Umut ŞENER

DEPREMİN ÜZERİNDEN 2 AY GEÇMİŞKEN-1

Umut ŞENER
  08-04-2023 09:41:00

“…Yeterli kâr olunca sermayeye bir cesaret gelir. Güvenli bir % 10 kâr ile her yerde çalışmaya razıdır; kesin % 20, iştahını kabartır: % 50, küstahlaştırır; % 100, bütün insani yasaları ayaklar altına aldırır; % 300 kâr ile sahibini astırma olasılığı bile olsa, işlemeyeceği cinayet, atılmayacağı tehlike yoktur. Eğer kargaşalık ile kavga kâr getirecek olsa, bunları rahatça dürtükler. Kaçakçılık ile köle ticareti bütün burada söylenenleri doğrular.” (Kapital; C. I).

6 Şubat’ta yaşanan depremin üzerinden iki ay geçti. Depremi yaşayan Türkiye (ve Suriye) halkları açısından; alınmayan önlemler, yapılmayan işler, yerine getirilmeyen gereklilikler nedeniyle milyonlarca halkın yaşamının yıkılmasıyla sonuçlandı bu iki ay...

Özet olarak söylenen “her şey ilk gündeki gibi, hiçbir şey değişmedi…” sözlerinden anlayacağımız gibi yıkım her boyutuyla ve başlı başına bir yaşam hakkı ihlali olarak sürüyor.

Yaşamın yeniden kurulması noktasında atılan birkaç adımsa -kim tarafından atılmış olursa olsunyıkımın büyüklüğü karşısında yara bandı kadar etkili olabiliyor, güdük kalıyor çok daha önemlisi bir adalet duygusu yaratamıyor. Olması gerekenin bu olmadığı açık çünkü!

Eğer; felakete dönüşen bir depremin ardından, yine aynı mantığın bir başka sonucu olarak yaşanan selde depremzedenin kaldığı konteyner sulara kapılıp içindeki insanlarla birlikte kayboluyorsa burada çok daha büyük bir sorun olduğu açıktır.

Ve eğer; bu sorunda safını sorunun mağdurlarının yanı olarak görenler, bugün hâlâ yardım toplamayla uğraşıyor, iki ayın değerlendirmesini “yardımların dikkat çekici biçimde azaldığı”yla yapıyorlarsa bu da sorunun anlaşılması noktasında eksiklikler olduğunun göstergesidir.

Sorunun adı bellidir; kapitalizmdir. Kapitalizmin karşısına konulabilecek ve sorunları çözebilecek tek sistem olan sosyalizme içkin düşüncelerin, yöntemlerin en başta da insanın ihtiyaçlarını hareket noktası kabul eden anlayışın sorun karşısında yok denebilecek kadar az sahada oluşudur.

Deprem, sel gibi doğal afetlerin katliama, yıkıma dönüşmemesinin sebebi kâr üzerine kurulu kapitalist sistemdir. Tekelci aşamasında olan kapitalizm, bağımlı-sömürge ülkelerdeki işbirlikçi iktidarlar aracılığıyla kârına kâr katıyor. En başa bu alıntıyı koymamın sebebi de bu kârın artış seyrinde bizlere yaşatılanlarla, geride kalan 60 günün tam olarak örtüşmesidir.

Sadece kârın seyri ile orantılı katliam, yıkıcılık ve hak gaspları da değil, devamındaki “Eğer kargaşalık ile kavga kâr getirecek olsa, bunları rahatça dürtükler. Kaçakçılık ile köle ticareti bütün burada söylenenleri doğrular.” (age) düşüncesi de, seçim ve faşist propaganda/provokasyon konuya dahil edilerek, bu 60 güne dair ve dahildir.

Kapitalizmin kâr hırsı ve doymak bilmezliği, halkların hayatını hiçe sayarak bunu yapışı deprem ve sonrasında yaşanan sellerde can kaybının, mal kaybının ve hak kaybının en üst boyutta yaşanmasıyla sonuçlandı. Odağında insan-halk olmayan tüm politikalar bu kapsamdadır. İlk günden itibaren yapılması gereken hiçbir şeyin neredeyse yapılamamasının temelinde de kâr kar getirmeye devam eden/edeceği bilinen bu politikalarda herhangi bir değişiklik olmaması, hak ve özgürlük mücadelesi açısından da bu politik değişimi isteyen bir siyasi talep ortaya koyma iradesinin yokluğudur.

İradenin hayattaki karşılığı örgüttür, örgütlü olmaktır. Halkın örgütsüzlüğü, depremin felakete dönüşmesinde Türkiye oligarşisinin rahatlığının en büyük nedenidir. Sahada yok denecek kadar az olan da halkın örgütlü gücüdür en başta.

Deprem değil kapitalizm öldürür, afet değil kapitalizm öldürür, dayanışma yaşatır vb sloganlar çok değerli olmakla birlikte; durum tespitinden ötesini gösteremedi ve alınacak tek tavrın dayanışma göstermek olduğu düşünüldü sıklıkla.

Dayanışma politik bir tavırdır elbette. Fakat hak alma mücadelesinin bir parçası haline getirildiğinde sonuç alıcılığı vardır. Kaldı ki, dayanışma gibi halkların yoksulluğa karşı mücadelesinde temel teşkil eden bu siyasi tavır konusunda Eduardo Galeano’nun ““Hayır işlerine inanmıyorum; dayanışmaya inanıyorum, hayırseverlik çok dikey… Yukarıdan aşağı iniyor. Dayanışma yataydır. Ötekine saygı duyar.” sözlerinde ifade ettiği aynı yerde olmak (bn: yatay) ve saygı temel ölçü olmalıdır.

Saygı insanın onuruyla doğrudan ilgilidir. Ve insana layık, onurlu bir yaşam ancak haklarla mümkündür. İşte tüm bunların toplamında kapitalizmin yıkımı biçiminde yaşadığımız 6 Şubat depremi haklar ve özgürlükler mücadelesinin bir sorunu olarak değerlendirilmelidir.

“Bu ülkede kimileri zade kimileri zede olur.” dedi Zülfü Livaneli. (5 Nisan 2023, Twitter)

Doğrudur. Aziz Nesin’in bize yalan söyleyen, gözünü kırpmadan çalan, yağmalayan, çıkarları için her şeyi yapan muktedirleri anlattığı meşhur tiplemesi Zübük’ler, zübükzadeler bu katliamda en büyük rol ve payın sahipleridir. Geriye kalan da afetzede, bankazede, tosunzede, tarikatzede vb adlardan bildiğimiz ve bugün de depremzede adını alan bizleriz.

Sermaye ve emek; kapitalist ve emekçi; ezen ve ezilen…

Depremin olduğu 6 Şubat’tan sonraki ilk dört gün devlet fiili olarak sahada yoktu. Olmadığı gibi bilfiil birçok cana mal olan durumu yaratacak biçimde engel teşkil etti. Sonrasından bugüne ise barınma başta olmak üzere, halkın ihtiyaçlarının karşılanması açısından hiçbir şey yapmadı.

Türkiye’nin güncel politik gerçekliği düşünülünce 6 Şubat’tan bu yana devlet doğasına, niteliğine, varlık koşullarına göre davrandı. Eksiksiz, olması gerektiği biçimde yani… Burada devletin tanımı ve özellikleri ve hak konusunda ayrıntılar yazıp yazıyı boğmak istemiyorum. Devlet sermaye sahiplerinin sermayelerini korumak için oluşturduğu örgüttür. Yani Sayın Livaneli’nin söz ettiği “zade”ler…

İki tarihin bu bahiste önemli olduğunu düşünüyorum. 12 Eylül askeri-faşist cuntası ve 17 Ağustos 1999-Gölcük Depremi. Neden bu ikisi? 12 Eylül faşizmin kurumsallaştığı tarihtir, 17 Ağustos ise Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinin görünür hale geldiği tarihtir.

6 Şubat’ta faşizmin kurumsallaşmasının hayatın içindeki karşılığını gördük. Faşist kadrolaşmanın, bilim düşmanlığının, din-inanç sömürüsünün sonuçlarıydı yaşananlar. 17 Ağustos’u referans almamda ise AKP’nin depremin sonuçlarını da vaat olarak kullanarak yaptığı propaganda ile 2002’de iktidar oluşu belirleyicidir. Fakat, yine burada ilk günler daha yaygın olan, şimdi pek de hatırlanmayan “depremle geldiler, depremle gidecekler” sözüne de değinmeliyim. Sözün ilk kısmını hayat doğruladı ancak ikinci kısmının gerçek olacağına inananların sayısı gün geçtikçe azalıyor çünkü.

Elbette bu azalışta en büyük pay, halkın yaşadığı hayattan kurtuluşunun yegâne çözümü seçimmiş, sandıkmış gibi davranıp, algıyı buna sevk edenlere ait. Yine, böyle olmakla beraber seçim vaatleri, programları, hedefleri arasında depremin sonuçlarını ortadan kaldırmaya dair bir sözlerinin olmaması da en büyük kanıt niteliğindedir.

17 Ağustos sonrasından başlayıp bugün devletin TÜİK verilerinde bir üretim kalemi olarak verileri sunulan inşaat/beton ekonomisi; imar afları, kentsel dönüşüm yasaları, büyükşehir yasası vb yıkım yasaları ile büyütüldü. Uzmanlık gerektiren mesleki alanlarda liyakat, yeterlilik devre dışı bırakılarak partizanlık geçer ölçü haline getirildi. Aynı duruma uygun olarak üniversiteler bilimden uzak gereksiz bilgilerin hobi gibi ele alındığı kurumlara dönüştürülmeye devam ediliyor. Güvenlik adı altında terör demagojisiyle birlikte hak arama mücadelesi, evrensel hukuk ilkelerinin işlevli olması talepleri, temel insan haklarının devlet güvencesinde olması devlet eliyle ortadan kaldırılıyor.

Türkiye halklarına bir alternatif sunabilen, bir programla hedef gösterebilen olmadığı gibi, düzen dışı bir aklı işaret eden de yok denecek kadar yok…

Tablonun iç açıcı olmadığı kesin. Karamsarlık, yılgınlık, umutsuzluk mu? Hayır!

Zedeler olarak; “Başka bir dünya mümkün” sloganını hatırlamanın belki de en uygun zamanı bugündür.

(devam edecek)

  Bu yazı 3642 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım