SORU(N)LARI İLE 15 TEMMUZ[*]
Sibel ÖZBUDUNSİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER
"Suskunlukla geçirilmiş
tüm gerçekler zehirlenir."[1]
Tarih, kurgular değil, sınıf mücadeleleri ekseninde olgular üzerinden yazılır. Ancak coğrafyamız Türkiye'de tarihi egemen manipülasyonun kurguları üzerinden çarpıtmak bir alışkanlık hâline geldi. Tıpkı 15 Temmuz'a ilişkin yapıldığı gibi...
İş bu nedenle darbe girişimini anlamak, anlatmak için öncelikle 15 Temmuz'a dair yalanları deşifre etmek "olmazsa olmaz"dır...
Muammalar toplamı olarak tanımlanması mümkün darbe girişiminin bir felaket olduğu su götürmez. Ne var ki, bunu fırsata çevirenler, darbecilerin yetişmesine elverişli ortam ve koşulları hazırlayanlardan başkası değildi; bunu da unutmamak gerek.
Evet, darbe girişimiyle ilgili olarak çok şey yazılıp çiziliyor. Kimileri bunun son derece acemice olduğunu, kimileri ise tam tersini düşünüyor. Ancak henüz açığa çıkmamış bir nedenle erken patlamış, belki de patlatılmış bir girişim olması en güçlü ihtimal...
Kaldı ki "15 Temmuz FETÖ darbesi epey zamandır geliyorum diyordu."[2] Bu bir "sır" ya da "sürpriz" değildi...
"15 Temmuz darbe girişimi hakkında hazırlanan polis fezlekesine göre darbenin altyapısı için çalışmalar 2016 Ocak ayında başlatıldı. Eldeki verilere göre, 8 Temmuz'da TSK içinde darbenin dumanı çoktan tütmeye başlamıştı."[3]
ABD iltisaklı Fethullah Gülen Cemaati (FGC) tarafından gerçekleştirilen girişim üzerinden yıllar geçse de; FGC'nin siyasi ayağına ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadı; yapılamadı. Yani muammalar, soru(n)ları ile hâlâ yerli yerinde!
Mehmet Y. Yılmaz'ın, "Darbe girişimi kışlada önlenebilir miydi?"[4]
"Darbe girişimini neden önleyemediler?"[5]
"Darbe girişimi önlenebilir miydi?"[6]
Veya "15 Temmuz günü darbeye kalkışılacağına ilişkin çok emareler belirdiğini artık biliyoruz. Binbaşı H.A.'nın MİT'e gidip darbe girişimini haber vermesinin dışında, saat o sırada 14.45 idi, başka emareler de vardı. Bunlara yönelik bir soruşturma başlatıldı da ben mi duymadım acaba?"[7] türünden soru(n)lar ile betimlenen darbe girişimini tarihçiler, siyaset bilimciler, hukukçular vd'leri farklı açılardan ele alıyor, irdeliyorken; gerçekleri tam olarak öğrenebildik mi?
Hayır!
Ortalık "komplo teorileri"nden "efsaneler"den geçilmese de, muğlâk noktalar, ilginç soru(n)lar hâlâ yanıtlarını arıyor ve bulabilmiş de değil!
GENEL ÇERÇEVE
Hemen belirtelim: 15 Temmuz'da yaşanan darbe girişimi bir sonuçtu.
Siyasal İslâm'ın iktidarda güç paylaşımı için yaptığı mutabakat sınıra dayanmıştı. Liberaller işlevlerini yitirmiş, ideolojik açıdan kullanışlılar devre dışı bırakılmıştı. İktidar paylaşımı artık açıkça zorlama gücünün kimin denetiminde olacağı konusunda düğümlenmişti. "Ne istediler de vermedik" düzeni, AKP ile FGC arasındaki ittifakı geri dönülemez bir iktidar savaşına sürüklüyordu.
AKP, yeni bir rejimin inşasında engel olarak gördüğü yapıları tasfiye ederken FGC örgütlenmesinden yararlanmış; FGC yapısı ise iktidarın önünün açılmasında sahip olduğu etkinin özgüveniyle, "gerçek iktidar benim" vesayetçiliğini bu kez AKP üzerinde sınamaya çalışmıştı. 15 Temmuz, bu çatışmanın son aşamasıydı.
Darbe girişiminin sorumlusu FGC'nin, devlet içinde yaklaşık yarım asırdır örgütlenme faaliyeti yürüttüğü biliniyor. Ama darbeye kalkışacak güce AKP döneminde ulaştığı da bir gerçek. AKP ve FGC arasındaki "zoraki nikâh" 17-25 Aralık soruşturmaları ile bozuldu. Bu süreçten sonra başlayan 'düşmanlık', Türkiye'yi hâlâ soru işaretleri ile dolu 15 Temmuz gecesine taşıdı.
15 Temmuz gecesi başarısız bir darbe girişimine tanık olduk. Darbe girişimiyle ilgili yapılabilecek en doğru tespit ortalığa saçılan birçok bilgiye rağmen hâlâ karanlık yanlar barındırdığıdır.
Darbe girişiminin daha ilk anından itibaren FGC kadrolarına yönelik başlatılan büyük gözaltı, tutuklama, tasfiye harekâtı, zamanla içine tüm muhalifleri alarak genişletildi. Başta asker, polis, yargı mensubu, akademisyen ve öğretmen olmak üzere binlerce kişi kamu kurumlarından tasfiye edilirken, 40 bini aşkın kişi de "darbe şüphelisi" olarak tutuklandı.
Ancak darbe gecesi neler yaşandığı, öncesiyle sonrası ile neler olduğu ve soruşturmanın içeriği hakkında kimse kesin bilgiye sahibi değil. Darbe kalkışmasının saatinden, bir binbaşının ihbarına rağmen Milli İstihbarat Teşkilâtı'nın (MİT) zaaflarına dek herkesin kafasında kuşkulara yol açan birtakım sorular hâlen cevapsız. Birbiriyle çelişen iddia ve ifadeler yanında yalanlanmayan iddialar ve cevapsız kalan soru(n)lar darbe kalkışmasının, AKP ya da Erdoğan'ın gücünü arttırmak için hayata geçirdiği bir senaryo olduğu kuşkularını öne çıkarıyorken; iktidar, "kandırıldık", "Allah affetsin" dedi. Geçmişe dair, yaşananlardaki kendi payını görünmez kılmaya çalıştı. Bir yandan da devlette ve toplum üzerinde sahip olduğu gücü mutlak hâle getirmek için adımlarını hızlandırdı.
Özetle darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile devlet restore edilirken; yeni rejim inşasına hız verildi.
NEDİR, NE OLDU?
Kadir Cangızbay'ın, "Zekeriya Öz'e kendi zırhlı arabasını tahsis eden, 'Ben bu davaların (Ergenekon vb...) savcısıyım' diyen 'FETÖ'cülükten yargılanmadıkça Türkiye'deki devlet hiç kimseyi yargılayamaz. 15 Temmuz, bir tertiptir: Kanmayalım,"[8] notunu düşerken; Selahattin Demirtaş'ın da, darbecilerin AKP içerisinden milletvekili, bakan düzeyinde güçlü bir destek almış olma ihtimalinin çok fazla olduğunu ileri sürdüğü[9] darbe girişiminin hakikât(ler)i özetle şöyledir:
1) Darbe girişiminin bir "istihbarat zafiyeti" eseri olduğu şehir efsanesidir. Birincisi, darbenin başı olduğu iddia edilen "Cemaat", 2 Ocak 2015'teki MGK toplantısında "iç tehdit" olarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne resmen dahil edilmiştir, takip altındadır. "Cemaat"in TSK'de kendisine bağlı olmayan unsurlara açılmaksızın bir girişim başlatması, darbe mantığına aykırıdır. İkincisi, devlet güvenliğinin yanısıra 10 milyonu aşkın üyesiyle bütün AKP teşkilâtınca da gözetim altında tutulan "Cemaat"in attığı ilk adımda devletin kontrolüne girmemesi de devletin olağan işleyişine aykırıdır. Üçüncüsü, "istihbarat zafiyeti"nin başlıca sorumlusu olsalar cezalandırılmaları gereken MİT ve Genelkurmay başkanlarının ödüllendirilmeleri, "zafiyet" hikâyesinin bizzat onu anlatanca tekzibidir.
2) 15 Temmuz öncesinde bir yıl boyunca hem uluslararası hem iç basında "Cemaat" darbesi hazırlığı söylentileri ayyuka çıkmış, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları hükümete bağlılık açıklamak zorunda kalmıştır. Bu açık istihbarat devlet işleyişinin doğası gereği TSK ve güvenlik aygıtlarının otomatik olarak teyakkuza geçmiş olmasını gerektirir.
3) Darbe girişiminin, TSK, yargı ve emniyette muhtemel geniş çaplı tasfiye haberleriyle kızıştırıldığı ve hazırlıkların adım adım izlendiği, 'Türkiye' gazetesi yazarı Fuat Uğur'un 2 ve 21 Nisan 2016 tarihli köşe yazılarında en ince ayrıntısına kadar ifşa edilmiştir. Darbecilerin buna rağmen girişimi sürdürmüş ve harekete geçmiş olmaları önlerinin kesilmek yerine açıldığını, cesaretlendirilip teşvik edildiklerine kanıttır.
4) Cumhurbaşkanı ve hükümet, öne geçerek başarısızlığa mahkûm kıldıkları darbeden bir olağanüstü hâl (OHAL) gerekçesi olarak yararlanmayı; OHAL'i Başkanlık Rejimi'ne geçiş için bir sıçrama tahtası olarak değerlendirmeyi; OHAL kararnameleriyle yeni rejimin yolunu döşemeyi planlamışlar ve darbenin olgunlaşması ve bastırılması için pusuya yatmışlardır.
5) Darbe silahsız sivil direnişle değil, harekete geçirilen birliklerin kışlalarından çıkar çıkmaz hükümete sadık birliklerce ezilmesiyle durdurulmuştur. Belediyelerin iş makineleriyle kışlalar önünde kurdukları barikatlar, silahsız ve eğitimsiz toplulukların polis merkezlerinden darbe karargâhları üzerine sevk edilmesi, AKP örgütünün darbe sırasında rol üstlenmek üzere taktik hazırlığa sahip olduğunun göstergesidir.
6) AKP, darbeyi daha başlamadan; yüzlerce insan hayatını kaybetmeden, sıradan erler ve harp okulu öğrencilerinin hayatları karartılmadan bastırabilecek tanık ve kanıtlara sahipti. Hükümet, diktatörlüğün alt yapısını oluşturacak politik momentumu kazanmak ve siyasi rakiplerinin yanı sıra başkanlık rejimine muhalif kadroları idareden, akademiden, medyadan ve sivil toplumdan tasfiye için kaosun doğmasına izin vermiş ve kendi yarattığı kaostan "düzen kurucu" rolünü üstlenerek çıkmıştır.
7) "15 Temmuz demokrasinin kurtuluşu" anlatısı diktatörlüğün düğünüdür, "bir yaz gecesi rüyası"dır: Hanedanın yüzünü güldüren bu rüya özgür ve dürüst bir hayat düşleyen iyi ve sade insanların her gününü geceye çeviren bir kâbustur.[10]
Devam edersek: Mehmet Tezkan'ın, "Devletin içinden şeytanın çıktığı gün";[11] Uğur Dündar'ın, "Kontrolsüz bir darbe girişimi"[12] diye betimlediği 15 Temmuz bir iktidar savaşı özetidir. Taraflardan birinin, diğerini "hile yolu" ile pusuya düşürdüğü bir iktidar savaşı!
Ayrıca coğrafyamızdaki tüm darbeler gibi 15 Temmuz da emperyalizmin özenle besleyip büyüttüğü karşıdevrimcilerin eseridir; başlangıcı ve sonuçları itibariyle...
15 Temmuz'dan bu yana, KHK'lerle, darbe ile uzaktan yakından ilgisi olmayanların da işlerinden edildiğini, darbe girişiminin muhalifleri susturma fırsatına dönüştüğünü gördük... Yargının ve mahkemelerin tarafsızlığına, bağımsızlığına güven sıfırlanmış durumda...
15 Temmuz'la ilgili hâlâ pek çok soru işareti varken; sonrasında da OHAL altında geçen iki yılda Başkanlık sisteminin önündeki bütün engeller kaldırıldı ve yeni sisteme getiren yolun taşları döşendi.[13]
251 kişinin hayatını kaybedip, 2 bin 194 kişinin yaralandığı 15 Temmuz darbe girişimi ile 21 Temmuz 2016'da ilan edilen OHAL 18 Temmuz 2018 günü sona erdi. OHAL toplamda 7 kez uzatılarak 2 yıl sürdü...
OHAL döneminde 37 KHK çıkarıldı. OHAL kapsamında çıkarılan KHK'ler ile 131 bin 922 "tedbir" gerçekleşti. OHAL'de en az 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi, 270 kişinin öğrencilikle ilişiği kesildi, 2 bin 761 kurum ve kuruluş kapatıldı, 3 bin 213 personelin rütbesi alındı...
OHAL sürecinde toplam 204 medya kuruluşu kapatıldı. Kapatılan 179 medya kuruluşu arasında 53 gazete, 37 radyo istasyonu, 34 televizyon, 29 yayınevi, 20 dergi ve 6 haber ajansı bulunuyordu...
2 yılda 6 bin 81 akademisyen ve üniversitelerin idari kadrosundan bin 427 personel ihraç edildi, bu ihraç kararlarından 185'i kaldırıldı...
234 bin 419 pasaport iptal edildi...
OHAL sonrası 2 bin 49 TSK personeli ihraç edildi, 176 emekli askerin rütbesi geri alındı...
500 bini aşkın kişi gözaltına alındı, 30 binden fazla kişi tutuklandı...[14]
FGC İLE AKP SİMBİYOZU
Darbe girişimi (bugünlerde "FETÖ" denilen!) FGC ile AKP simbiyozu kavranmadan yerli yerine oturtulamaz!
Evet, 2013'te AKP'nin, "Darbe" diye nitelediği rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla FGC ile ittifakı berhava oldu olmasına da; bunun bir evveli ve sonrası vardı!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "paralel yapının kendisini aldattığını" belirttiği[15] FGC'ne ilişkin bakın kimler neler dememişti ki...
Bülent Arınç: "Milyonlarca insan, şu anda gözyaşı dökerek bizi izliyor. Bunların arasında biri var ki, gurbette, tek başına, hüzünle bizi seyrediyor. Televizyonun başında bizi izleyen o güzel insana teşekkür borcumuz var"...
Binali Yıldırım: "Türkçe sevgi dilidir, barış dilidir. Yunus'un dilidir. 'Aç herkese sineni aç, onun gibi ilâç' diyen Fethullah Gülen Hocaefendi'nin dilidir"...
Ahmet Davutoğlu: "Cemaat'in hedefleriyle, Türkiye'nin hedefleri tamamen örtüşüyor"...
Hüseyin Çelik: "Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış filan, bunlar kargaları güldürür"...
Bekir Bozdağ: "Bu yolu açan, bu ateşi yakan, bu fikri veren muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'ye gönül dolusu saygılar gönderiyorum. Kendisine çete diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır; vicdansızlıktır"...
Süleyman Soylu: "Aynen 28 Şubat gibi, aynı 12 Eylül öncesi gibi senaryodur. Derin devlet harekete geçti. Cemaati döverek, cemaate saldırarak, Türkiye'nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar"...
Faruk Çelik: "İnsan merkezli bir hizmeti esas alan insanlara, 'Hizmetinizi durdurun' denir mi? Aksine teşvik edilir, desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır. Bu gerçeği görmemek ferasetsizliktir"...
Recep Akdağ: "Hayatı insanlığa hizmetle geçmiş bu büyük zat için suçlamalarda bulunmak, son derece çirkindir; kara lekedir. Fethullah Gülen Hocaefendi, hayatının her döneminde tertemiz kalmış bir kişidir. Kendisine şükran borçluyuz"...
Hüseyin Kocabıyık: "Fethullah Gülen Hocaefendi son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Evrensel Türk Rönesans'ını başlatan Türk mucizesidir. Shakespeare gibi evrenseldir. Ona düşmanlık edenlerin utanması gerekir"...
Melih Gökçek: "Terbiyeni takın, Fethullah Gülen'e "Feto" diyemezsin. Özür dile"...
Recep Tayyip Erdoğan: "MHP'nin Fethullah Hocaefendi'ye saldırısı, bana göre ihanet derecesindedir. Hiç ahlâki değil; çok çirkin. Yani Hocaefendi işi gücü bırakmış da MHP ile mi uğraşıyor? Bir defa, onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez. Çok çok çirkin. Çok ayıp. Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum"...[16]
Sözünü ettiğimiz evvele dair daha da fazlası var. Ancak bu kadarı yeter de artar bile...
Sonrasına gelince: AKP ile birlikte iktidar olan Cemaat'in, "Ne istediler de vermedik" diyen AKP ile ittifakı bozulduktan sonra giriştiği 15 Temmuz darbe kalkışması ile Erdoğan'ın "Allah'ın lütfu" diye niteliği bu girişimden sonra AKP iktidarı, 20 Temmuz'da OHAL ilan etti ve TBMM'yi devre dışı bırakarak ülkeyi KHK yönetmeye başladı.
Böylesi bire evveliyatın sonrası kimilerine "şaşırtıcı" gelse de, kanımızca olanlar eşyanın tabiatıyla uyumludur...
Çünkü 15 Temmuz'un evvelinde AKP'nin kamu bürokrasisindeki zayıflığını FGC'nin kadroları telafi ediyordu. 2010 referandumu örneğinde görüldüğü üzere, başta yargı olmak üzere devlet aygıtının neredeyse bütün mekanizmaları adım adım FGC'nin kontrolüne geçiyordu. Ayrıca Cemaatin çok daha önce liberal aydınlarla kurduğu ilişkiler, bu isimlerin AKP ile FGC arasındaki koalisyona desteğini beraberinde getiriyor, iktidarın meşruiyeti bu isimlerin yazıp çizdikleri üzerinden üretiliyordu: AB ile ilişkiler, Ergenekon süreci, referandum, "yetmez ama evet", "Kürt sorununa çözüm" gibi... Hepsi toplumsal rıza üretiminin bir parçası olarak gündeme getirildi ve hepsinde FGC güdümlü neo-liberaller ciddi bir rol oynadı.
Eski rejimin tasfiyesi ve devlet aygıtının ele geçirilmesi ortaklar arasında bir egemenlik savaşının başlamasına yol açtı. Devletin, kurumların, polisin, ordunun, rantın nasıl paylaşılacağı sorusu ortaklar arası bir mücadeleye dönüştü. MİT Başkanı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un tutuklanması, Roboskî Katliamı, dershanelerin kapatılması, sonrasında da17-25 Aralık bu mücadelenin tezahürleriydi.
Ve denilebilir ki 17 Aralık 2013'de AKP-C koalisyonu resmen sona erse de; bunun inkârı ve tevili mümkün olmayan evveli vardı!
i) Darbe girişiminin ardından tutuklanan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanıp serbest kalan eski HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici 31 sayfalık ifadesinde, 2010'da 160 Yargıtay üyesinin belirlendiği seçim öncesi Fetullah Gülen'in HSYK üyelerine, "En az 140 üye alın" talimatı verdiğini söyledi.[17] Hamsici'nin anlatımına göre dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, Yargıtay'a seçilecek 160 kişilik listeden 140 kontenjan isteyen cemaat mensubu HSYK üyelerine, "Aranızda anlaşın, baştan ortaklığımız bitmesin" demiş.[18] Söz konusu itiraflar Yargıtay üyeleri seçimi için kıran kırana pazarlık yapıldığını ortaya koydu...
ii) "FETÖ" üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, savcılığa verdiği ifadede yargıdaki Fethullahçı yapılanmayla ilgili o dönem MİT'ten veya diğer devlet kurumlarından kendisine bir uyarının gelmediğini, 7 Şubat krizi sonrası görüştüğü MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da kendisine bir bilgilendirme yapmadığını kaydetti. Yargıtay'a 2011'de atanan 160 üyeden cemaate 110 kontenjan ayrılmasını konusunda Fethullah Gülen cemaatine mensup yüksek yargı üyeleriyle anlaşmayı hükümetin istediğini kabul etti...[19]
iii) Eski TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, döneminde kuruma alınan 435 kişinin 368'inin 'FETÖ'den ihraç edilmesiyle ilgili verdiği ifadede, "Samanyolu TV'den TRT'ye geçenleri AKP yanlısı diye işe aldıkları"nı söyledi...[20]
iv) Kemal Kılıçdaroğlu, AKP içinde ByLockçu milletvekillerinin bulunduğunu söyledi...[21]
v) Darbe girişimiyle ilgili soruşturmaların en tartışmalı noktası "siyasi ayağı kim" sorusu oldu... MİT'ten savcılıklara gönderilen ByLock listelerinde hiçbir bakan, milletvekili ve büyükşehir belediye başkanı gibi üst düzey isimlerin yer almaması dikkat çekti. CHP, ısrarla darbenin siyasi ayağının saklandığını ve ortaya çıkarılması gerektiğini savundu. Yargıda bazı savcılar, siyasi ayağa dokunan araştırmalara girmek istedi. Ancak girişim geri teperek, savcıları koltuğundan etti. Örneğin 15 Temmuz çatı iddianamesini hazırlayan Başsavcı Vekili Necip Cem İşçimen, FETÖ'nün TSK'yi ele geçirmesinde iktidarın sorumluluğuna işaret eden ifadeler kullanınca iktidarın hışmına uğradı. Önce görevden alınan İşçimen, ardından Yargıtay'a düz savcı olarak sürüldü. FETÖ ile ilgisi olmayan muhalifleri bu kapsamda soruşturan yargı, 17-25 Aralık olayından önce FETÖ'yü açıkça öven, hatta Gülen'i Pensilvanya'da ziyaret eden AKP'lileri görmezden geldi...[22]
vi) AKP'de birinci derecede yakınları FETÖ veya 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili gözaltına alınan, tutuklanan veya kamudan ihraç edilen milletvekilleri ve parti yöneticileri şöyle:
vi/1: AKP Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger'in kardeşi Hasan Haluk Dülger Konya'daki FETÖ operasyonu ile tutuklandı. Dülger, Necmettin Erbakan Üniversitesi'nde öğretim üyesiydi...
vi/2: TBMM İdare Amiri, AKP Hatay Milletvekili Orhan Karasayar'ın kardeşi İsa Karasayar, Hatay'da FETÖ kapsamında gözaltına alındı. Karasayar'ın arasında bulunduğu 5 kişi, FETÖ üyeliği iddiasıyla 6 Ekim'de tutuklandı...
vi/3: Yalnızca milletvekillerinin kardeşleri tutuklanmadı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli'nin kardeşi, Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden tutuklandı. Dişli, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı darbeye katılması konusunda ikna etmeye çalışmış, Akıncılar'a götürülürken de ona refakat etmişti. Yine Akar'ın darbecilerin elinden kurtulduktan sonra bindiği helikopterde Dişli de vardı...
vi/4: AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın damadı işadamı Ömer Faruk Kavurmacı, 8 Eylül 2016'da tutuklandı...
vi/5: AKP Aydın Milletvekili Mehmet Erdem'in kardeşi Ömer Erdem, 27 Temmuz'da gözaltına alındı. Erdem, 4 Ağustos'ta serbest bırakıldı...
vi/6: AKP'de bir dönem milletvekilliği yapan bazı isimler de FETÖ kapsamında tutuklandı. Bu kapsamda eski AKP milletvekili İlhan İşbilen, Hasan Hami Yıldırım tutuklanırken, gözaltına alınan eski AKP milletvekili İdris Şahin serbest bırakıldı. Eski AKP'li vekil Hakan Şükür hakkında yakalama kararı bulunuyor...
vi/7: AKP Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz'ün Malatya'da Orman ve Su İşleri Bakanlığı 15. Bölge Müdürü olan kardeşi Ayhan Deligöz 20 Ağustos 2016'da tutuklandı. Kardeşi tutuklanan Orhan Deligöz, TBMM'deki anayasa görüşmelerinin oylamasında gizli kullanması gereken oyunu, AKP'li yöneticilere göstermesiyle gündeme gelmişti...
vi/8: AKP'de bazı milletvekillerinin kardeşleri de FETÖ ile irtibatlı oldukları gerekçesiyle kamudan ihraç edildi. Bu kapsamda AKP Trabzon Milletvekili Avukat Salih Cora'nın öğretmen ablası Emine Ay, meslekten ihraç edildi. AKP Kırıkkale Milletvekili Mehmet Demir'in Kırıkkale'de il milli eğitim müdür yardımcısı kadrosunda bulunan Hüdaverdi Demir, çıkarılan bir KHK kapsamında ihraç edildi. Demir, daha sonraki başka bir KHK ile görevine iade edildi. Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın damadı Ekrem Yeter'in de Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeliği görevine son verildi. Melih Gökçek, Arınç'ın kızı ve damadı Ekrem Yeter için "Fanatik paralelcidir" demişti. Bülent Arınç'ın kayınbiraderi olan Manisa Halk Sağlığı İl Müdürü Ziya Tay da görevden uzaklaştırıldı...[23]
vii) "FETÖ" soruşturmasında tutuklanan Kozmik Oda Savcısı Mustafa Bilgili, kozmik odada 2009'da yapılan aramanın dönemin Başbakanı Erdoğan ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi...[24]
Bu kadarı yeterli değil mi?
DARBE GİRİŞİMİ
O hâlde 15 Temmuz FGC ile AKP simbiyozu ekseninde irdelenmelidir. Çünkü tarihi boyunca FGC ile açık ortaklık yapan AKP iktidarı, dönemin Başbakanı Erdoğan'ın "Ne istediler de vermedik" sözüyle de kabullendiği gibi, açıkça cemaati besledi, büyüttü ve böylelikle de 15 Temmuz'un zemin hazırlarken; darbe girişiminin hikâyesi -muhtelif sunumlarıyla- oldukça muallaktır!
Örneğin 'The Times'a göre Erdoğan tasfiyeyi önceden planlamıştı. "Bir darbe yapma kararı, yaklaşmakta olan tasfiyenin korkusuyla alındı."
Bruno Waterfield'ın Brüksel'den yazdığı habere göre de, Avrupa Birliği istihbarat merkezi INTCEN'in raporunda şunlar aktarılıyordu: "AB istihbarat örgütleri, geniş çaplı bir görevden alma dalgasının başlayacağı söylentisi üzerine Erdoğan'ın seküler muhalifleri tarafından destek gördü, Suriye'deki duruma ve Kürtlere müdahaleye itiraz edenler tarafından ateşlendi... Erdoğan başarısız darbe girişimini kullandı ve OHAL ilan ederek AKP'ye muhalif olanlara karşı geniş bir baskı kampanyası başlattı... Büyük gözaltı dalgaları önceden planlanmıştı."[25]
Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişimi için "kontrollü darbe" vurgusuyla, "09.30'da darbe mi olur diye sordum ben kendilerine. Onlar da önceden deşifre oldular ifadelerini kullandılar. Demek ki bu onların önceden bu darbeden haberleri olduğu anlamına geliyor,"[26] dedi.
|
SAAT SAAT DARBE GİRİŞİMİ[27] |
|
|
14:30 |
Kara Havacılık'ta görevli binbaşı O.K., MİT'e giderek Hakan Fidan'ın kaçırılacağını, bunun darbe girişimi olabileceğini bildirdi. |
|
16:16 |
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler'i telefonla arayarak bilgi verdi ve ayrıntıları anlatması için Müsteşar Yardımcısını Genelkurmay'a gönderdi. |
|
17:32 |
MİT Müsteşar Yardımcısı, Yaşar Güler'i bilgilendirdi. |
|
17:54 |
Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ı bilgilendirdi. |
|
18:10 |
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Karargâhı'na gelerek Hulusi Akar ve komutanların yaptığı toplantıya katıldı, "gelen ihbarın daha büyük planın parçası olabileceğini" beyan ederken, darbeden hiç söz etmedi. |
|
18:30 |
Akar, havada bulunan araçların indirilmesi emrini verdi. |
|
19:25 |
Orgeneral Akar, 4. Kolordu Komutanı Korgeneral Metin Gürak'ı arayarak, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu'ndan hiçbir tank ve zırhlı aracın çıkmaması emrini verdi. |
|
19:26 |
Bu yazı 8133 defa okunmuştur. YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAPFACEBOOK YORUMYAZARIN DİĞER YAZILARI
|













