SEYYİD SÖZÜ ÜZERİNE MEKTUP
Rıza AYDINSevgili Ibrahim
Kimi dede ocaklarından dedelere verilen Şecerelerde bunlar Ehli Beyit soyundandır anlamında Seyyid denmesini nedenlerin hakkındaki düşüncemi bir kaç kez yazdım kısaca tekrar yazayım.
Kanunu sultan Süleyman Kalender Çelebi isyanını bastırdıktan 23 yıl Sonra yani 1550 ya da 1551 yılında kaynı yani eşi Mahi Devranın abisi “Sersem Ali Baba” lakabıyla tanınan Server Paşayı, Hacı Bektaş Dergahının başına atıyor.
O çağda yaşayan Pir Sultan gibi Alevi önderleri ile Çelebiler Dergahın başına Padişahın adamını atamasına karşı çıkıyor; Pir Sultan “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” sözünü bunun için söylüyor.
Böylece Çelebilerin başını çektiği gurup ile Dedebabaların başını çektiği gurup ayrılıyor; böylece Aleviler ikiye bölünüyor. Bir yanda Çelebilerin başını çektiği gurup, diğerinde Padişahın atadığı Dedebabaların başını çektiği gurup; bu ayrılıktan haberi olmayan Alevi var mı?
İşte bundan Sonra Osmanlı Devletinin atadığı gurupla işbirliği yapan kişilere bir kayırma belgesi veriliyor; bu beleye “Şecere” deniyor.
İşte bu şecereyi alan kişilere bu kişiler Seyyid’dir deniyor.
Alevi dergahlarındaki bu bölünme sadece Serçeşmede değil bütün Alevi dünyasında yaşanıyor.
Rıza Yıldırım, “Bektaşiliğin Doğuşu” kitabında bu ayrılığın Kızıldeli Dergahında da yaşandığını yazıyor.
Rıza Yıldırımın yazdıklarını bir yere özetleyerek şöyle toparlayıp yazmıştım onu burayada alıyorum.
KIZILDELİ DERGAHINDA BÖLÜNME
Kanunu Sultan Süleyman döneminde sadece Serçeşmemiz olan Hacı Bektaş Dergahı bölünmemiş, bu gün Yunanistan sınırları içinde olan Kızıldeli Dergahı da bölünmüş.
Rıza Yıldırım Kızıldeli Dergahındaki bölünmenin nedenleri bilmeden sonuçlarını “Bektaşiliğin Doğuşu” adlı kitabında anlatıyor. Kızıldeli Dergahı ikiye bölünüşünü şöyle anlatıyor:
“Esasen benim benim bildiğim arşiv kayıtları içinde iki ayrı tekkeden bahseden en eski belge 1819 tarihlidir. Burada ayrı ayrı post-nişinleri olan ancak aynı vakıf içinde (Kızıldeli vakfı) yer alan “Tekke-i Zir” ve “Tekke-i Bâlâ”dan bahsedilmektedir. ... Demir Baba Velâyetnâsi’ndeki hikaye tekkenin ikiye bölünmesinin I. Sûleyman döneminde olduğunu söylemektedir” sayfa 236-237
Bu bölünmeye ilgili şöyle diyor Rıza Yıldırım: “En azından 16. yüzyılın ilk yarısında, bu iki tekkede yaşayan dervişlerin birbirlerine pek iyi gözle bakmadıklarını anlaşılmaktadır. Dergâh bünyesinde meydana gelen bu bölünmenin sosyal - kültürel ve/veya doktrinsel sebepleri hakkında bilgimiz yok” Sayfa 240-241. Bence bunun nedeni çok açık bunun nedeni İşgalci Osmanlı Devletinin buralara kayyum atar gibi işbirlikçi adam atamasıdır.
Osmanlı Devleti Kızıldeli Dergahında da işbirlikçilerine, bunlar Ehli Beyit soyundan “Seyyid”dir diye belgeler dağıtmış. Rıza Yıldırım, Kızıldeli Dergahında “Seyyid” belgesinin verilmesi İle ilgili şunları yazıyor; bu saptamalar çok önemli.
“Dikkat çeken bir başka husus da 16. yüzyıl ortalarından önce arşiv kayıtlarında vakfın mutasarrıfları için “Seyyid” unvanının kullanılmamasıdır. Tesbit edebildiğim kadarıyla Kızıldeli evlatları için “Seyyid” unvanının ilk defa 18 Zilhicce 975 (14 Haziran 1568) tarihli bir hükümde kullanılmaktadır. (sayfa 228)
Rıza Yıldırım’ın kitabında yaptığı şu saptamalarını da burada anmak konun açıklanması için önemli olacağını düşünüyorum:
“Son olarak dikkat çekmek istediğim bir husus Kızıldeli’nin kendisiyle ilgilidir. Mevcut en eski belge konumunda bulunan 1412 tarihli Musa Çelebi’nin bitişinden itibaren görebildiğim bütün arşiv kayıtlarında şeyhin adı Kızıldeli olarak kaydedilmiştir. Seyyid Ali Sultan ismi hiç geçmediği gibi “Kızıldeli”nin başına da “Seyyid” unvanı konulmamıştır.” Sayfa 230
“Büyün bu veriler nasıl yorumlana bilir? Acaba 16. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlılar Kızıldeli ve evlatlarının seyitliğini kabul etmedide ancak bu tarihlerde mi kabul etti? Yoksa bu durum daha çok Osmanlı arşiv belgelerinin teknik özelliklerinden mi kaynaklanmaktadır? Zira 16. yüzyılın ortalarına kadar başlıca kaynağımız olan tahrir defterleridir. Bunların hiçbirinde “Seyyid” unvanının Kızıldeli soyundan gelen insanlar için kullanıldığı görülmezken, daha geç tarihli hüküm ve arz gibi belgelerde bu unvan kullanılmaktadır” Sayfa 230-231
Bana göre bu durumun izahı şudur. Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Alevi Dergâhlarının başına Kayyum atar gibi Osmanlı’nın adamları atandığı için Alevi Dergahları içinde bölünme yaşanıyor. Osmanlı Devletinin kurumları bu bölünmeden Sonra, Osmanlı Devleyiyle işbirliği yapan adamlarına “Seyyid” unvanı verip, öyle demeye başlanıyor. Bu gün Anadolu’daki birçok dede ocağından insanların Osmanlı’dan “Seyyidlik” belgesi aldığı, bunu alan Ocak efradının bununla övündüğü bilinmektedir.
Alevi Dergahlarının kısa tarihi böyledir; bu tarihi iyice bilip kavramadan yorum yapılmasını doğru bulmuyorum
Aşk İle
Rıza Aydın
8 Eylül 2019 Kaymak Köyü.
Not: zir aşağı, sazın inçe teli
Bala: yukarı, yüce anlamlarına geliyor.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













