MUHARREM SOHBETLERİ
Rıza AYDINMuharrem ayı Aleviler için hem Matem ayıdır hemde muhabbet ayıdır. Dünyada Alevilerden başka muhabbet ayı olan başka bir topluluk daha yok.
Muhabbet canlı bir organizmadır. Muhabbette her kişi usulüne uygun destur alıp, aklına takılan soruyu sorar muhabbet öyle şekillenir. Alevi eğitiminin temeli muhabbet camidir; Aleviler üç canın bir olup muhabbet etmesine de Cem derler, üç can bir can sözü buradan çıkmıştır. Alevilikte muhabbetin yeri büyüktür bunun için Nesimi, “Gerçek aslımız sorarsan biz muhabbet geliriz, kabdan kaba dökülürüz aşk ile hasıl oluruz” der.
Bu yılki Muharrem sohbetlerinde Anadolu’daki Alevi hareketinin tarihi içindeki gelişim sürecini konuşalım istiyorum; destur olursa önerim bu.
Her inanç yaşadığı coğrafyadaki tarihi olaylar içinde kendi kendini var eder; hem tarihten etkilenir hemde tarihi etkiler.
Bunu Anadolu tarihinin gelişimi içinde Aleviliğin gelişim sürecini izleyerek muhabbetimizi sürdürelim.
Avelerilerin Anadolu tarihi içinde bariz alarak ilk görülmeleri 1239’da başlayıp 1240’da bastırılan Babayi hurucudur.
Baba İsak ile Baba İlyas önce küpünde başlayan Babayi eylemi bastırılınca, Babayi hareketinden sağ kalanlar Selçuklu Devletince aranmaya başlıyorlar. Bu dönemde Babayi isyanından sağ kalanlar kendilerini gizleyerek yaşıyorlar; Hacı Bektaş’ın bu gün “Delikli taş” diye bilinen mağara civarında yaşadığı dönem bu dönem. İşte tam bu sırada, Anadolu’ya Moğol akınları başlıyor. 1243’de yapılan Kösedağ savaşında Moğollar Selçuklu devletini ezip geçiyor.
Kösedağ savaşında yenilen Selçuklu ülkesini Moğollar istila etmeye başlayınca Selçuklu Devletinde uç boylarındaki Türk oymakları beylikler kurmaya başlıyorlar; Türk töresinde bir beyin, hutbe okutup, sikke bastırması devlet olduğunu ilan etmek anlamına geliyor. Böylece yirminin üzerinde Türkmen beyliği kutuluyor.
Anadolu’da bu süreç yaşanırken Anadolu’yu doğrudan etkileyen bir gelişmede Mısır’da yaşanıyor; 1250’de Mısır ordusundaki bir nevi paralı asker bir nevide köle konumundaki Türkmen askerler, isyan edip, Devleti ele geçirerek, Memlüklüler Ya da kölemen adıyla bilinen Devleti kürüyorlar; bu Devletin asıl adına: “Et devlet et Türkiye” diyorlar. Memlukluların kuzey sınırı, Tarsus ile Elbistan’a kadar uzanıyor. Dulkadiroğlu Beyliği ile Ramazanoğlu Beyliği, Memluklulara bağlı olarak kuruluyorlar.
Dağılmaya başlayan Selçuklu coğrafyasında, beylikler kurulmaya başlayınca, Selçuklu Devletince aranmakta olan Babayiler de rahatlayıp, yeniden toparlanmaya başlıyorlar. İşte Hacı Bektaş Velayet Namesi Babil’lerin Hacı Bektaş etrafında nasıl birlik sağlandığını anlatır. Ben “Ihtırıcı” başlıklı yazımda bu süreci anlatmıştım.
Hacı Bektaş Velayet Namesinde Hacı Bektaşın lakabının bu dönemde “Ihtırıcı konduğunu” yazar; Hacı Bektaş Ihtırıcı diye anılmaya başlanır. Ihtırmak kişileri bir yere toplayıp, örgütleme anlamına geliyor.
Ihtırımcı diye anılan Hacı Bektaşın etrafında birlik olan Babayi isyanından sağ kalanlar, Hacı Bektaş Dergahını kurup, onun çatısı altında birliklerini sağlıyorlar. Bunun için Hacı Bektaş Dergahı “Serçeşme” diye anılıyor.
Bu süreçte Anadolu’da kurulan Türkmen beylikleri, kendi içlerinde mücadeleyede başlıyorlar.
Adlında Beylik densede birer devlet statüsünde olan bu Beyliklerin tümünde Babayilerin hem katkısı hemde etkisi var; bu anlamda 1300 yıllarından Sonra kurulan Osmanlı beyliğinin oluşmasında da bu etkinin olması normal; burada abartılacak hiç bir şey yok.
Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta şu: Vileyet Namede Hacı Bektaş'ın "Rum ülkesine Türkmen içinde Zülkadirli ilinde Bozok'tan girdi" diye ifade edilir (Hacı Bektaş -İbrahim'i Hacı bölümüne bakınız)
O zaman Dulkadirli ülkesi Memluklu devletinin himayesi altında ya da şöyle diyelim onların himayesinde oluşuyor.
Hacı Bektaş, Serçeşmemiz olan Dergahını Dulkadiroğlu oymağının etkin olduğu coğrafya içine oluşturuyor.
Hacı Bektaş'a, Dergahın yerinin değiştirilmesi üç defa öneriliyor üçünü de reddediyor ( bakınız Velayet name Hırkadağı bölümü).
Hacı Bektaş 1272 ya da 1273 de ölüyor. Hacı Bektaştan sonra, Hacı Bektaş’ın Saru İsmail’e söylediği vasiyetinde, benim yerime Fatma ananın oğlu Hızır Lale Civan geçsin diyor.
Hacı Bektaşın dünyadan göçmesinden Sonra, Kızıldeli
Adıyla bilinen Hızır Lale Civan İle Abdal Musa, Bulgaristan’ın Dimitoka bölgesinde Kızıldeli Dergahını kürüyorlar.
Abdal Musa, Kızıldeli Dergahı kurulduktan Sonra, Teke Beyliğine gelip, bu günkü Antalya’da Abdal Musa Dergahını kürüyor. Bu üçüncü Dergahımız oluyor.
Abdal Musa Dergahından sonrada, Abdal Musa’dan el alan Kaygusuz Abdal, yanındaki 40 Derviş’le beraber Kahire’ye gidip, Kasrul Ayn diye anılan, Mukaddem dağındaki dördüncü Dergahımızı kürüyor. Kaygusuz Alevi Edebiyatının kurucusu kabul ediliyor, çağının en yetkin kişisi. Kaygusuz Abdal’ın 1420’den sonra öldüğü kabul ediliyor.
Aşık Veli, Zülfü Livaneli’nin de söylediği için çok bilinen deyişinde: “Velim aydur, dört Dergahtan evveli, Pirim Hünkar Hacı Bektaşi Veli” diyor.
Dikkat ederseniz Alevilerin bu dergahlarının dördü de Osman Oğulları hanedanlığının dışında kuruluyor. Kuruluş sürecinde Dergahların Osmanlı Beyliği İle bir bağı ya da ilişkisi yok. Bunun için Ömer Lütfi Barla’n gibi kimi yazarların, “Kolonizatör Türk Dervişler” diye kitaplar yazı Alevi dervişleri Osmanlı’nın öncü kuvveti, onun ajanları gibi göstermesi külliyen yanlıştır. Bu dervişler inanç abideleridir.
Bu tarihsel süreçte yol alarak yolculuğumuzu sürdürelim.
Bu süreçte, Osmanlı Beyliği, Bizans kralı ile Sırp kralı başta olmak üzere Avrupa Beyleri ile ittifaklar kurarak Rum diyarındaki bu Türkmen beyliklerini işgal edip ilhak etmeye başlıyor.
İşte bu gelişmelerin üzerine, Yurtlar - ülkeleri Osmanlılar' tarafından ilhak edilen Türkmen devletlerinin önderleri, kurtarıcı olarak Timur'a başvuruyorlar. Karaman oğlu Mehmet Bey’in yazdığı mektup ile Timur'un haki payına gidiyorlar.
Sonuç olarak Timur, Osmanlılar tarafından ülkeleri işgal edilen Türkmen devletlerinin (beyliklerinin) daveti üzere, Yıldırım Beyazıd'dan bu beylikleri kurtarmak için Osmanlı'ya savaş açıp Rum diyarına yürüyor.
1402'deki Ankara savaşında Beyazıd'ın etrafında Sırp kıralı, Bizans Prensinden oluşan bir Balkan federasyonu oluşurken, Timur'un etrafında Türkmen Cephesi oluşuyor.
Savaş anında da Osmalı ordusunda bulunan Türkmen askerlerinin, Timur'un safına geçmesi sonucu Ankara savaşını Timur kazanıyor; bu halin anlaşılması için Machiavelli’yi okumak gerekiyor.
Timur'un Urum diyarı denilen Anadolu'ya gelişinde ona en büyük yardımı, öncülüğü Akkoyunlu federasyonunun temsilcisi olan Uzun Hasan'ın dedesi meşhur Kara Yülük Osman Bey yaptığı için, Tımur Diyarbekir ülkesini Akkoyunlulara veriyor (bakınız Walter Hınz, Şeyh Cüneyd ve Uzun Hasan kitabı). Diyar’ı Bekr o zaman bir ülke başşehri Tiğran, bu günkü Diyarbakır’ın adı o zaman Kara Amid.
Ankara savaşını kazanan Timur, Türkmen beylerine verdiği sözü tutup, bu devletleri kendi yerleri olan bölgelerde tekrar kurdurup gidiyor. Dukas, Şikarı, Aşıkpaşa, Hadidi, Vb bütün tarihçiler bu tarihi aynen böyle anlatıyorlar, isteyen oralara bakabilir. (“Anadolu Tarihinin Gizlenen Yanı” adlı kitabım “Çelebiler Zamanı” adlı kitaplarımda bu konu ayrıntılı olarak anlatılıyor)
Timur, Ankara savaşından sonra Anadolu’dan giderken, Erdebil’de Safevi Dergahının Şeyhi, Şeyh Ali Baba ile görüşüyor. Şeyh Ali babadan çok etkilenen Timur, Şeh Ali’nin isteği üzere Osmanlı’dan aldığı kimi kaynaklarda 30 bin, kimi kaynaklarda da 40 bin diye geçen savaş esirini Safevi Dergahına bağışlıyor. O dönemde nüfus çok az, birçok ilin nüfusunun beş bini geçmediğini düşünürsek bu sayı muazzam bir şey.
Timur’un bağışladığı bu esirleri, Safevi dervişleri “rahleyi tedrisattan geçirip” yani eğitip, herkesi eski yurtlarına yani Anadoluya gönderiyorlar. Anadolu’ya gelen bu kişiler, kendi çocuklarını da eğitim için Erdebil Dergahına gönderiyor. Bunlar Safevi Dergahının Anadolu’daki taraftarları olup, Safeviler’in çalışmalarını yürütüyorlar. Anadoluda Şah İsmail Safevi Devletini kurunca, onun destekleyicilerinin bir kısmı Timur’un Safevi dergahına bağışladığı bu savaş esirlerinin çocuklarıdır; bu süreç iyi bilinmezse Anadolu’daki Safevi etkisi anlaşılamaz.
Safeviler’in Yani Şah İsmail’in Anadolu’daki etkisini anlamak için burada şu ayrıntıyı da söylemem gerekiyor. Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan, Safevi Şeyhi, Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd’i Akkoyunlu devletinin başşehri olan Diyarbakır’a davet edip, onu bacısı İle evlendiriyor.
Şeyh Cüneyd ile Uzun Hasan’ın bacısının evliliğinden Şeyh Haydar dünyaya geliyor. Şeyh Haydar Safevi Tarikatının taraftarlarını 12 dilimli, “Tacı Haydar” denilen Kırmızı börk giydirdiği için, bundan sonra bunlara “Kızılbaşlar” deniyor; Kızılbaş tabiri buradan çıkıyor.
Uzun Hasan, bacısınında oğlu olan Şeyh Haydarı kızı İle evlendiriyor. Bu evlilikten de, Şeyh Yar Ali, Şah İsmail ile Şeyh İbrahim dünyaya geliyorlar.
Uzun Hasan ölünce, Uzun Hasan’ın oğulları arasında çıkan taht kavgası sırasında Uzun Hasan’ın oğulları ölüyor, Akkoyunlu Devletinde ileri gelen Türkmen oymakları, Erzincan’ın Sarı yayla denen bölgesinde düzenleledikleri kurultayda, Uzun Hasan’ın kızınınında oğlu olan Şah İsmail’in etrafında birleşip, Kızılbaş Safevi Devletini kuruyorlar. Bu tarihi süreci bir bütün olarak görmezsek, tarih anlaşılamaz deyip başka bir baba geçiyorum.
Ankara Savaşında Türkmen'lerin Timur'u desteklemesi sonucu yıkılan Osmanlı devleti on ya da on bir yıl sonra tekrar oluşuyor; buna ikinci Osmanlı Devleti demek gerek.
Osmanlı Devletinin bu ikinci kuruluşu, devşirmelerin etkisi altında oluyor. Bunlar, yani bu devşirmeler bundan sonra Türkmenlere iyi gözle bakmıyorlar; bu konuyu Faruk Sümer, “Safevi Devletinin kuruluşu” ile “Oğuzlar” adlı kitabında çok güzel yazmış; konuyu merak eden oradan okumalı.
Osmanlı Devletinin ikinci kuruluşundan sonra genel olarak Türkmenler özel olarakta “Işık tayfesi” denen Kızılbaşlar övey evlat muamelesi görüyor; birini aşağılamak için ona "Terk" demek yetiyor, “Terk” Arap aksanına göre “Türk” demek, Terk'in çoğulu Etrâk; "etrâk-ı bi idrak" tabiri buradan geliyor (Konu için Yusuf Akçura'nın, "Yeni Türk Devletinin öncüleri" kitabına bakın)
Osmanlı Devleti ikinci kez kuruluşundan sonra, tekrar güçlenince Anadolu'daki bu devletleri tekrar işgal etmeye başlıyorlar. Bu işgallerden dört ya da beş yıl sonrada ülkesi işgal edilen Beyza'da ailelerin Önderliğinde Osmanlı'nın işgaline karşı bir başkaldırı oluyor; bu başkaldırılara o zaman "huruç etmek" deniyor.
Bu isyanların tümü, ülkeleri işgal edilen yerel halkın başkaldırısıdır ; din - iman savaşı değildir yani.
Osmalı Devletinin en son işgal edip, ilhak ettiği ülke Dulkadirli ülkesidir (tarih 1522).
Dulkadiroğlu devleti, resmi olarak 185 yıl yaşıyor. Dulkadiroğlu Devleti 1522'yılında Osmanlı Devletince ilhak ediliyor.
Dulkadıroğlu devletinin ilhakından beş - altı yıl sonra, Önce Dulkadirli beyzadelerinden Baba Zünnün önderliğinde bir başkaldırı (isyan) başlıyor, bu isyancılar bundan bir yıl sonra başlayan Deli Dündar ile Kalender Çelebi önderliğindeki
Hareketle gelip, Kazıvada katılıyor; o çağda yaşayan Pir Sultan bunun için “Sancak kalksın Kazovaya yerleşsin” diyor.
Bence Kalender Çelebi, ne kadar manevi lider olsada, Dulkadiroğlu beyzadelerinden Deli Dündar önderliğindeki harekete destek oluyor. Kalender Çelebi buraya katılımıda bu hareketin başlamasından sonradır. Yani bu savaş, bir din - iman savaşı değil Osmanlı'nın işgaline karşı Dulkadiroğlu ülkesinin hanedan ailelerinin önderliğinde başlatılan bir savaştır; o zamanlar buna "huruç etmek" deniyor.
Yukarda cep telefonumla kısaca yazdığım gibi isyan denilen bu başkaldırılar, ülkeleri işgal edilen halkın doğal, haklı baş kaldırışıdır. Konu bu perspektifle yeniden konuşulup yazılmalıdır. Kalender Çelebi'nin 1527 yılındaki huruç hareketi bastırıldıktan sonra, bu çapta bir hareket daha yapılamıyor. Bundan sonra Osmanlı zulmüne tepkiler sosyal eşkiyalık şeklini alıyor.
Osmanlı padişahı Kalender ÇELEBİ isyanından 23 yıl sonra yani 1550’de ya da 1551’de Serçeşmemiz olan Hacı Bektaş Dergahına kaynı Sersem Ali babayı atıyor, bu atama günümüzde belediyelere yapılan kayyum atamalarına çok benzer; Çelebiler ile Pir Sultan gibi Alevi önderleri, “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” diye bu atamaya karşı geliyorlar. Böylece Alevilikte yol ayrımı; Babagan ÇELEBİ ayrımı tarih sahnesine çıkıp, yaşanmaya başlıyor. İşte bu mücadele sürecinde bir ihbarla yakalanan Pir Sultan mahlasını kullanan Koca Haydar, 1563’lü yıllarda asılıyor. Bu tarihi Çelebiler zamanı adlı kitabımda ayrıntılı olarak yazdım. Bundan sonrada yazacağım.
Aşk ile
Rıza Aydın
31 Ağustos 2019 Kaymak Köyü
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













