SÖZCÜKLERİN DİLİ
Rıza AYDINBir ihtiyacı, bir durumu izah etmek için yaratılan sözcüklerin, zaman içinde ya da değişik coğrafyalarda anlamlarında değişmeler, kaymalar olur; bazan da başka bir dilden gelen bir söz, o dilin asıl sözünü unutturup onun yerine geçerler.
Sözcüklerin anlamların değişip, başka anlamlarda kullanılmasına o sözün “galatı” deniyor. “Galatı lügatından meşhurdur” sözü buradan çıkışmıştır.
Mesela kapı kolu anlamına gelen Farsça “pejvent” sözünden, “pezevenk” sözü üretilmiş. Hala bugün olmuş, Azerbaycan’da, İranda öğretmenlere, okul müdürlerine, muhabbet erbabı kişilere pezevenk deniyor. Hatırlarsanız, Süleyman Demirel, Haydar Eliyev’in konuğu olarak Azerbeycana gittiğinde, onu spiker “Türkiye’nin baş pezevengi geldi, hoş geldi” diye taktim etmişti. Üstat Abdülbaki Gölpınarlı’nın “Tasavvuftan dilimize geçen deyimler ve atasözleri” adlı kitabında söylendiğine göre, eskiden Bektaşi Dergahlarında, Bektaşi tekkelerinde muhabbet erbabı kişilere pezevenk denirmiş.
Mesela bir tekkeden muhabbet erbabı bir Derviş, başka bir tekkeye muhabbet için geldiğinde, muhabbet tellalı, tekke ya da dergah içinde, o dervişin gelişini omuzunda ki davul çalarak bunu duyururmuş; mesela, “ey ahali duyduk duymadaydık, demeyin, İstanbul Şah Kulu Dergahının tel ehli olan Arif Baba erenler muhabbet meydanı açacaktır” diye bunu duyurmuş.
Eskiden konuya “kapı” anlamına gelen “bab” denirmiş. İnsanlara bir konunun kapısını açıp, bir odaya alır gibi, o konunun içine girdirecek olan Kapı açıcı anlamındaki pezevengin etrafında toplanılıp, muhabbet edilirmiş. Bu anlamda kapıcı sözü bu günkü asistanı sözünün muadiliymiş; mesela falan ermişin kapıcısıydı sözünü böyle anlamak gerekir. Olur ya bu muhabbet sırasında birbiri ile karşılaşıp, tanışan iki kişi birbirini sevip, evlenirlermiş. İşte bu süreci karalamak isteyen Sünni güruh, tekkelerde -dergahlarda muhabbet tellalı çağırıp, kadını erkeği bir araya getiriyor demişler; böylece Osmanlı ülkesinde bu sözün galatı çıkmış.
Mesela, 1300 ila 1500 yılları arasında yazılan tarih kitaplarına bakın, bu günkü “Silah” sözünün yerine “yarak” sözü kullanılır. Mesela kitap, “silahlanıp geldiler” anlamında “yaraklanıp geldiler” der.
Bu günkü “Ser+best” tabiri de, sözcüğün galatıdır. “Ser”, “baş” demek, “best” ise “bağlı” demek, sözcüğün anlamı başı bağlı demektir. Eskiden surlarla çevrili, şehir devletlerinin kapısından içeri girmek için, bu günkü “vize” anlamında, kapıya gelip, şehre girmek isteyene, bu şarda senin ne işin var, niye girmek istiyorsun diye sorarlarmış. Eğer şara girmek isteyen kişinin, bir ahi ocağından alınmış, ustalık belgesi vs varsa ya da nerede ne işi olduğunu gösterecek bir belgesi varsa, “bunun başı bağlı, seyip gezip, serserilik yapamaz” anlamında, “başıbağlı = Serbest deyip sur kapısından içeri alırlarmış. Zamanla bu söz bu günkü manasına kavuşmuş.
Bazı sözler de vardır ki, yabancı bir dilden gelip, diğer dildekinin yerine geçer.
Mesela Yunus Emre bir şiirinde:
“Yunus düşte gördü seni / Sayrı mısın sağlar mısın?” Diyor.
Kadim Oğuz dilindeki sayrı sözünün yerini bu gün “Hasta” sözü almış.
“Od” sözü de böyle:
“Bir od düştü cümle Cihan ağladı” diyor bir türkü.
Şimdi “od” sözü gitmiş, yerine “ateş” sözü gelmiş.
Eskiden Türkçe üzerine böyle muhabbetler eder, nasıl bir kültür istilası altında kalındığını görüp, ah vah ederdik. Biz solcular eskiden öz Türkçeciydik, öz Türkçe sözcüklerle konuşurduk, sağcılarsa Ahmet Kabaklı’nın izinden gider, Osmanlıca, Arapça sözler kullanırlardı; insanın hey gidi günler heyyy diyesi geliyor.
Daha fazla uzatmayayım, anlayana bu kadar yeter.
“İslamın içi”, “İslamın dışı” sözleri de Avrupa’da örneğin Avusturya da buradakinden farklı bir anlama geliyor; derler ya “zarfa değil mazrufa” yani içindekine bakacaksın.
Bütün Avrupa’da olduğu gibi, Avusturya’da da Asya’nın, Afrika’nın çeşitli ülkelerinden gelen, Afganistanlı, Pakistanlı, Arabistanlı, Türkiyeli, Hıristiyan ahlakına, Avrupa’daki oturmuş sosyal hayata kötü gözle bakan Sünni -Şeriatçıların her renginden insan “İslam birliği” çatısı altında örgütlenip, bir araya gelmişler. Aleviler, Avrupa’daki sosyal hayata uyumlular, onların ahlakına da bir itirazları yok. Avusturya da çıkarılan bir yasa Alevilere de Eğer Müslümansanız sizde bu “İslam birliği” örgütünün, yapısı içinde var olacaksınız diyor; dayatma bu.
Aleviler de, her ülkeden gelmiş olan, Sünni - Şeriatçı her türlü rengi içinde barındıran “İslam Birliği” denilen bunyapının içinde olmak yerine, bağımsız, bağlantısız bir gurup olarak Alevi adıyla var olup, öyle tanınmak istiyor; burada anlaşılmayacak bir durum var mı? Benim anladığım kadarıyla Avusturya da ki “İslamın içi”, “İslamın dışı” söylemi üzerinde yapılan tartışmanın özü bu. Aleviler “yol bir Sürek binbir” diyerek kendi içlerin de ki farklılıklara izin verip, bunları üzerine muhabbetler ediyorlar ama Avusturya da ki bu tartışmanın, ideolojik, inançsal bir yani yok, somut, özel bir örgütsel yapıyı anlatıyor.
Biz bu gün Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı gibi Emevi geleneğinin bir türevi olan Sünni teşkilat içine girmek, orada varolmak istemiyoruz da Avusturya da ki Aleviler, dünyanın her yerinden gelip, örgütlenen Şeriatçısından, “ılımlısına” her türlü Sünni kesimi içinde barındıracak olan bir teşkilatın içinde nasıl varolsunlar, kendilerini bunlarla özdeşleştirerek nasıl ifade etsinler? Bence bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Bunun için de, Avusturya da Aleviler, Alevi adıyla bir gurup olarak kalıp, bu Şeriatçı yapılardan ayrı olmalıdırlar. Nasıl ki biz, vakti zamanında İzzettin Doğan ile Fetullah Gülen’in ortak projesi olan “cami- Cem evi projesine” karşı mücadele ettiysek, Avusturya da ki yoldaşlarımız da buna karşı aynen öyle mücadele ediyorlar. Alevilerle, Sünnileri aynileştirmeye çalışan her proje yanlıştır. Bizler her inanca saygılıyız ama bilinmeli ki, Alevilik ile Sünnilik iki kadim yoldur, bunlar birbirleri ile aynileşemezler.
Bilmem anlata bildim mi?
Aşk ile.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













