Umut ŞENER

TÜTÜN YAPRAKLARINA DAİR

Umut ŞENER
  28-03-2023 23:26:00

“Yaşmaklı”yı bilir misiniz?

 İnsandan anlatayım isterseniz.

“İnsan yaşadığı yere benzer” *

Yüzüstü bırakılan, İSİAS oteldeki katliam olmasa belki adı bile duyulmayacak olan Adıyaman’dan görüntüler ortaya çıktıkça gördünüz beni.

Göğsünü döven, acısına semah dönen, çocuklarını arayan analarda gördünüz.

Alnın tam ortasında birleşip, iki yandan kulakları saran tütün rengi yaşmaklar takar buranın insanı. Tütün ekerler. Tütün şaşırtırlar. Tütün kırarlar. Tütün dizerler. Tütün kokarlar. Yaşmaklı bizim buralardaki tütünün adıdır…

Sizin şimdilerde deprem olan şehirler listesinde adını okuduğunuz her yerde vardır tütün kokusu; Hatay, Malatya, Silvan, Hasankeyf, Hadım… İlle de Adıyaman, ille de Çelikhan…

Neden ille dedim? Tütünün kıymetlisidir çünkü buradaki. İnsana, insanına benzer.

Kıymetli insan kimdir? Kendisiyle beraber başkasını da yükseltendir, değerli hale getiren, büyüten, katlanılır, hoş görülür kılandır.

Adıyaman tütünü böyle bir tütündür işte. Koca dünyanın her yerindeki tütünü kıymetlendirir. Kalitesiz harmanlara katılınca tütün içenlerin sevdiği tadı, kokuyu, buruk acılığı verir onlara da… İlaç olur acısını dindirir hastanın, yaralının…

Sonbaharda tohumlar, ilkbaharda karıklar hazırlanır. Kışın mahir ellerde seve, okşana, tütünün parasından yapılacakların hayallerine dalarak hazırlanan çok gözlü ahşap yataklarda sapa kalkmaya başlamıştır tütün tohumları.

İlk yapraklarını çıkarıp karış kadar boylanınca, Adıyamanlıyı alır bir heyecan.

Hani çocuklar boylanıp da yürüyüşlerindeki paytaklığın, apalaklığın yerini ayakta durabilen biri alınca bir başka sevinç yaşarız ya, aynı öyle

Daha ilk yaprağın çıkışıyla gözünde canlandırır Adıyamanlı; o tütünün boy verdiğini, dağların kızılına büründüğünü, doruk dedikleri en genç, en üstteki, en değerli yaprağın ince ince kıyılıp dudağının kıyısında asılı kalan yarım yamalak keyfe yoldaşlık ettiğini…

Guatemela’da darbe üstüne darbe yapılıp diktatör Mott ve toprak ağalarının emriyle halk kendi kanında boğulurken, halkın özgürlük mücadelesine katılan Rigoberta Menchu’nun anlatımlarında vardı. Bir çocuk 5 yaşına geldiyse bunu bir şölenle kutluyorlar. Çünkü o koşullarda bir çocuğun hayatta kalması, hele de artık hayata katılabileceği yaşa kadar gelmesi kutlanmaya değer.

Bizim çocuklarımız da böyledir bizim için, yoksulun çocuğundan kıymetli neyi var? Hayata dair bütün hayallerimiz, isteklerimiz gerçek olacakmış gibi gelir bebeğimizi kucağımıza alınca. Hele de şu tütün yaprakları gibi olunca… Kendi kendine yatar kalkar, yemeğini kendi yer, okula gider, belki ilerde…

İşte Adıyamanlı, tütün bir karış boylanıp yapraklarını çıkarmaya başlayınca böyle heyecanlanır.

Geçer başına, o küçücük nazenin yaprağı incitmeden, toprağın yol yol ettiği biraz da sararmış işaret parmağına dolar. Dolarken kırılmadıysa tamam. Alır geçici yuvasından şaşırtır karıktaki yerine. Ana olur, ata olur geriden destekler, gelişimini izler, gerektiğinde de iyi olması, büyümesi için destek olur.

Ama “çıt!” diye o sesi duyduysa biraz daha beklemek gerekir, henüz kırılgan, her şeyden etkileneceği zaman geçmemiş demektir. Sarıp sarmalamak, koruyup kollamak gerekir.

Beşine varabilmiş çocuğa sevinmek yoksul işi dedim ya, deprem de öyle, deprem de yoksul işi. İşte bizim tütünlerimiz daha tohumdan fideye dönerken kırıldı depremde. Bizim çocuklarımız da öyle!

İktidar elini kolunu kavuşturup bekledi, olacağını bildiği zamanını bilmediği bu depremin sevinci içinde. Beklediler Kürtler, Aleviler mümkün olduğunca çok ölsün. Beklediler ölelim de arazilerimiz, arsalarımız, tarlalarımız sahipsiz kalsın, yeni ihaleler için arsalar açılsın. Beklediler, yasaklarla, baskınlarla kontrol edemedikleri tütün emekçilerinin varı yoğu depolarda çürüsün. Beklediler zar zor beslediğimiz hayvanlarımız yok pahasına satılsın…

Günlerce gelmediler. Oteldeki çocukların konuşmaları çıktı sonradan telefonlar sinyalleri iletmeye başlayınca. Biri diyor ki, “birazdan sabah olacak”. Diğeri, “ne yapalım sabahı?” diyor çaresizce. Bizim de sabahımız olmadı o günden sonra!

Günler sonra geldiler. Gelip helallik istedikleri de biz değildik, iktidarlarını borçlu oldukları irin yuvası yerli yerinde duruyor mu, bir emirleri var mı sormaya geldiler.

Hepimiz öldük mü diye bakmaya geldiler.

Ölmediysek nasıl pişman edelim diye plan yapmaya geldiler.

Geldiler. Tütün kokan çocuklarımızı çaldılar, elleriyle götürüp irin yuvası tarikatlara verdiler.

Yarıldı toprak, çatladı, yükseldi; tütün fidelerini bekliyor göğsünde sarıp büyütmek için.

Sesimiz kısıldı, saçımız kalmadı, gözlerimiz kurudu; çocuklarımızı istiyoruz, göğsümüzde koklayıp büyütmek için!

­________________________________________________________

*”Mendilimde Kan Sesleri”, Edip Cansever

Ek: Aile Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre 1100 çocuk Adıyaman’da bulunan Menzil tarikatı başta olmak üzere tarikatlara teslim edildi.

 

  Bu yazı 3334 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım