Temel DEMİRER

NİHAYET SURUÇ'UN 33'LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN'I[*]

Temel DEMİRER
  20-07-2020 12:43:00
 

TEMEL DEMİRER

 

"ve kuytularda, dağlarda, alanlarda

akıtılan ve akıp gelen kanlarda

bir sabah büyük büyük ateşler yanınca

eller temizlenecektir

bir tören olacaktır

ölülerimiz toplanacaktır."[1]

 

Auschwitz, Treblinka, Hiroşima, Nagazaki, Srebrenica vd'leri ile Charlie Hebdo... Ya da Dersim, Madımak, Roboskî Katliam(lar)ı... Veya 1 Mayıs 1977 Taksim'i... Bana hep Behçet Aysan'ın, "Yok başka bir cehennem yaşıyorsunuz, yaşıyoruz işte," dizelerindeki isyanı anımsatır; tıpkı 33'lerin Suruç'u gibi!

Bunlar ve benzerleri beni hep utandırıp öfkelendirir; yüreğimin başı ezilir adeta...

Evet, evet utanırım elbette; ancak aynı zamanda "kandan kına yakılır mı?" sorusunu dillendirip; "elbet bir bildiği var bu çocukların,/ kolay değil öyle genç ölmek," saptamasını dillendiren Hasan Hüseyin Korkmazgil'den mülhem öfke duyarım utanmaz katliamcı katillere...

Olup bit(mey)enin tarihini yaşa(tılı)rken Gülten Akın'ın dizelerindeki, "zulmü yönetimlerine başat kılıyorlar/ akrep tutuyorlar, çıyan besliyorlar/ başlarını ölüm yastığına yaslıyorlar/ tükenmiş çareleri.//

ince yüzlerinizdeki ışığı/ söndüre söndüre/ dal bedenlerinizi öldüre öldüre/ besleniyorlar/ tükenmiş çareleri/

oysa/ akan bir ırmağı kim durdurabilir?" vurgusu üzere tatlıya bağlanacaktır bu acı hikâye...

Aslında Çağdaş Aydın... Koray Çapoğlu... Cebrail Günebakan... Hatice Ezgi Sadet... Uğur Özkan... Nartan Kılıç... Veysel Özdemir... Nazegül Boyraz... Kasım Deprem... Alper Sapan... Cemil Yıldız... Okan Pirinç... Ferdane Kılıç... Yunus Emre Şen... Alican Vural... Osman Çiçek... Mücahit Erol... Medalı Barutçu... Aydan Ezgi Salcı... Nazlı Akyürek... Serhat Devrim... Ece Dinç... Emrullah Akhamur... Murat Yurtğul... Erdal Bozkurt... İsmet Şeker... Süleyman Aksu... Büşra Mete... Duygu Tuna... Polen Ünlü... Nuray Koçan... Vatan Budak... Mert Cömert... yani 33'ler için de durum budur; ama bu kadar da değildir.

Bana her anımsayışımda Nâzım Hikmet'in, "Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da/ Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,/ Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte/ Yani yürekte," dizelerini terennüm ettiren Onlar coğrafyamızdaki milatlar içinde bir milattırlar.

Ayrıca "Mekân(lar)ı cennet olsun" diyenlerden değilim; "Toprak incitmesin... Umutları devrim olsun" derim...

Benim içimi yakan Onlarla, yüreğim yangın yeridir.

Kalbimde acı, içimde öfke, boğazımda çözülmeyen bir düğüm vardır.

Hayır! Her şeyin çok pahalı, insan hayatının çok ucuz olduğu bir coğrafyada yaşa(tıl)dığımızı unutuyor falan değilim...

Resimlerine baktıkça "Utanıyorum/z! Suçluyum/z!" demeden edemediğim Onlar konusunda "Tahammülün sınırlarında" derler ya, tam öyle bir yerdeyim... "Bıçak kemikte," denilen bu olsa gerek!

Masum insanların gülüşlerinin soldurulduğu Suruç'ta katledilenler için "Yaşamak şakaya gelmez"ken; büyük bir ciddiyetle yaşadı Onlar "Zulme inat yaşasın hayat," kararlığıyla...

Onlara kasteden karanlığı boğana dek; ağla sevgili yurdum...

 

ONLARA DAİR

 

"Çarptıkça yüreğimiz

Savunacağız biz

Güneşi, havayı, suyu ve insanı."[2]

 

Metin Demirtaş'ın, "Yolu yok kalbim/ Sağ çıkacağız bu acılardan/ Çünkü umutsuzluk yasak/ Yılgın türküler söylemek de/ Çünkü yürüyor umudun ordusu/ Umutsuzluğu kurşuna dizerek," dizelerindeki kararlılık geleneğinin taşıyıcı olan 33'ler Ernest Hemingway'in, "Hayata kendimizden ne katıyorsak, hayattan da onu alırız"; Blaise Pascal'ın, "Her seçim bir vazgeçiştir"; Can Yücel'in, "Çalmadık, çırpmadık. Yediysek cebimizden, harcadıysak ömrümüzden," saptamalarındaki vurguydular.

Sayıdan ibaret değillerdi, olmadılar da...

Katledildiler! Katledenler ise, hâlâ hesap vermediler...

İçim(iz) içimi(zi) yiyor; nasıl olmasın?

Suruç fotoğraflarına bakın. Umudun, ışığın karelerini kanla söndürmek istediği karanlığın sahipleri!

Sorarım siz(ler)e: Memleket baştan ayağa azapla kıvranırken; olup bit(mey)enlerle çileden çıkmamak mümkün mü?

Her şey allak bullak; yıkımın eşiğindeyiz.

Adaletin "A"sı yokken; haksızlık kol geziyor; coğrafyanın hâli berbat

"Çoğunluk" olanları görmemek için baş çeviriyor ya da gözlerini kapatıyor.

Bir ilişki kalmadı gerçekle söz arasında; hatta Onlara, "Hümanist görünümlü teröristler"(?!) diyenler bile oldu...

Oysa Onlar Kemal Burkay'ın, "Belki şehre bir film gelir," dizelerindeki umudun çocuklarıydılar...

Ailenin tek çocuğu Koray Çapoğlu Trabzon'lu...

Bir eylemde gözaltına alınırken bir polis memuru tarafından ağzı yırtılıncaya kadar çekilerek "etkisiz hâle"(?) getirilen Cebrail Günebakan Dersim-Karakoçan'lıydı...

Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi Alper Sapan Karadeniz'liydi...

18 yaşındaki Okan Pirinç Antakya'lı...

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde sanat tarihi öğrencisi Hatice Ezgi Sadet Sivas'lı...

Van'lı Yunus Emre Şen'in lakabı 'Keke'ydi.  DTCF'de öğrenciydi. Sonrasında öğrenciliği bırakip, devrimci faaliyet yürüttüğü Adana'ya gitmişti...

Anadolu Üniversitesi AÖF Maliye'de okuyan Uğur Özkan Cizre'liydi...

İsmet Şeker Sivas'lı...

28 yaşındaki İngilizce öğretmeni Süleyman Aksu Hakkâri Yüksekovalı...

Mücahit Erol Muş'lu...

27 yaşındaki Çağdaş Aydın Dersim'liydi; eğitimini -biri Antakya'da, diğeri de Edirne'de- tamamlamıştı. Babası Feti, "Oğlum iki üniversite bitirdi," derdi genellikle...

Onlar içindi Yaşar Miraç'ın kaleme aldıkları dizelerdeki üzere:[3]

"ağıt değil yas değil/ bir eylemi bölüşen/ bir şiir yazıyorum/ suruç'ta ölenlerin/ adlarından oluşan:/ otuzüç goncalı özgürlük gülü

süleyman bir gül aldı/ gülü nazlı'ya verdi

erdal nuray 'bu güle/ bir ad bulalım' dedi

mert seslendi öteden/ 'adı özgürlük olsun'

vatan 'gelin bu gülü/ suruç'a götürelim'

hatice 'hep birlikte/ bir bahçeye dikelim'

polen 'güzel güneşli/ bir yer bulalım önce'

nartan 'eşip toprağı/ hazırlayalım' dedi

büşra gülü okşayıp/ deniz'le kokladılar

ferdane tüle sardı/ incitmeden kökünü

veysel bir çapa buldu/ murat küçük bir kürek

suruç'taki bahçenin/ en güneşli yerinde

çapayla eşti kasım/ toprağı bir güzelce

yunus, ece ve Alper/ çömeldiler toprağa

gülü yerleştirdiler/ hep birlikte özenle

duygu toprak ekledi/ medali kök bastırdı

uğur serhat cansuyu/ dökerek suladılar

okan ezgi alican/ çevresin temizledi

cemil ak taşlar dizip/ çağdaş'la güle çember

ördüler korunmalık/ çalılar dikti osman

taşların arasına/ koray renkli bezleri

emrullah'la bağladı/ çalıların ucuna

cebrail türlü renkten/ boyadı ak taşları

ismet ile nazegül/ 'özgürlük' diye yazdı

bu gülcüğün adını/ bahçedeki ak taşa

artık rengi güneşten/ apal bir gül fidanı

otuzüçten goncalı/ otuzüçten cansulu

suruç'tan tüm dünyaya/ yankıyıp duracaktı

'kardeşlik barış olsun/ artık kan dökülmesin!'

otuzüç yürekliden/ özgürlüğün al gülü/ sonsuza açacaktı."[4]

 

KATLİAM VE "NEDEN"İ

 

"Olacak bütün bunlar.

Kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak!

Bu dünya kalmayacak haramilere."[5]

 

Suruç, coğrafyamızın katliamlarla dolu tarihinden bir yapraktır; coğrafyamızda yaşanan büyük acının merkezlerindendir; Reyhanlı, Sivas, Niğde, Diyarbakır, Dersim, Maraş vd'leri gibi...

Jacques Derrida "Gerçeğe susamışlık, insanlığın en soylu tutkusudur," notunu düştüğü hâlde üzeri örtülen gerçekler ortaya çık(artıl)mazken; "Zengin sınıflarının suçlarını belirsizlik kadar hiç bir şey koruyamaz," diye fısıldar kulağımıza Bertolt Brecht sanki...

'Milliyet'ten atılan Kadri Gürsel'in Suruç Katliamı hakkındaki son yazısında,[6] "Suruç Katliamına misilleme amaçlı saldırı ve cinayetler yeni bir şiddet dalgasını tetiklerse bundan en çok, ilk erken seçimde HDP'yi baraj altına indirme ve MHP'ye giden oyları da geri alarak yeniden tek başına iktidar olma hayalini kuranların faydalanacağı açıktır. Suruç Katliamını kullanışlı yapan da budur,"[7] diye tarif ettiği hâlde; yani 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonrasında AKP milletvekili Burhan Kuzu'nun, "Halk kaosu seçti," demesiyle birlikte coğrafyamızda başlayan kaos/ katliam dalgasıyla birlikte 2015'in ikinci yarısını ve 2016'yı diken üstünde geçirdik.

Hatırlayın: 19 Temmuz 2015'de Ahmet Davutoğlu erken seçim talimatı verirken; 20 Temmuz'da Suruç'taki bombalı saldırı yaşandı...

Öncesinde 11 Mayıs 2013'te Reyhanlı; 19 Mart 2014'te Niğde; 5 Haziran 2015'te Diyarbakır'a 20 Temmuz 2015'te Suruç eklendi IŞİD'le anılan!

Coğrafyamızın tarihi katliamlarla müsemmadır: Pek çok coğrafi isim, aynı zamanda bir katliamın tamamlama sıfatıdır: Mesela Maraş Katliamı... Mesela Bahçelievler Katliamı... Mesela Sivas Katliamı... Mesela Çorum Katliamı ve daha niceleri...

Bu kadar da değil elbette! Hesabı sorulmayan katliam(lar)ın veya Soma, Reyhanlı, Ermenek, Suruç vd'leri için "İhmal varsa"lı cümlelerin kurulduğu mekândır coğrafyamız!

Ahmed Arif'in, "bunlar,/ engerekler ve çıyanlardır,/ bunlar,/ aşımıza, ekmeğimize/ göz koyanlardır,/ tanı bunları,/ tanı da büyü..." diye tanımladığı egemenliği yani egemen terörü lanetlemenin, kınamanın bir anlamının olmadığı; bütün sözleri gereksiz kılan aşağılık vahşet(ler)in, barbar(lık)ların, katliam(lar)ın -yıllar geçse de- hâlâ başladığı yerde sayıp durduğu; "Yine" ve "Her zaman" faili (belli) meçhullerin yurdudur coğrafyamız! "Devletlûlar" birbirlerine düştüğünde -son örneğini Ahmet Davutoğlu'nun meydan okumasında gördüğümüz üzere- "her şeyi açıklarım ha!" tehditlerini savurdukları kertede belli, ancak hiçbir yargı organının açık edemeyeceği kadar "meçhul"...

Hele ki, bir de Hallac-ı Mansur'un, "Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir," notunu düştüğü hâl(imiz)de...

 

DEVLET(İLE MARİFETLERİ)!

 

"Hayatın en temiz canlarına

kıyıyorsa elleriniz,

hepinizin canı cehenneme."[8]

 

Sınıflı sömürücü iktidarın sunduğu pseudo "melek ya da canavar ikilemi"ni  Bu yazı 10220 defa okunmuştur.

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım