kitapları yolun üzerinde ki petrole koymuş, yarın gelirken onu getirir misin dedim.

“Hay hay, yalnız yarın sabah beni arayıp hatırlat” deyip telefon numarasını verdi.

Telefonu yazdım. Mustafa seni ne diye yazayım soy Aydın ne dedim. Abi beni soy adımla köyde bile kimse tanımaz ama  Kızıl Alilerin Mustafa dersen herkes bilir, sen beni Kızıl Alilerin Mustafa diye yaz” dedi. Hangi köylüsün dedim, Elmallıyım dedi.

Nereden geliyor bu “Kızıl Alilik” dedim.  Ne bilirim abi işte, bizim obayı, soyu kuran Kızılbaşmış onun için Kızılaliler derlermiş, bunu saklamaya ne gerek var dedi.

“Muhsin Yazıcıoğlu gille akrabasınız o zaman” dedim.

Muhsingille babam emmideş, köyde onlara da bizim gibi Kızılaliler derler dedi. Südü aldı gitti.

Kızılalilerin Mustafa gidince arkasından düşündüm, uzaktan tanıdığımızı sandığımız herkesin bir hikayesi var, biz aslında tanıdığımızı sandığımız kişileri üstün körü tanıyoruz dedim kendi kendime.

Bu bana eskiden Urum diyarı denilen bu Anadolu halkının içinde gizlenen bir gerçeğini gösterdi. Anadolu’da yaşayan Türkmenlerin hepsi değilse bile büyük bir çoğunluğu Kızılbaşmış, sonra şu ya da bu nedenle süreç içinde Sünnileşmiş. Tele1 Televizyonunda Cemil Kılıç’ın programlarını izliyorum, sizede tavsiye ederim izleyin,  Sünnilik diye bilinen Diyanet İşlerinin temsil ettiği ekolün ne menem bir Emevi geleneğini olduğunu çok güzel anlatıyorlar; aynı şeyi İhsan Eliaçık  da yapıyor bunu vakti zamanında, rahmetli Yaşar Nuri Öztürk de yapardı. Bizim de bu hakikati Sünnileşen Türkmenlere tekrar anlatmalıyız. Bunları bilen, mantıklı düşünen Türkmen Emevi geleneğini bırakıp, atalarının inancı olan Kızılbaşlığa gelebilir; bu ham bir hayal değil bunun için çalışmak gerekir. Sünnileşen  Türkmenlerin tekrar atalarının inancına gelmeleri, hem Türkiye Cumhuriyeti için hem de Türkiye’nin çağdaş, laik, Avrupa Birliği standartlarında bir ülke haline gelmesi için önemli bir kilometre taşı olacaktır.

Aleviler ne istiyor?

İşin özüne bakarsan Aleviler kendileri için bir şey istemiyor. Aleviler bu memleketin,  Avrupa Birliği standartlarında çağdaş, laik, insan haklarına dayalı, demokrasi hukukunun egemen olduğu bir Türkiye olmasını istiyorlar. Bu olursa,  “Yol bir sürek binbir” diyen Aleviler kendi içsel sorunlarını kendi içlerinde muhabbet ederek, Türkiye’de oluşacak olan Çağdaş, Laik, Demokratik hayatın uyumlu bir parçası olarak yaşamlarını sürdürürler.

Aleviliğin temel programı: “Eline, Diline, Beline” sahip olmaktır; bu kısaca baş harfleri bir araya getirilerek “EDB- yani Edeb” diye anlatılır.

Bu temelde Alevilerin acil talepleri ise şunlardır:

-Zorunlu Din dersleri seçmeli olsun

-Diyanet İşleri Başkanlığının devletle bağı kesilip, özerk hale getirilsin

-Cem evleri ibadet yeri olarak kabul edilsin

-Madımak Oteli Alevi katliamlarının kınandığı bir müze haline getirilsin

-Kusaca, AİHM kararlarına uyulsun

Alevilerin devletten- dolayısıyla da toplumdan talep bunlardır. Bunlar kabul edilirse, Aleviler kendi inanç içi sorunlarını “Yol bir sürek binbir” düsturu içinde muhabbet ederek kendileri  sorunlarını çözerler.

Alevilerin kendi inançları ile ilgili yani inanç içi sorunları ile toplumdan dolayısıyla da devletten istediği programatik taleplerini birbirinden ayrı olarak ele almak şarttır.

Aleviler inanç içi sorunlarını kendi içlerinde muhabbet ederek yol alırlar, önemli olan Alevilerin devletten istediklerinin yerine getirilmesidir; bunları yukarda madde madde sıraladım. Aslında AİHM kararları uygulansın, Alevilerin sorunları büyük ölçüde çözülür.

Burada apayrı bir konu olarak şu hususu belirtmek gerekir. Avrupa ülkelerinde farklı bir durum var. Avrupa ülkelerine Asya’dan, Afrika’dan gelen Afganlılar, Pakistanlılar, Araplar vb “İslam Birliği” çatısı altında örgütlenmişler. Avrupa’daki bu İslam Birliği örgütleri içinde, Asya’dan, Afrika’dan gelen her türlü Şeriatçı insanlar yapılar kümelenmişler, bunların içinde Alevilerin barınma şansı yok; bu yüzdende Avrupa’daki Aleviler İslam Birliği adı altında örgütlenen Şeriatçı yapılardan her anlamda uzak durmalılar. Avrupa’daki İslam Birliği örgütleri, Asya’dan, Afrika’dan gelen her türlü Şeriatçı insanların kümelendiği, bizim Diyanet İşleri teşkilatından bile bin beter Şeriatçı yapılar. Bunlarla Alevilerin hiçbir yakınlığı olamaz, olmamalıda. Avrupa’da “İslamın içi -İslamın dışı” tartışmasının özü bu; bunlar Alevileri bu Şeriatçı örgütlerin içine çekmek istiyorlar bu yüzden de Aleviler Avrupa’da İslam Birliği denilen kurumlardan uzak olmalılardır.

Bu düşüncelerimi süreç içinde genişleten yazılar yazacağım.

 

Aşk ile

 

Rıza Aydın

15 Haziran 2020.

 

  Bu yazı 17691 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım