"BAHAR"(IN)DAN "KAOS"(UN)A TUNUS[*]
Sibel ÖZBUDUNSİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER
"Her şey değişiyor.
Emin olabileceğimiz
tek gerçek bu."[1]
"Tunus, Türkiye'ye çok benzer,"[2] vurgusuyla, aralarında tarihi olarak birçok paralellik, giderek benzerlik olduğu "iddia" edilen Tunus'ta, yine ve yeniden çok önemli şeyler oluyor. Evveliyatıyla doğrudan bağıntılı olan son çalkantının[3] devamı da mümkün gibi görünüyor...
"Bahardan kaosa,"[4] notu düşülen güzergâhta Hüseyin Baş'ın, "Tunus nereye?";[5] Joseph Daher'in, "Tunus'un geleceği ne olacak?"[6] soruları bir kez daha gündeme gelirken; "Arap Baharı"nın başlangıç noktası Tunus, ılımlı İslâm ile sağduyulu[7] diyalogun, "demokratik geçiş"in test edilip tutmadığı bir coğrafya olarak sırat köprüsünden geçiyor.
Denilebilir ki "Ilımlı İslâm" ve "değişim" fantezisinin cazibesine kapılarak siyasal İslâm'a destek veren liberal entelijensiya ya da egemenlerin "yararlı salakları" Tunus'ta da büyük bir düş kırıklığı yaşıyorlar...
Oysa Muhammed Buazizi ile birlikte hemen her şey, her olay, her etkinlik, "Devrimden önce"... "Devrimden sonra"... sözleriyle başlayıp bitiyordu...
Ama her şey Muhammed Buazizi'nin kendini yakmasıyla başlamamıştı... Üniversite diplomalı işsiz sebze meyve satıcısı gencin kendini ateşe vermesiyle başlayan protestolar... IMF dayatmalarına karşı halk ayaklanması... Ülkeyi 23 yıldır yöneten Bin Ali'nin sonunda tası tarağı toplayıp ülkeyi terk etmesi...
Devrimci süreçler devasa birikimlerin sonucudur. Yokluk, yoksulluk, iktidarın çalıp çırpması ve despotluk... Tunus'ta (da) hepsi fazlasıyla birikmişti.
Muhafazakâr, İslâmcı En Nahda sonrasındaki gelgitler... Protestolar sonucu iktidarın teknokratlara devredilmesi... Vb'leri, vd'leri...
Kriz giderek ağırlaşırken; "Tarihsel yaşamlarının bir noktasında sosyal sınıflar geleneksel partilerinden koparlar. Bir başka deyişle, o tikel örgütsel biçimleri içinde, onları oluşturan, temsil eden ve yöneten tikel insanlarla geleneksel partiler sınıf (ya da sınıfın bir kesiti) tarafından kendi ifadesi olarak tanınmaz olur. Bu tür krizlerde durum kırılganlaşır ve tehlikeli bir hâl alır, çünkü alan, şiddetli çözümler, karizmatik 'kader adamları'nın temsil ettiği bilinmeyen kuvvetlerin faaliyetlerine açık hâle gelir."
Böylelikle "Kriz kısa erimde tehlikeli durumlar yaratır, çünkü nüfusun çeşitli katmanları yönlerini aynı hızda tayin edemez ya da aynı ritimde yeniden örgütlenmeyi başaramaz. Eğitimli kadrolara sahip geleneksel yönetici sınıf, insanları ve programları değiştirir ve madun sınıflardan daha hızlı biçimde elinden kaçmakta olan denetimi yeniden sağlar. Belki fedakârlıklar yapmak, demagojik vaatlerle kendini belirsiz bir geleceğe açmak zorunda kalabilir; ama iktidarı elde tutar, onu tahkim eder ve muarızını alt etmek ve çok sayıda ve iyi eğitimli olamayan kadrolarını dağıtmak için kullanır."[8]
Khedija Arfaoul'un, "Tunus'ta yaza dönmeyen bahar,"[9] ironisiyle betimlediği; James Petras'ın, "Arap Baharı'ndan söz etmeye devam etmek saçmalık,"[10] uyarısını dillendirdiği tabloyu 'The Guardian'dan Rachel Shabi şöyle özetliyor: "Tunus, artık Arap Baharı'nın simgesi değil"![11]
Neden mi?
Tunus hepimize "Siyasal İslâm özgürlükçü olabilir mi?"[12] sorusuna mündemiç bir ders verirken; Aralık 2010'da bu ülkede, "bir tek birey yozlaşmış bir otokrata karşı kitlesel bir devrim başlattı... Şimdilik, devrimin bitişini zorlayan taraf daha kuvvetli gibi gözüküyor. Ancak bu kaotik dünyada, yenilenmiş devrimci güçlerin üzerine perdeyi indirmek için henüz gerçekten çok erken,"[13] diye hatırlatıyor Immanuel Wallerstein...
Şimdi; William Shakespeare'in, "Aptalların körleri yönettiği ne feci bir çağ." "Cehennem boşaldı, bütün şeytanlar burada," betimlemesinden malûl; Antonio Gramsci'nin, "Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği," formülünden hareketle; geleceğin şimdiki zamanda yaratıldığı ve değişmeyen tek şeyin değişim olduğu gerçeğine sarılmak gerek; elbette, "Everything will be alright/ Her şey güzel olacak," ucuzluğuna prim vermeden!
ZIRVA(LAYAN)LAR
"Arap Baharı" ve Tunus hakkında, "Zırva" demekten başka hiçbir seçeneğimizin olmadığı neler denmedi neler?
Öncelikle bunların altını çizip, ayıklamak gerek!
Mesela platonik varsayımlar; tek yanlı nafile beklentiler...
"Arap Mağrip ülkeleri Tunus ve Libya devrimlerinden, Fas'ın yaşadığı önemli dönüşümler ve Moritanya'nın yıllardır başladığı değişimlerden sonra çıkarların ve müştereklerin güçlendirilmesi, farklı şekil ve sahalardaki sorunlara toplu karşı konulması temelinde gönüllü demokratik birliğe varmaya daha yakın bir konumda görülüyor."![14]
"Tunus'ta anayasayı hazırlayacak olan Kurucu Meclis'te sosyalist, komünist, İslâmcı, merkez sol ve sağdan müteşekkil bir yelpaze yer alabilir."![15]
"Tunus'un daha epey işi var. Ama Türkiye 1923'te kurulurken böyle konferanslardan yararlanma imkânı yoktu; şimdi Tunus'un var. Ama bu ülkenin asıl şansı nerede biliyor musunuz, Şanlı Ordusu yok. Çok şanslı ülke. Asker yok, elhamdülillah!"![16]
"Araplar, kendileri için de bir Türkiye yaratmak niyetinde. Peki En Nahda'dan yeni bir AKP, Raşid Gannûşî'den de Arap bir Erdoğan çıkar mı?"[17] "Tunus'un AKP'si En Nahda, "Medeniyet İttifakı"nın farı olmaya hazırlanıyor"![18]
"Tunus'ta En Nahda devrim nöbeti tutuyor";[19] "Gannûşî 'Mısır'a devrim ihraç ettik, oradan darbe ithal etmeye hiç niyetimiz yok' diyerek, Tunus'ta olağanüstü başarılı bir uzlaşı siyaseti yürüttü. Aksine Arap uyanışına kaynaklık etmiş olan Tunus, muhtemelen bu çizgiden hemen sapma eğilimi gösteren Mısır ve Suriye gibi ülkeler için ortaya koyduğu müzakereci demokrasi pratiğiyle çok sağlam bir model üretmiş oldu... En Nahda ve bilge lideri Gannûşî'nin siyasi çizgisi demokrasi için de İslâmî siyaset için de referans alınacak yeni bir örneklik ortaya koyuyorlar"![20]
"Tunus'ta AKP tarzı yumuşak siyasi İslâmcılığın merkez, radikallerin de çevre partiler kuracağı bir süreç başlayacak"![21]
"En Nahda yöneticileri, anayasa tartışmalarında seküler çevreleri rahatlatmak için, yeni anayasanın hazırlanmasında şeriatı kaynak olarak almayacaklarını açıkladı... Yöneticiler, tabanlarına göre demokratik zihniyete daha yatkın"![22]
"Gannûşî, Tunus için iyi bir başlangıç yaparak Müslüman bir toplumda çok partili demokrasinin yaşayabileceğine ilişkin yeni bir deneyimi başlatmış görünüyor"![23]
Altını çizdiğimiz hatırlatmaları ve Howard Zinn'in, "Tarihi bilmiyorsan dün doğmuşsun demektir. Dün doğmuşsan her lider sana istediği hikâyeyi anlatabilir," uyarısı asla akıldan çıkartılmadan, bugüne geçmek için biraz da tarih bilgisine başvuralım!
TARİH BİLGİSİ
Uzun yıllar Osmanlı egemenliğindeki Tunus, Fransa tarafından, Tunuslu bir kabilenin Fransız sömürgesi Cezayir'e saldırıda bulunduğu gerekçesiyle işgal edildi. Tunus'un, 75 yıllık sömürge süreci böyle başladı.
İşgalin hemen ardından el-Hâdıra hareketini, Genç Tunus Partisi ve Düstûr Partisi'ni ezdi. Derin çalkantılar ardından Düstûr Partisi lideri Habib Burgiba, 11 yıllık hapisliğe rağmen mücadelesinden vazgeçmedi. 20 Mart 1956'da Tunus Cumhuriyeti'nin kurucu devlet başkanı oldu.
Yeni Tunus Anayasası 1959 yılında yürürlüğe girdi. 78 maddeden oluşan anayasanın birinci maddesine göre Tunus; özgür, bağımsız ve "Temsilciler Meclisi" ve "Danışma Meclisi" olmak üzere iki meclisli cumhuriyet idi.
Ancak yine otoriter bir yönetim kuruldu. Parti-devlet bütünleşmesi ve partinin devlet organlarında tekeli başladı. Komünist Parti ve muhalif oluşumlar yasaklandı.
Dahası 27 Aralık 1974'de yapılan anayasa değişikliği ile Burgiba ömür boyu Cumhurbaşkanı ilan edildi!
Sonrasında Burgiba'yı 1987'de darbeyle yıkan Başbakan Zeynel Abidin Bin Ali otoriterliği sürdürdü. 12 Temmuz 1988, 29 Haziran 1999, 1 Haziran 2002, 13 Mayıs 2003 ve 28 Temmuz 2008'de salt iktidarının devamını sağlamak üzere Anayasa değişiklikleri gerçekleştirdi. Bunlar iktidarının sonunu getirmeyi durduramadı; müthiş bir toplumsal patlama ile Bin Ali 14 Ocak 2011'de Tunus'tan kaçmak zorunda kaldı.
Evet diplomalı işsiz Muhammed Buazizi isimli genç bir seyyar satıcının bedenini ateşe vermesiyle başlayan olaylar sonrasında 14 Ocak 2011'de 23 yıllık Zeynel Abidin Bin Ali rejimi yıkıldı.
Ve bütün hikâye de bundan sonra başladı!
O ana kadar ortalıkta olmayan, kırk yıldır İngiliz istihbaratının gözetiminde Londra'yı mesken tutmuş Raşid Gannûşî adındaki İhvancı, Humeyni misali ülkeye geri döndü. Pusuda bekleyen siyasal İslâmcılar işsizliğe, yoksulluğa, otoriter yönetime karşı oluşan öfkenin üzerine konmaya başladılar.
İhvan'ın Tunus kolu olan Gannûşî liderliğindeki En Nahda, İngiltere ve ABD'nin desteğiyle hemen kendi gizli ajandasını hayata geçirmeye koyuldu. Dalga dalga büyüyen sokakların öfkesini çalarak, küresel efendileriyle birlikte "ılımlı İslâmcı" yeni rejim için kolları sıvadılar.
Bir tarafta uzlaşı, hoşgörüden bahsederlerken diğer tarafta olanca güçleriyle otoriter İslâmcı yeni düzen için, anayasa, yasalar, toplumsal yaşam değiştirilmeye başlandı.
Bu uğurda önüne çıkan herkesi, her şeyi ezdiler. Devletin bütün baskı mekanizmalarıyla toplum sindirilmeye çalışıldı. Toplu gözaltılar, tutuklamalar yapıldı. Yetmedi silaha da başvurdular. Laik seküler liderler suikasta uğradı. Sık sık Ankara'da da ağırlanan Gannûşî'nin neferleri pupa yelken yol alırken, kısa sürede şeriat anayasasının ilanına kalkışıldı. O güne kadarki tüm kazanımları yok ederek.
Kadın-erkek eşitliğinden sendikal kazanımlara, temel hak ve özgürlüklerden çalışma yaşamına her alanda büyük yıkım ve tahribat yarattılar. Bütün bunları yaparlarken de ülkeyi neo-liberal küresel sistemin açık bir pazarına dönüştürdüler. ABD ve İngiliz emperyalizmiyle askeri anlaşmalar yaptılar, bu güç odaklarına mavi boncuk dağıttılar.
Ancak Kartacalıların torunları pes etmedi. Yılmadan, korkmadan mücadele ettiler. Küçük ülkede milyonlarca kişiyi bulan eylemler yapıldı.[24]
TUNUS'UN "ARAP BAHARI"
Nilgün Cerrahoğlu'nun, "2011'deki 'Yasemin Devrimi'ne kadar, 'demokrasi' tecrübesi hiç yok, olmamış.
Bugün Müslüman dünyasına 'ışık tutan' ve 'ufuk sunan bir yol' olarak gösteriliyor.
Tunus'un çiçeği burnunda 'demokrasisinin sivil toplum uzlaşmasına' Nobel ödülü verildi.
Tunus örneğinden alınacak ders çok,"[25] güzellemesiyle tezgâhlanan Tunus'un "Arap Baharı", hemen herkese Terry Eagleton'ın, "Çok uzun sürmemek oyunun doğasının gereğidir. Sonsuza kadar tiyatroda oturacak değiliz," saptamasını hatırlattı!
Tunus başkaldırısı elbette bir halk hareketiydi; buna şüphe yok...
Mağrip'in küçük ülkesi Tunus'ta yanan ateş yayılarak bölgenin tümünü kapsayıp, ülkelerini demir yumrukla yöneten ve acımasızca soyup talan eden despot rejimleri tarihin çöp sepetini yolladı. Her şey de bundan sonra, yani "karikatür devrim"le sınırlanmakla başladı.
Tunus isyanı; Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Yemen, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan, Fas'a yayıldı. Bazı ülkelerde iktidarlar devrildi, bazı ülkelerde yönetimler reformlar yapmak zorunda kaldı. Bahreyn'de ise Suudi ordusu isyanı bastırdı. Suriye'de onlarca ülke proxy (vekalet) savaşına girdi.
Tunus'ta ise ılımlı İslâm piyonu ile halk hareketi pasifize edilip "Arap Baharı'nın sonuna doğru gidildi."[26]
Kolay mı? 1986'da kurulan Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) (daha sonraki adıyla Tunus Emekçileri Partisi[27]) genel sekreteri Hamma Hammami'nin, "Eski rejim artıklarının temizlenmesi veya yargılanmaları bakımından bir ilerleme var mı?" sorusunu "Hayır. Eski Destur Partisi (RCD) yeniden başka isimlerle yoluna devam ediyor. Sansür geri geldi, işkenceciler yargılanmadı, politik yargılamalar yapılamadı,"[28] diye yanıtladığı tabloda Buazizi'nin 17 Aralık 2010 günü kendisini yakmasıyla başlayan hareketlilik hep gündem maddesi oldu.
Tıpkı ayaklanmanın beşinci yılında Tunus'un yeniden ayağa kalkması gibi: Tunus'un Cezayir sınırındaki Kasrin kentinde işsizlik ve yoksulluğa karşı başlatılan eylemler, ülke genelinde hükümet karşıtı protestolara dönüştü. İşsiz bir adamın protesto amaçlı belediye binası yakınlarında bir elektrik direğine çıkıp hayatını kaybetmesi olayların fitilini ateşledi. Kamuda çalışan 28 yaşındaki Ridha Yahyaoui, işten çıkarılmasını protesto etmek için elektrik direğine çıktığı sırada, elektrik akımına kapıldı. Olayın ardından şiddetini artıran protestolar, güvenlik güçleriyle halkın çatışmasına dönüşürken, salı günü bir polis öldü. Tunus İçişleri Bakanlığı, şiddet olayları nedeniyle ülke genelinde "sokağa çıkma yasağı" ilan etti. Tunus medyası olayın "Arap Baharı"yla benzerliklerini vurgularken, Al-Shuruk gazetesi "2010-2011 yılına geri döndük" yorumunda bulundu.[29]
ESKİ(MEYEN) -BİN ALİ- REJİMİ
Tunus Meclis Başkanı Bin Cafer'in, "Bin Ali'yi patlama noktasına gelen halk devirdi,"[30] diye betimlediği hâl; J. K. Rowling'in, "Tiranların zulmettikleri insanlardan ne denli korktuklarına dair bir fikriniz var mı? Hepsi, günün birinde kurbanlarından birinin kendilerine karşı ayağa kalkıp karşı darbeyi indireceğini bilir!" biçiminde formüle ettiği tabloya denk düşüyordu; ama...
Kesintisiz olmayan ya da inkitaya uğrayan her devrimci girişim bir karikatür olmaya mahkûmdu ve Tunus'ta da eski(meyen) -Bin Ali- rejimi[31] "yeni(lenen)" formatıyla mevcudiyetini sürdürdü.
Bağımsızlık günü için 20 Mart 2012'de Burgiba Bulvarı'nda toplanan kalabalık, "Tunus özgürdür, Halife'ye hayır, gericiliğe hayır" yazılı pankartlar taşırken;[32] "Tunus'ta 2011'de devrilen bin Ali diktatörlüğünün ardından İslâmcı ya da liberal eğilimlerin etrafında toplanarak iktidarını sürdürmeye çalışan burjuvazi" gerçeğine dikkat çeken Tunus Emekçileri Partisi yöneticilerinden Mortaza Labidi[33] çok önemli bir noktanın altını çiziyordu.
Örneğin Gilbert Achcar'ın, "Eski zorba cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali döneminde bir muhalif olarak Fransa'da sürgün hayatı yaşadığı zamanlardaki fikirleriyle Tunus'un geçiş dönemi cumhurbaşkanı Moncef Marzuki idi. Yaygın kanıya göre güç insanı bozar. Moncef Marzuki Tunus'un cumhurbaşkanı olduktan sonra, bir anda bu halkın reddediş ve ısrarlarını öyle nahoş buldu ki, zorbaların bildik argümanlarına başvurdu,"[34] saptamasındaki gibi...
Gerçekten de Bin Ali rejiminin her türlü muhalefeti baskı ve işkence ile bastıran İçişleri Bakanı, devrimden sonra işlenen siyasi cinayetlerin ve kötü gidişatın sorumlusu olan En Nahda hükümetinde ise danışman olan Habib Essid'in hükümeti kurmakla görevlendirilmesi UTICA gibi Tunus işveren örgütü ile ABD, Fransa, IMF ve Dünya Bankası tarafından memnuniyetle karşılanırken, diğer yandan Halk Cephesi başta olmak üzere Halk Hareketi gibi sol örgütler ve grupları hayal kırıklığına uğrattı.[35]
Evet, Tunus Emekçileri Partisi Genel Sekreteri Hamma Hammami'nin, "Bin Ali'nin devrilmesinden sonra gelen hükümetler eski yapıyı, eski ekonomik ve siyasi yapıyı sürdürmeye devam etti ve emperyalizme bağımlılığını sürdürdü. O çizgide siyaset üretmeye ve ekonomik alanda siyaset yapmaya devam etti,"[36] tesbiti gerçeğin özetiydi!
"Nasıl" mı?
Ortadoğu'daki iktidarları değiştiren ilk isyanın başladığı Tunus'ta gençler işkenceyle susturulmaya çalışılıyor. İşkence dosyalarının ortaya çıktığı ülkede işkenceye maruz kalanların yüzde 72'sinin gençlerden oluştuğu açıklandı. Tunus İşkenceyle Mücadele Örgütü, 2015'de kendilerine 250'den fazla işkence dosyasının ulaştığını ifade edildi![37]
Nida Tunus ve Müslüman Kardeşlerin Tunus kolu En Nahda'nın kurduğu koalisyon hükümetinin, "terörle mücadele" adı altında çıkardığı yasa halk ayaklanmasıyla devrilen Bin Ali rejimi yasalarını hatırlattı. Herhangi bir eleştiri suç sayılıyor![38]
En Nahda (Müslüman Kardeşler)-Nida Tunus (Tunus Çağrısı) partilerinin oluşturduğu koalisyon hükümetinin aldığı karar, emek hareketini bastırmak için 1978'de çıkartılan bir kararnameye dayandırılıyordu![39]
Özetin özeti: 'Tunus'u Kurtarmak-Çalınan Arap Baharı' yapıtının yazarı Lütfi Maktuf'un deyişiyle "Tunus'ta Arap Baharı diye bir şey kalmadı artık"![40]
HÂL VE GİDİŞ
Tunus'ta "Arap Baharı" ile kurulan hükümetin Dışişleri Bakanı Refik Abdüsselam, "Biz ne şeriat ne de laiklik istiyoruz. Devlet tarafsız olmalı. Ne dini ne de laikliği zorla uygulamalı. Devletin görevi vatandaşların özgürlüklerini korumaktır,"[41] dese de "2011'in tek başarı öyküsü olarak anılan Tunus'ta da artık bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi demokrasi çöküşe geçti. Bir kez daha bu kargaşanın ortasında işsiz gençler yer alıyor. Tunus'ta öfke yine patlıyor,"[42] diyordu Emma Graham-Harrison...
Elizia Volkmann'a göre, "Halk sistemden bıkmış durumda"yken;[43] "Ekonomi daha da batarsa, liberal demokrasi karşıtı güçler güç kazanacak. Devrimci gençler, yine öfkeye kapılabilir,"[44] uyarısını dillendiriyordu Joseph Stiglitz...
650 binden fazla kamu çalışanının, maaşlarına zam yapılması talebiyle greve gittiği[45] tabloda Tunus Genel Emek Sendikası (UGTT) Genel Sekreteri Nureddin Tabubi, "Büyük halk desteğiyle ülkenin siyasi pusulasını yeniden ayarlayacağız";[46] Tunus Emekçileri Partisi ise "Tunus'ta devrimi yeniden kuralım,"[47] noktasındayken; Tunus'un önde gelen muhalefet liderlerinden Şükrü Beleyid 6 Şubat 2013'de evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla katledildi.
Şükrü Beleyid'e düzenlenen suikastın ardından büyük çapta protesto gösterileri patlak verdi. Koalisyonun büyük ortağı İslâmcı En Nahda'nın Tunus'taki merkezi saldırıya uğradı.
İki günlük genel greve karşı güvenlik önlemleri arttırılırken Beleyid'in ailesinin cinayetten sorumlu tuttuğu En Nahda'da çatlaklar belirdi. Başbakan Hamadi Cebali 6 Şubat 2013'de koalisyon hükümetini dağıtacağını açıklasa da En Nahda içerisinde dirençle karşılaştı. Çalışmalarını Fransa'da sürdüren Tunuslu sosyolog Choukri Hmed, Beleyid için şunları diyordu:
"Bin Ali döneminde önemli bir muhalifti. Arap milliyetçiliğini savunan solun liderlerinden biri olarak rejimin baskısına karşı mücadele veriyordu. Bin Ali'yi deviren gösterilerde sendikaları yönlendirmişti. Devrimden sonra ise aşırı solu temsil etti. Partisi Demokratik Vatanseverler Birliği'nin oy oranı yüksek olmasa da o karizmasıyla etkiliydi. İslâmcılara karşı çıkıyordu. Son zamanlarda daha geniş katılımlı bir muhalefet kurulması için yapılan tartışmaların içindeydi. Çok kritik bir dönemdeyiz. İki taraflı bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Birincisi, iktidarın içerisindeki bölünmüşlük su yüzüne çıktı."[48]
|
ŞÜKRÜ BELEYİD[49] |
|
|
1964 |
Tunus'un Cebel Cellud köyünde doğdu. Bir avukat olarak Bin Ali dönemindeki insan hakları ihlâllerine karşı mücadele verdi. 2008'de maden işçilerinin ayaklanmasının bastırılmasına karşı çıktı. |
|
2011 |
23 yıllık Bin Ali'yi deviren gösterilerde sendikal hareketleri Beleyid örgütledi. Mart 2011'de Demokratik Vatanseverler Partisi yasallaştı. Sosyal sorunlar nedeniyle patlak veren gösterileri desteklediği için İçişleri Bakanı Ali Larayedh tarafından "ortalığı karıştırmakla" suçlandı. Kurucu meclis seçimlerinde partisi Demokratik Vatanseverler Partisi fazla sandalye elde edemese de laik ve özgürlükçü solun sesini duyurmada etkili oldu. Tunus'un en önemli laik siyasetçilerinden biri olarak hükümeti sertçe eleştirdi. |
|
2012 |
Arap milliyetçileri ve solcu muhalif grupları aynı siyasi çatı altında toplayan Halk Cephesi'ni kurdu. |
|
2013 |
Tunus'ta aşırı İslâmcı Selefîlerin yarattığı şiddet ortamına karşı sık sık uyarıda bulundu. "Tunus devriminin savunduğu şeyleri tamamlamayı" umut eden Beleyid, 6 Şubat 2013 günü siyasi bir suikasta kurban gitti. |
Beleyid'in katliyle; giderek ağırlaşan ekonomik zeminde[50] toplumsal hareketlilik yükseldi...
Ülkeyi sarsan gösterilerde polis güçleri, Tunus ve Tabarba gibi kentlerde sokağa dökülen kitleye karşı biber gazı kullandı. Kayrevan, Nabil, Susa, Kasrine gibi diğer vilayetlerde de polis ve göstericiler çatıştı, bazı kentlerde yine yağma olayları yaşandı. Tunus yönetimi, şimdiye kadar 50 polisin yaralandığı gösterilerde 237 protestocunun gözaltına alındığını açıkladı. 55 yaşındaki bir erkek göstericinin yaşamını yitirdiği Tabarba'da polis ekipleri bazı evlere baskınlar düzenledi ve yeni gözaltılar var. Ülkede önceki gün bir Yahudi okuluna molotofkokteylleri atılmıştı.[51]
Evet Tunus'ta 1984 ekmek isyanlarının 34. , Arap isyanlarını başlatan 2011 "devrimin" 7. yılında, "İsyan etmek için... Daha ne bekliyoruz!" sloganıyla kitlesel protesto dalgası yükseldi.
L'Economist Maghrebin'de yayımlanan bir yoruma göre, "Özgürlükler alanında elde edilenleri, ekonomik alandaki başarılar izleyemedi. Tam aksine bugün ekonomi 2011'den daha kötü bir durumda". Kitlesel gösterilerin düzenleyicilerinden Halk Cephesi'nin (Front Populaire) sözcüsü, Hamma Hamami de "Hayat daha pahalı, insanların alım gücü düştü, orta sınıf yoksullaştı"... "hükümettekiler durumun farkında değil" diyor.
Gerçekten de ekonomik büyüme OECD'ye göre 2016'da yüzde 1 oldu, 2017'de de yüzde 2 dolayındaydı. Tunus'un dış borçları ve cari açık sırasıyla GSMH'nin, yüzde 70 ve yüzde 10.2 düzeyine ulaşmıştı. Bankaların batık alacaklarının da toplam kredilere oranı yüzde 15.4. Enflasyon yüzde 5.6. Dinar 2011'den sonra sürekli değer kaybediyordu. Resmi verilere göre yüzde 15 dolayında olan işsizlik, 'Radio France International'in aktardığına göre üniversite mezunları arasında yüzde 30 düzeyindeydi.
İktidarda, 2011'de devrilen Bin Ali yönetiminin devamı sayılabilecek Nidaa Tounis partisi ile, seçimleri kazandıktan sonra dinci (totaliter, bağnaz) politikalara yönelince, kadınların ve sendikaların protestolarının baskısıyla hükümeti bırakmak zorunda kalan, Müslüman Kardeşler'in Tunus kanadı En Nahda partisi arasında zar zor kurulmuş bir koalisyon var. Bu koalisyon IMF'nin dayattığı neo-liberal Finans Paketini, halk sınıflarının üzerindeki olası etkilerine aldırmadan kabul etmiş. Son protestolar bu paketi, 2018 Finans Yasasını hedef alıyor.
Henda Çennavi, "Ben bu hareketi 2011 devrimin devamı olarak görüyorum. Genel seçimlerin özgürce yapılmasına olanak veren bir siyasi dönüşüm oldu. Şimdi, başından beri talep ettiğimiz ekonomik dönüşümleri... Devrimin toplumsal adalet talebinin artık gerçekleşmesini bekliyoruz". İktidardakilere "baskı yaparak güçler dengesini tersine çevirmeliyiz" diyordu.[52]
Nihayet süreç içinde Tunus'ta işsizlik ve yoksulluğa karşı öfke, hükümetin istifası talebiyle yapılan gece eylemlerine dönüştü. Sokaklarda olan eylemcilerden gözaltına alınanların sayısı bini aştı. Ülkede 12 sol parti eylemlerin desteklenmesi yönünde ortak karar aldı.[53]
"GÜLERYÜZLÜ" GANNÛŞÎ'NİN CEMAZİYÜLEVVELİ
Her ne kadar Hayrettin Karaman, "Gannûşî'yi doğru anlamak"[54] dersleri vermeye kalkışsa da; başlarda "yumuşak bir görünüm" veren En Nahda'lı İslâmcılar giderek sertleştiler, baskı ve şiddet eylemlerine yöneldiler.
Cumhurbaşkanı Marzuki "Enşar Şeriya" adındaki terör örgütünün temsilcilerini kabul ederken; dönüm noktası Halk Cephesi lideri Şükrü Belaid'in 6 Şubat 2013'de evinin önünde katledilmesi oldu. Belaid'in katlini Ekim 2013'de Nasırcı hareketin liderlerinden Brahimi cinayeti izledi.
Oysa partisinin dini ve siyasi faaliyetlerini birbirinden ayıracağını söyleyen Müslüman Kardeşler bağlantılı En Nahda Hareketi'nin (Uyanış Hareketi) lideri Reşid Gannûşî, 'Le Monde' röportajında, "Arap Baharı sonrası Tunus'ta siyasal İslâm'a yer yok. Tunus artık bir demokrasi," deyip;[55] "Siyasal İslâm'dan vazgeçtiklerini"[56] duyurmuştu.
"Modernite ile İslâm arasında bir denge kurmak mümkün," deyip;[57] "Din devleti değil, demokratik devlet inşa edeceğiz,"[58] vurgusuyla "Ilımlı İslâm modeline" sadık kalma sözü vermişti.[59]
Gannûşî, Tunus'ta artık İslâmcı politikaya gerek kalmadığını, partinin Müslüman ve modern uygarlıkların değerlerine dayalı bir siyasi çizgi izleyeceğini açıklayıp; devlet sekülerizmi zor yoluyla dayatmadığına göre, dini siyasi etkinliğin merkezine koymak gerekli değilmiş; İslâmcı - seküler tartışması da artık geride kalmış. En Nahda siyasi İslâm'ı terk edecek, Demokratik İslâm'ı benimseyecek,"[60] demişti.
"En Nahda lideri Gannûşî de 'Arap Baharı'na Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının Türkiye'deki deneyimini kopyalayan bir model sunabilir. Bu durum, Arap dünyasında yıkılan diktatör rejimlerin enkazı üzerine demokratik uygulamalara sahip İslâmî rejimler kurmak isteyen dünya ülkeleri için oldukça önemli,"[61] türünde spekülasyonlar çoğalırken; Ayşe Böhürler, "Şeyh Raşid Gannûşî güleryüzlü ve eşitlikçi lider,"[62] yalanına sarılsa da "AKP'yi model aldığını" söyleyen En Nahda, bir yandan da kendisini eleştiren kesimleri susturup, terörize ediyordu.
Örneğin iktidara geldiğinde ifade özgürlüğünü korumaya söz veren En Nahda Partisi "kutsal değerlere hakaret"e 4 yıla hapis öngören bir yasayı meclise sunuvermişti.[63]
Yine Abdurrahman El Raşid'in, "Gannûşî'nin partisinin Tunus'ta iktidara gelmesi hâlinde, içkiye ve kadınların bikini giymesine izin verecek derecede hoşgörülü olacaklarını ifade etme cesareti göstermesi sürpriz olmadı. Kadının saçının görünmesine dahi karşı çıkarken, kamusal alanda kadının bedeninin çıplak kalmasını kabul ederler mi? Gannûşî'nin böyle özgürlükçü bir açıklamayı Arap basınında yaptığını duymadık. Bu açıklama, Batılılara yönelik siyasi söylemin ötesine geçmeyebilir,"[64] uyarısına rağmen Gannûşî'nin İngiliz eğitim sistemiyle yetişen sözcüsü durumundaki kızı İntisar Gannûşî, "Değerlerimizin kaynağı tabii ki İslâm. Ancak modern dünyanın da bir parçasıyız. Biz dinî değil, siyasî bir partiyiz, tıpkı Almanya'daki Hıristiyan Demokratlar gibi,"[65] dese de; Olfa Khalil Arem, En Nahda'nın şeriatı anayasanın temeli yapmak istediğini vurgusuyla ekliyordu: "Amaçları diktatörlük"![66]
Kolay mı?
Bin Ali'nin devrilmesinden sonra yapılan seçimlerde iktidara gelen İslâmcı En Nahda Partisi lideri Raşid Gannûşî'nin bir video kaydı ortaya çıktı. İçki yasağı isteyen, sanat galerilerini talan eden radikal İslâmcı Selefîlerin liderlerini "takıyye yapmaya" çağıran Gannûşî, "Azınlıkta olsalar da laikler medyayı ve ekonomiyi kontrol ediyorlar. Genç Selefî dostlarıma diyorum ki, sabredin. Ordu ve polisten henüz emin değiliz. Neden acele ediyorsunuz ki? Bugün artık sadece bir camimiz yok. Din İşleri Bakanlığımız var. Sadece bir dükkânımız yok. Bir devletimiz var. Fakat ekonomi hâlâ onların elinde" ifadelerini kullanıyordu![67]
Ayrıca "En Nahda, çoğulcu, demokratik bir sistem propagandası yaparken, Tunus Devletinin dini İslâm' dır maddesini hazırlanan Anayasa'ya yazdı."[68]
Bu kadar da değil!
Olfa Riahi adlı blog yazarının, aynı zamanda damadı olan Tunus Dışişleri Bakanı Refik Bin Abdüsselam'ı, devlet imkânlarıyla Sheraton Otel'de oda tutup, evli olmadığı bir kadınla birlikte olmakla suçlaması Gannûşî'yi kızdırdı. Gannûşî, münafıklıkla suçladığı Riahi için, "Şeriat yasalarınca yargılanmalı; 80 kırbaç cezasına çarptırılmalı" dedi ve söylenti yayan kişiler için "münafıklar" ifadesini kullandı![69]
İşte "güleryüzlü" Gannûşî'nin İslâmcı hareketinin cemaziyülevveli!
İSLÂMCILARIN TERÖRÜ
2014 tarihli 'ABD State Department'in raporuna göre, yaklaşık 7 bin genç IŞİD'e katılmak için Suriye, Irak ve Libya'ya giderken;[70] IŞİD'e en çok katılım Tunus'tandı.[71]
İçişleri Bakanı Lütfi bin Cido'nun meclis kürsüsünden "Tunuslu kızlar 20, 30, 100 isyancı arasında dolaştırılıyor ve seks cihadı adına kurdukları ilişkilerin meyvelerini taşıyarak geri geliyorlar," diyerek ülkesindeki kadınların "seks cihadı" için Suriye'ye gittiğini, orada İslâmcı savaşçılarla ilişkiye girdiğini ve hamile kalarak Tunus'a geri döndüğünü söylediği;[72] ve Tunuslu âlim Şeyh Ferid El Baci'nin de kızları bazı fetvalar ya da dini tebliğlere uyarak "seks cihadı"na katılmış, Çambi dağlarına ya da Suriye'ye gitmiş aileler tanıdığını ifade ettiğinin[73] altını çizerek ilerlersek: "Arap Baharı"nın Müslüman Kardeşler'e ilaveten ortaya çıkardığı önemli siyasi unsurlardan biri Selefîler oldu.
Yani "Arap Baharı" bölgede "İhvan" kuşağı yanında, daha önceden esamisi pek de okunmayan, bir Selefî kuşağı da olduğunu ortaya koydu. Selefîler Tunus'ta sıklıkla anılmaya başlandı. 'Le Monde' Selefîlerin Tunus'ta etkin olmaya başladıklarını 30 Ekim 2012 tarihli manşetinde "Tunus Selefî baskısını kuşatmaya çalışıyor" başlığı ile haberleştirdi.
Örneğin Tunus'ta bin Ali'nin devrilmesinin ardından sokaktaki görünürlükleri birden bire artan Selefîler, İslâmcı En Nahda iktidarını zorladı. Ensar el Şeria hareketinin Kayravan kentinde yapmayı planladığı yıllık kongrenin yasaklanması üzerine Tunus'a yürüyen Selefîlerle polis arasında 19 Mayıs 2013'de çatışmalar çıktı.[74]
Burada siyasal İslâm'ın iki özelliğini vurgulamadan ilerleyemeyiz!
Çünkü liberaller, siyasal İslâm hareketinin şu iki özelliğini anlamakta büyük zorluk çekiyorlar; kendilerine sunulan yüzeysel açıklamaları, tembelce (bir teorik çaba harcamadan), kimi zaman da kısa dönemde işlerine geldiği için kabul ediyorlar: Siyasal İslâm parlamenter demokrasiyi bir yönetim biçimi olarak değil, iktidara ulaşmanın aracı olarak görür. Onun yönetim paradigmasına, iktidardan seçimleri kaybederek gitmek esas olarak uymaz. Bu yüzden seçilmiş siyasiler, başbakan, hatta devlet başkanı bile olsalar, Mısır örneğinde gördüğümüz gibi, yasal partinin değil, hareketin yönetici kurumlarına ve karar mekanizmalarına bağımlıdırlar.
İkincisi, siyasal İslâm her zaman popülist (çok sınıflı ve akımlı) bir koalisyondur. Bu koalisyonun istikrarı, iktidara ulaşmanın, orada kalmanın olmazsa olmaz önkoşuludur. Bu yüzden "ılımlı" kanattan, radikal kanadı tasfiye etmesi beklenemez. Aksine, "ılımlı kanat" ortak ideolojik zemine dayanarak radikal kesimin muhalifleri sindirmeye, yok etmeye yönelik eylemlerine göz yumar, hatta yeşil ışık yakar.
Siyasal İslâm'ın koalisyonu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da, Batı'ya uygun siyasi ekonomik biçimler sergileyen Müslüman Kardeşler, Kur'an'ı harfiyen uygulamaktan yana olan Selefî akım, Batı'ya karşı silahlı cihat ilan etmiş El Kaide tipi "terörist" gruplardan oluşuyor. Selefîler MK'ye ideolojik baskı uygulayarak kendi gündemlerini dayatmaya çalışıyorlar.
El Kaide tipi gruplar, bu yönetimlerin sunduğu iklimden, güvenlikli ortamdan örgüt, kadro inşa etmek, kaynak biriktirmek için yararlanıyor. Her üçü de modern, laik siyasi hareketlerin, düşüncelerin, kurumların toplumdan temizlenmesi, medyanın, sanatçıların, eğitimcilerin susturulması, kadınların burjuva kültür içinde elde ettikleri hakların yok edilmesi konularında birleşiyorlar. MK ve benzeri kanatlar, liberal kamuoyuna, Batı'ya ılımlı uyumlu, uzlaşmacı bir yüz sunarken diğer iki kanat her türlü muhalefeti imha etmek konusunda çok etkin olabiliyor.[75]
Bunlar kavranmadan En Nahda ile Selefîler ve diğerlerinin diyalektik içiçeliği anlaşılamaz.
O hâlde Tunus'ta En Nahda ile Selefîleri konuşurken; solcu milletvekili Muhammed Brahmi'nin 25 Temmuz 2013'de kurşun yağmuruna tutulmas
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- HANGİ "BARIŞ", NASIL "DEMOKRASİ", NİÇİN "MÜZAKERE" (Mİ)?
- "KADININ BEYANI", İFŞA, LİNÇ... NE YAPMALI?[*]
- "HAPİSHANELER"İ BİLİYORUZ! PEKİ YA "TIMARHANELER"İ?
- "BARIŞ" HER ZAMAN BARIŞ DEĞİLDİR: KOLOMBİYA ÖRNEĞİ
- TAKSİM ELBET -BİR GÜN- GERİ KAZANILACAK!
- ABİDE BİR KOMÜNİST KADIN: SEVİM (TARI) BELLİ
- ANLATILAMAYANI ANLATAN; GÖRÜNMEYENİ GÖSTEREN HİKÂYELER
- "AYKIRI KADINLAR" TARİHİNDEN: KOMÜNAR LOUISE MICHEL
- EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK İÇİN HAKSIZ SAVAŞLARA HAYIR
- Hrant'ın Failini Belirsizleştirmek
- SOSYAL HİZMETLER VE SOSYAL HAREKETLER: LATİN AMERİKA ÖRNEĞİ BAĞLAMINDA İMKÂNLAR-SINIRLAR
- "YAPAY ZEKÂ", "SOSYAL MEDYA", "KONTROL" VD'LERİ!













