Sibel ÖZBUDUN

BAĞINTILARI İLE FGC HAKİKÂTİ[*]

Sibel ÖZBUDUN
  19-09-2021 13:56:00

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

"İyileşmek istiyorsan

yaranı açmalısın."[1]

 

15 Temmuz'la ilgili yazımızda[2] Fettullah Gülen Cemaati'ni (FGC) "es" geçtiğimize ilişkin "eleştirel uyarılar" aldık. Oysa FGC hakkındaki görüşlerimizi net biçimde (ve çok önceleri) "Fethullah Gülen (Hareketi) Hakkında"[3] başlıklı çalışmayla çok önceleri, daha "Cemaat" iktidar partisinin "gözbebeği" iken ortaya koymuştuk.

Ancak Erich Fromm'un, "Karanlıkta ıslık çalmak ortalığı aydınlatmaz." "Gerçekleri görmek, 'Hayır' diyebilme cesaretidir. Güçlülerin emirlerine karşı gelebilmektir. Uyanış ve insan oluştur." "Direnme gücü, dünya evet sözcüğünü duymak istediğinde 'Hayır' diyebilme yetisidir"; Leonardo da Vinci'nin, "Küçük bir gerçek, büyük bir yalandan iyidir"; Walter Benjamin'in, "Kapitalizm bir çeşit dindir." "Gecenin ördüğünü gün çözer," uyarıları eşliğinde FGC gerçeğini bir kez daha ortaya koymakta büyük yarar var.

Çünkü Fyodor Mihalyoviç Dostoyevski'nin, "İnsan ne kadar zor koşullar altında yaşıyorsa ya da halk ne kadar ezilmiş, bitkin, yoksulluk içindeyse, o kadar büyük bir inatla cennette ödüllendirilmeyi bekler; hele bir de bu arada yüz bin papaz, din adamı vs. birtakım spekülasyonlarla onların bu hayallerini kışkırtacak çalışmalar yürütürlerse..."[4] notunu düştüğü bir hâlin orta yerindeyiz hâlâ...

Bu kadar değil, artısı da var; o da şu: "Erdem, onur ve yasa hayatımızdan buharlaşıp uçtu."[5]

"Sistem alçaklığı alkışlıyor. Çok çalanı ödüllendiriyor, az çalanı mahkûm ediyor. Barış çağrısı yapıyor ama şiddet uyguluyor. Sana komşunu sevmeni vaaz ediyor ama aynı zamanda senin onu yiyerek hayatta kalmaya zorluyor."[6]

"... 'Benim ne umurum' çağıdır bu: 'Sana ne, bir şeycik yapamazsın, karışma, kendi gemini yürütmeye bak,' çağı. Bir dolandırıcılar çağı: Üretim hiç ürün vermiyor, yaratım anlamsız, emeğin değeri kalmamış."[7]

"Görevliler, görevini yapmaz. Politikacılar, konuşur ama hiçbir şey söylemezler. Seçmenler, oy kullanır, ama seçmezler.

Bilgilendirme medyası bilgilendirmez. Okullar cahillik öğretir.

Yargıçlar, kurbanları cezalandırır. Ordular, kendi vatandaşlarıyla savaşır. Polisler, suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz.

Kârlar özelleştirilirken iflaslar kamulaştırılır. Para, insanlardan özgürdür. İnsanlar nesnelerin hizmetindedir."[8]

Böyle bir tablonun doğrudan ürünlerinden olan FGC, "yarım sözlerin/ işler"in ya da "sonuna kadar gitmemenin" kefaretidir; "Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan!"[9] saptamasındaki üzere Nikos Kazancakis'in...

Bunlar böyleyken; farkında mısınız?

"FETÖ operasyonları sürüyor, peki ya kalanlar? 'Bin FETÖ geliyor' uyarısı devam ediyor."[10]

"FETÖ beyin takımı ile 'özel ve kritik görevlerde' varlığını sürdürüyor," diyenYargıtay 5. Ceza Dairesi üyesi İsa Çelik, "FETÖ yoluna devam ediyor. Tehlike büyük," uyarısını yapıyor.[11]

Yani FGC açısından "15 Temmuz darbe girişimi ve öncesindeki otuz yıllık gizli örgütlenme pratiği"[12] deneyimiyle çok şey yerli yerinde![13]

Hanefi Avcı'nın, "Güçlendikçe ihtirasları da arttı,"[14] notunu düştüğü "Cemaatin öyküsündeki 'güçlenme', 'alan genişletme' ve 'siyasi eylem' evresi 2000'lerde ivme kazandı."[15]

AKP'nin desteğindeki "Gülenciler her zaman çok katmanlı bir yapı olarak karşımıza çıktı. Dini boyutu, sosyal boyutu, kültürel boyutu, siyasal boyutuyla bunlar üzerinden hem ayrı ayrı anlam taşıyabilen hem iç içe geçen bir bütün oluşturdu"lar.[16]

Bu hâl onların gücüne güç kattı. Ta ki AKP ile FGC arasında işler karışıncaya ve işbirliği çatırdayana dek!

 

I. AYIRIM: FG/C/Ö MESELESİ

 

Malum: İşler karışınca gerçekler daha bir görünür hâle gelir. İşleri karıştıranların elleri ayakları çarşafa dolanmaya başlar. İtirafları yanında, birbirlerini ihbar ederler.

Şimdi "Conscientia mille testes/ Vicdan, binlerce tanıktır,"[17] gerçeği eşliğinde; Sophokles'in, "Kader, harekete geçmeyen kişiye asla yardım etmez,"[18] diye betimlediği noktadayız...

 

I.1) FG KİMDİR?

 

Erzurum'un Pasinler ilçesi, Korucuk köyünde 27 Nisan 1941'de doğan Fethullah Gülen'in (FG) babası Ramiz Bey cami imamı, annesi Refia Hanım ise ev kadınıydı... Altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisiydi...

FG'in resmi internet sitesinde yayımlanan bilgiye göre ise asıl doğum tarihi, 10 Kasım 1938'dir!

Kur'an öğrenmeye 4 yaşında yönlendirildi, kısa sürede öğrendi... 1946'da ilkokula başladı. Babası, 1949'da Alvar köyüne imam olunca, ailesi de oraya taşınınca ilkokulu bırakmak zorunda kaldı.

Erzurum'da "hariçten" girdiği sınavla, ilkokul diplomasını aldı! Babasından Arapça öğrendi. Gülen, 10 yaşında hafızlığını tamamladı, 1954'te Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde Sâdi Efendi'nin "medrese derslerine" katıldı. Edirne'ye gidinceye kadar 1955-1959 arasında Osman Bektaş'tan fıkıh ve din eğitimi aldı.

Hariçten gazel okuyup ilkokul diplomasını alan FG, sonraları İzmir'e atandığında vaazlarında "cemaatten" ihtiyaç sahibi öğrenciler için "maddi yardım" toplamaya başladı. Bu girişim, ona "dolar milyarderliği" yolunu açacaktı...

Bu bağışlarla öğrenciler için açtığı, "Işık Evi" denilen konutların sayısı, 1970'te 10'u geçti. Bu evlerde disiplini sağlamak için hazırladığı 18 maddelik "ant" listesinin başına önceleri kendi adını yazdı, ardından Kur'la değiştirdi.

Sonraları bu evler "yurt" biçiminde büyümeye başladılar... Ardından "güvenlik" için "Akyazılı Vakfı"nı kurdu. 12 Eylül 1980'den sonra FG "duvar ilanları" ile 7 yıl arandı! Türkiye içinde "Gıda Uzmanı Abdullah" adıyla kaçak yaşadı!

Gülen'in okullarında Atatürk büstü bulunması nedeniyle tereddüt geçirmekteydi! 1982'de İzmir'de kurduğu "Yamanlar Koleji"nin müdürlüğüne, emekli İzmir Emniyet Müdürü (Sezen Aksu'nun babası)  Sami Yıldırım'ı getirdi!

Sonrasında basında ve televizyonlarda hamleler yaptı, çeşitli kuruluşları ele geçirdi...

1959'da Edirne Müftülüğü'ne heveslenen FG'ye "askerliğini yapmaması ve yaşının 17 olması" nedeniyle Diyanet, olumsuz" yanıt verdi. Askerliğini yapmadığı için müftü olamayan FG, Üç Şerefeli Camii imamlığına atandı.

Bu olayla, doğum tarihi 1941 olarak kayıtlara geçti. Gülen'in yaşı ile ilgili karmaşa burada da bitmedi. Kendisini "mesih" olarak göstermeye çalışan FG, memur olmak için, doğum tarihinde yaptığı bu hilekârlığın yanında bir söylentiyi de yaymayı büyük bir ustalıkla başardı.[19]

Kaynaklar, onun kendisini açıkça "Mesih" ilan ettiğini belirtmese de, bazı cemaatçilerin bu yöndeki inanışlarına da açıktan itiraz etmediğini belirtiyor. Cemaat içinde özellikle Mehmet Tabanca ve arkadaşları FG'nin "Mesih" olduğunu birtakım rivayetlere dayanarak savunmaktadır.

Tabanca'nın bu konuda gösterdiği "delillerin" birçoğunda FG'nin kendisine yönelik bu inançtan gizli bir memnuniyet duyduğu gözlemlenmektedir. Konuşmalarında Mesihlik iddiası anlamına gelebilecek ifadeler kullanmakta, kendisine Mesih diyenlerin bu isnadını doğrudan yalanlamamakta ama karşı söylemde bulunanları da doğrudan desteklememektedir.

Cemaat içinde 40 yıl gibi uzun bir süre kalıp yöneticilik yaptıktan sonra "cemaatle yolları ayrılan" Latif Erdoğan, 'Şeytanın Gülen Yüzü' başlıklı yapıtında FG'nin kendisine "Allah benimle konuştu. Doğru, ben kâinatı Muhammed'in hatırına yarattım; ama senin hatırına devam ettiriyorum," dediğini ileri sürer.[20]

Ayrıca bazı toplantılarda "Ben öfkelendiğim zaman dışarıda rüzgâr olur, fırtına olur, deprem olur," dediğini belirten Doğan, "Fakat o dönemlerde Gülen'in velayetine inandığımız için bu sözleri en uçuk bulanlarımız bile 'şathiye' (şiirsel bir edebi tarz) olarak değerlendiriyordu" diye yazıyordu.[21]

"Ankara Başsavcılığı'nın hazırladığı iddianamede ise cemaatin FG'inin Mehdi-Mesih olarak gördüğü savunuluyordu.[22]

Ekrem Dumanlı başta olmak üzere pek çok Camia mensubu yazar, Bediüzzaman ile FG arasında paralellikler kurarak, AKP hükümetini Bediüzzaman'a zulmedenlere benzetmek için ciddi bir gayret gösteriyorlar"dı.[23]

Denilebilir ki FG'in İzmir'de vaizlik ile başlayan hikâyesi Türkiye'nin, askeri darbelerle, darbe yönetimleri olmadığı zamanlarda da, askerin ve darbe kurumlarının politik vesayeti ile yönetildiği yıllara dayanır. 1960 darbesini takip eden yıllarda FGC örgütlenmesi, Türkiye'nin batı illerinden başlayarak dini görünümlü bir teşkilât olarak kendini göstermeye başlamıştır. Bu yapı, 12 Mart, 12 Eylül gibi askeri darbelerde, darbecilerin yanında yer almış, darbe karşıtı demokratik sivil toplum hareketlerini boğan, ihbar eden faaliyetler içinde olmuştur.

12 Eylül darbesi öncesi FG, İzmir'de vaizlik yapıyordu. O, bu vaazlarda orduya açıktan darbe çağrısı yapıyor ve o zamanki üniversite gençliğinin -eğer kendi çizgilerine gelmezlerse- ortadan kaldırılmaları gerektiğini öneriyordu. FG'in bu öğütlerini daha sonra 12 Eylül darbesini yapan faşist generaller aynen uygulamıştır. Darbeden sonra birçok genç insan cezaevlerinde, göz altılarda ortadan kaldırılmıştır.

12 Eylül, her ne kadar İslâmcı çevrelerde başta büyük tedirginliğe yol açsa da Kenan Evren, yurt gezilerinde yaptığı konuşmalarda ayetler, hadisler okuyor, İslâm'ı övüyordu. Din eğitimi zorunlu hâle geliyor, felsefe dersi seçmeli oluyordu. Gülen, yeni yönetimle arasını bozmamak için onlara sıcak mesajlar gönderiyordu.

1 Ekim 1980'de 'Sızıntı' dergisinde[24] Gülen'in imzasıyla yayımlanan 'Son Karakol' başlıklı yazısında, "Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz," diyordu.

FG, ertesi ay da 'Merhamet' başlıklı başyazıyla darbecilere çağrıda bulunarak "hem deli hem de kanlı"ya merhametin "mazlumlara" karşı korkunç bir merhametsizlik olacağını savunuyor ve "adalet tevzii vazifesini" (adalet dağıtma görevini) üstlenenlerin, "müteyakkız" (uyanık, tetikte) olmaları gerektiğini söylüyordu.

Faik Bulut, siyaseti tırpanlayan darbeye karşı onu bu tutumunu şöyle niteliyor: "Gülen çok kuvvetli bir devletçidir. Fakat hem militarizme yatkın hem de katı devletçidir. Özellikle bu darbe ya da sıkıyönetim dönemlerinde çok sıcak bakar. Cemaat, pragmatist olma anlamında reel politikayı iyi takip eder. Erbakan ise yine devletçidir, fakat Erbakan'ın militarizmi Kemalist ve laik ağırlıklı bir militarizm, askerciliği değil, Osmanlı askerciliğidir."

Darbeden üç yıl sonra siyasi partilerin kurulmasına izin verildi. O partilerden birisi de Turgut Özal'ın ANAP'ıydı... Özal'ın arkasında da yine geniş bir cemaat- tarikat yelpazesi vardı. Gazeteci Fehmi Çalmuk, o yelpazeyi şöyle tarif ediyor: "ANAP'ın kuruluşuyla Türkiye'de hatırı sayılır cemaatlerin hepsi, İskenderpaşa dışında hepsi ANAP'ı desteklediler."

"Gülen'in doçentlik tezi Anavatan Partisi, profesörlüğü AKP'dir" diyen gazeteci Fehmi Çalmuk, Gülen'in atılım dönemini şöyle anlatıyor: "O zaman çok ciddi güçlenmiştir. 1980'den önce dershane aracılığıyla yürütülen eğitim çalışmaları, Özal'la birlikte özel okullara evrildi."[25]

Evet, 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrasında Türkiye'de binlerce insanın darbe güçleri ile ortadan kaldırılmasında o zaman dini görünümlü bir Gladio şefi olan FG'nin payı vardır...

Sonuç olarak Türkiye darbeler tarihine baktığımızda FGÖ ve FG hakkında şu sonuca varırız: Bu yapı ve başındaki şahıs, Türkiye'de faşist Gladio örgütlenmesinin çok önemli bir yeraltı ayağıdır.[26]

Konuya ilişkin olarak hatırlatmadan geçmeyelim: Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanlarından emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, "FG ve Mehmet Şevket Eygi'nin 1959'da Özel Harp Dairesi içinde görevlendirildiğini" ifade eder.

"FETÖ'cülerin yargıya, askere, polise, üniversiteye, bürokrasiye kısaca devlete nasıl sızdıkları artık sır değil. Bunun 1950-1960'lı yıllardan başladığı ve uzun yıllar FG'in nasıl korunup kollandığı da... Örneğin Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin geçenlerde bir televizyondaki tartışma programında 'FG, Mehmet Şevket Eygi gibi isimler 1959'da Özel Harp Dairesi içinde görevlendirildi. Görevleri, Yeşil Kuşak projesi çerçevesinde komünizmle mücadele faaliyetleriydi. 12 Eylül'den sonra yakalanan FG'in serbest bırakılması için Genelkurmay Başkanı aradı ve serbest bırakıldı' dedi."[27]

Ve nihayet "TSK'ya tüm sevgi ve saygısına rağmen 28 Şubat 1997'den sonra ABD'ye gitmek zorunda kalan FG, Türk-İslâm Sentezi'nin son büyük temsilcisi oldu. 'Benim tasavvurumda bizler milli köklerimizin yeni sürgünleriyiz,' diyen FG, 'millet' kelimesinin önüne 'Türk' kelimesini koymaktan çoğu kez kaçındı ama Türk kültürünün köklerinin bulunduğu Orta Asya'daki Türk cumhuriyetleri (onun deyişiyle) 'Türkî dünyalar' söz konusu olduğunda perhizi bozdu. 'Kana ve ırka dayalı' gruplaşmaların millet için tehlikeli ve dış kaynaklı olduğunu söyleyen, ırk meselesinin gelecekte önemsiz olacağına inanan Gülen, yeri geldiğinde 'safkan 10 milyon Türk', 'özbeöz saf Türk' demekten kaçınmadı. Çünkü Gülen düşüncesinde Türklük, İslâm ve Müslümanlığın kimliksel ve etnik yanını tamamlama işlevini yerine getiriyordu.[28]

Gülen'e göre ilk bakışta 'Türkiye Müslümanlığı' gibi bir kavram, İslâm'ın evrenselliğiyle çelişir gibi görülebilirdi ancak 'İslâmiyet'in tarih içinde şekillenen sosyolojik bir realite olarak Türklerin İslâmiyet'e (içeriğine ve yayılmasına) yaptıkları katkılar göz ardı' edilemezdi. Ona göre Türklerin Müslümanlığı benimsemesinden sonra zaten 'nezih' olan kültürlerini İslâm'ın evrensel ilke ve değerleriyle bir üst düzeye çıkarmalarının sonucu ortaya 'Türkiye Müslümanlığı' çıkmıştı."[29]

 

I.2) RÜZGÂR GÜLÜNÜN DEDİKLERİ

 

"Rüzgâr gülü" ya da "fırıldak" olarak nitelenmesinde hiçbir sakınca olmayan FG'in dedikleri, onun ne menem bir şey olduğunun da kanıtıdır; ve isterseniz kayıt altına alınan önemli satırlarla başlayalım:

6 Kasım 2001'de FG'nin ABD'de "istinabe yoluyla" ifadesi hâkim tarafından alınırken, yanlarında New Jersey Eyaleti Noteri Mary Ann Adams ile iki avukatı ve Türkçe tercüman vardı.

İşte FG'ye yöneltilen sorular ve onun yanıtları:

"- Soru: Herhangi bir örgütün liderliğini yapıyor musunuz?

- FG: Herhangi bir örgütle, hiçbir ilişkim yok. Hiçbir örgütün yönetiminde yer almadım ya da liderliğini yapmadım.

- Sizin bilginiz çerçevesinde, sizin adınıza herhangi bir örgüt kuruldu mu?

- FG: Böyle bir örgütle hiçbir ilişkim yok. Zaten böyle bir örgütün varlığından da haberim yok.

- Sizin herhangi bir siyasi amacınız var mı?

- FG: Sadece bir amacım var. Bu da Allah'ın izniyle, Allah'ı anlatmak, O'nun kutsallığını anlatmak.

- Yönetime kendinizi ya da başka birilerini sokmaya çalıştınız mı?

  Bu yazı 8774 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım