Rıza AYDIN

SERÇEŞME’NİN TARİHİ

Rıza AYDIN
  10-09-2019 08:01:00

Serçeşmeni tarihi üzerinde muhabbet açanların diline sağlık dedikten sonra da bildiğim bazı bilgileri sunmak istiyorum.

Ekli olarak sunduğum harita 1360 sonrası İle 1400 yılları arasındaki Anadolu’nun haritasıdır. Harita Anadolu’da bu tarihlerde var olan devletleri gösteriyor.

Bu haritanın iyi incelenmesini öneriyorum. Unutmayalım ki “şeytan ayrıntıda gizli” derler üstatlar.

1522 yılına kadar, ne Anadolu’ya ne de bugün Hacıbektaş adıyla anılan coğrafyaya, Osmanlı Beyliği (ya da Osmanlı Devleti) hakim değildi, Anadolu’da yirmiden fazla Türkmen Beyliği vardı. Osmanlı Beyliği bu beyliklerinin tümü işgal etti; Bilinmesede Anadolu’nun asıl tarihi budur. Bundan dolayıda 1522 yılına kadar oralardaki imar işlerini Osmanlı Devleti değil de oraya hakim olan diğer devletler (diğer beylikler döneminde) yapılmıştır; işin doğası böyledir. Osmanlı Hanedanlığının -kendi başkentleri olan Bursa hariç- Anadolda yaptığı hiçbir tarihi eser bulamazsınız.

Mesela asıl adı Hızır Lale Civan olan Balım Sultan’ın Türbesi 1516-1517 yıllarında Dulkadiroğlu beyi Şahsuvaroğlu Ali Bey tarafından yaptırılmıştır.

Hal böyleyse ki böyledir, Hacı Bektaş Dergahının Seyit Ali Sultan - Kızıldeli diye ünlenen -asıl adı Hızır Lale- ile ABDAL Musa tarafından yaptırıldığı tezi doğrudur. Bu bilginin böyle verilmesini öneriyorum.

Hacıbektaş kasabasının olduğu bu coğrafya, 1522 yılında Osmanlı Devleti tarafından ilhak edilip, Osmanlı toprağı sayılmaya başlanıyor; bu kesin net bir bilgidir.

Dergaha, 1550 yılında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Server Paşa diye bilinen üst seviyede devlet görevlerinde bulunmuş, mirimiranlık yapmış olan, ilk nikahla eşi, Arnavut kökenli Mahi Devranın abisi, padişahın emri ile boğdurulan Şehzade Mustafa’nın da dayısı olan, Alevi dünyasında “Sersem Ali baba” lakabıyla tanınan Server Paşayı atayana kadar Dergah Çelebiler tarafından yönetilmiştir. Bundan dolayı Çelebilerin yönettiği döneme “Çelebiler Zamanı” denir, bende öyle diyorum.

1550’de, padişah tarafından atanarak Dergahı yönetmeye başlayan Dedebabalara bağlı olanlara “Babaganlar” da denir.

Dergah 1826 yılında Dedebabalar ya da Babagan Bektaşiler denilen gurubun elinden alınıp, bu dönemde de Nakşibendi Tarikatine verilmiştir; Nahşibendi tarikatı 1834’de Dergahın eskiden Cem yapılan salonunu Camiye çevirerek oraya cami Minaresi yaptırmıştır; Dergahta ki cami minaresinin yapılış tarihi minarenin üzerinde 1834 diye yazmaktadır.

Cumhuriyet kurulduğunda, bu günkü Hacıbektaş ilçemizde üç dini kesimin temsilcisi bulunuyordu; bunu Cemal Bardakçı “Kızılbaşlık Nedir” adlı kitabında yazar.

1- Dergahın mülkiyetini elinde bulunduran Nakşibendi şeyhi

2- Nakşibendi şeyhine rağmen, Dergahta çalışmalarını yürüten Salih Niyazi Dedebaba başkanlığındaki 40 kişilik dervişlerden oluşan Babaganlar; Arnavut kökenli olan bu 40 Derviş’ten sadece biri Türkmüş.

3- Dergahın dışında olmasına rağmen, Alevilerin pir kabul edip bağlılıklarını sürdürdüğü Postnişin ÇELEBİ Çemalettin Efendi yani ÇELEBİLER - yani Hacıbektaş postnişini.

Cumhuriyetin kurucu iradesi Dergahı, bu üç guruptan birine vermek yerine kapatmıştır; Dergah kapatınca, Hacıbektaş kasabasına dışardan gelip, Dergaha bağlı olarak yaşamlarını sürdüren Babaganlar ile Nakşibendi şeyhleri Hacıbektaş kasabasını terk etmişler, kasabanın yerli, köklü geleneğinin temsilcisi olan ÇELEBİLER ise Hacıbektaşta kalmışlardır. Hal böyledir.


Not: Abdülbaki Gölpınarlı, Velayet Name’ye yazdığı sunuş yazısında Hacı Bektaş’ın, 1270- 1271 yıllarında öldüğünü söylüyor, bakınız sayfa, XXIV - XXIX.

Aşıkpaşazade de Hacı Bektaş’ın hiçbir Osmanlı Padişahı ile görüşmediğini yazar, Aşıkpaşaoğlu’nun yazdıklarının sayfalarınıda alta koyuyorum.

*
*
Sevgili dostlar

Benim kimse ile bir sorunum yok; ben hakikat aşığıyım, babam biz hakikat avcısıyız derdi

Benim çelişkim daha doğrusu hareket tarzım, konuyu araştırmaya başlamam şuradan çıktı.

Rahmetli babamla Hacı Bektaş dergahındaki, Dedebabalar ile Çelebiler arasındaki ayrılığı konuşurduk.

Hacı Bektaş geleneğinin 1240’lı yıllarda başladığını düşünürsek, bundan sonra tam 310 yıl yani 1550 yılında Sersem Ali diye bir adamın Dergaha gelip, 300 yıldır süren geleneği bozup, siz yanılıyorsunuz, Çelebiler Hacı Bektaşın sulpundan gelmez yani onun evladı değildir deyip, ÇELEBİLERİ Dergahtan çıkarana kadar (kovuyor demeye dilim varmıyor), Dergahı Çelebiler yönetiyor, bu zamana kadar her hangi bir ayrılık yok, ayrılık Sersem Ali’nin Dergaha gelmesi ile başlıyor, Yolda ayrılık böyle başlıyor; bunun nasıl olduğunu anlamak istiyorsanız AKP’nin seçilen Belediye başkanlarını görevden alıp, yerine kayyum atamasını inceleyin, Buda aynen öyle bir şey.

Babam bunu anlatınca, baba bu Sersem Alı Baba nasıl bir adammış, gücü nereden geliyormuş, biri gider onu öldürdürür derdim; babam bilmiyorum yavrum kimse bir şey yapamamış derdi.

İşte ben bunu araştırdım. Bunu araştırınca gördüm ki, Sersem Ali Baba denen adam Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı; adamın arkasında koskoca Osmanlı Devletinin gücü var ; Alevilikte yol ayrılıkları yazımda bunu yazdım.

Buradan kalkıp, araştırınca gördüm ki, Dedebabaları, Osmanlı Devleti o makama atıyor; adamlar devlet adamı.

Dedebabaların Osmanlı Devletince atandığını, Hem Cevdet Paşa tarihi yazıyor, Hem İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Kapı Kulu ocakları kitabında yazıyor, hemde bunları kendiside bir Dedebaba olan Bedri Noyan yazıyor; Dedebabalar Osmanlı devletince atanırdı diyorlar. Durum böyleyse ki böyledir, ben bunu nasıl anlatayım?

Ben Dedebabalar devletin ajandır demiyorum, ajan dediğin adam gizli olur, bunlar açık, aleni devletin atadığı devlet adamlar tıpkı belediyelere atılan kayyumlar gibi.

Gerçeklik buysa ki bu, bunu olduğu gibi, eğip bükmeden anlatmamın neresi yanlış; bu birilerini niye rahatsız eder, İnan’ın anlamıyorum.

Ben olup biteni, olanı, olmakta olanı olduğu gibi anlatıyorum. Bundan kim rahatsız olursa olsun, hiç umurumda değil. Bana göre teori, doğada ya da toplumda oluşan bir şeyi, ona hiçbir şey katmadan olduğu gibi aksettirebilmektir.

Bilmem anlatabildim mi?

***

Buraya 2019’da şu bilgiyide eklemek istiyorum.

Kanunu Sultan Süleyman döneminde sadece Serçeşmemiz olan Hacı Bektaş Dergahı bölünmemiş, bu gün Yunanistan sınırları içinde olan Kızıldeli Dergahı da bölünmüş.

Rıza Yıldırım Kızıldeli Dergahındaki bölünmenin nedenleri bilmeden sonuçlarını “Bektaşiliğin Doğuşu” adlı kitabında anlatıyor. Kızıldeli Dergahı ikiye bölünüşünü şöyle anlatıyor:

“Esasen benim benim bildiğim arşiv kayıtları içinde iki ayrı tekkeden bahseden en eski belge 1819 tarihlidir. Burada ayrı ayrı post-nişinleri olan ancak aynı vakıf içinde (Kızıldeli vakfı) yer alan “Tekke-i Zir” ve “Tekke-i Bâlâ”dan bahsedilmektedir. ... Demir Baba Velâyetnâsi’ndeki hikaye tekkenin ikiye bölünmesinin I. Sûleyman döneminde olduğunu söylemektedir” sayfa 236-237

Bu bölünmeye ilgili şöyle diyor Rıza Yıldırım: “En azından 16. yüzyılın ilk yarısında, bu iki tekkede yaşayan dervişlerin birbirlerine pek iyi gözle bakmadıklarını anlaşılmaktadır. Dergâh bünyesinde meydana gelen bu bölünmenin sosyal - kültürel ve/veya doktrinsel sebepleri hakkında bilgimiz yok” Sayfa 240-241. Bence bunun nedeni çok açık bunun nedeni İşgalci Osmanlı Devletinin buralara kayyum atar gibi işbirlikçi adam atamasıdır.

Osmanlı Devleti Kızıldeli Dergahında da işbirlikçilerine, bunlar Ehli Beyit soyundan “Seyyid”dir diye belgeler dağıtmış. Rıza Yıldırım, Kızıldeli Dergahında “Seyyid” belgesinin verilmesi İle ilgili şunları yazıyor; bu saptamalar çok önemli.

“Dikkat çeken bir başka husus da 16. yüzyıl ortalarından önce arşiv kayıtlarında vakfın mutasarrıfları için “Seyyid” unvanının kullanılmamasıdır. Tesbit edebildiğim kadarıyla Kızıldeli evlatları için “Seyyid” unvanının ilk defa 18 Zilhicce 975 (14 Haziran 1568) tarihli bir hükümde kullanılmaktadır. (sayfa 228)

Rıza Yıldırım’ın kitabında yaptığı şu saptamalarını da burada anmak konun açıklanması için önemli olacağını düşünüyorum:

“Son olarak dikkat çekmek istediğim bir husus Kızıldeli’nin kendisiyle ilgilidir. Mevcut en eski belge konumunda bulunan 1412 tarihli Musa Çelebi’nin bitişinden itibaren görebildiğim bütün arşiv kayıtlarında şeyhin adı Kızıldeli olarak kaydedilmiştir. Seyyid Ali Sultan ismi hiç geçmediği gibi “Kızıldeli”nin başına da “Seyyid” unvanı konulmamıştır.” Sayfa 230

“Büyün bu veriler nasıl yorumlana bilir? Acaba 16. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlılar Kızıldeli ve evlatlarının seyitliğini kabul etmedide ancak bu tarihlerde mi kabul etti? Yoksa bu durum daha çok Osmanlı arşiv belgelerinin teknik özelliklerinden mi kaynaklanmaktadır? Zira 16. yüzyılın ortalarına kadar başlıca kaynağımız olan tahrir defterleridir. Bunların hiçbirinde “Seyyid” unvanının Kızıldeli soyundan gelen insanlar için kullanıldığı görülmezken, daha geç tarihli hüküm ve arz gibi belgelerde bu unvan kullanılmaktadır” Sayfa 230-231

Bana göre bu durumun izahı şudur. Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Alevi Dergâhlarının başına Kayyum atar gibi Osmanlı’nın adamları atandığı için Alevi Dergahları içinde bölünme yaşanıyor. Osmanlı Devletinin kurumları bu bölünmeden Sonra, Osmanlı Devleyiyle işbirliği yapan adamlarına “Seyyid” unvanı verip, öyle demeye başlanıyor. Bu gün Anadolu’daki birçok dede ocağından insanların Osmanlı’dan “Seyyidlik” belgesi aldığı, bunu alan Ocak efradının bununla övündüğü bilinmektedir.

Alevi Dergahlarının kısa tarihi böyledir; bu tarihi iyice bilip kavramadan yorum yapılmasını doğru bulmuyorum

Aşk İle
Rıza Aydın
8 Eylül 2019 Kaymak Köyü.

  Bu yazı 2729 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım