Umut ŞENER

Yola Dair

Umut ŞENER
  20-03-2023 09:00:00

Gece karanlığında başlayan bir yolculuğun son etabına giriyorduk Dörtyol’u, İskenderun’u arkamızda bırakarak...

Geçtiğimiz yolda gördüklerimiz nereye ve ne için gittiğimizi hiç bilmesek de öğretecek kadar çarpıcıydı. Kamyonlar, kamyonlar, kamyonlar...

Kamyonlar, kamyonlar, kamyonlar...

 Bizimle aynı şeritte olanlar kablo, farklı işler için kullanılan borular, inşaat demiri, ev eşyası, seyrekliği dikkat çeken konteynerleri taşıyordu.

Karşı şeritte yol alanlarsa gelişigüzel konulduğu belli eşya öbeklerini taşıyordu genelde. Yükünü bırakmış ve yenilerini almak için dönen kasası boş kamyonlar vardı. Yaklaştıkça boş kasalar azaldı, yerlerini moloz taşıyanlar aldı. Biliyorsunuz işte o molozları...

İlerledikçe yollardaki yamalar, etrafta iş makineleri çoğaldı.

 Belen’den aşağıya Amik ovasının yanından süzülüp Hatay şehrinin merkezine doğru inen kıvrımlı yola geldiğimizde yol arkadaşıma “biliyor musun, ben bundan tam yirmi yıl önce, hem de bugünlerde yine buradan geçmiştim” dedim.

 Yıkıntılar, kurban pazarlarını hatırlatan küçük çadır öbekleri, yine yıkıntılar...

 Doğa yine analığını göstermiş, umut dolu acı yeşiliyle sarmaya başlamış ilk günlerdeki o feci, utanç veren görüntüleri...

 Sabah saatlerindeyiz ama ocaklar yakılamamış, evlerde yaşam belirtisi, bacalarda tüten duman yok...

 Antakya girişinde küçük bir mola veriyoruz, bir pastaneden pasta alıyoruz. Yollara düşmemizin müsebbibi çocuklar kafamızı karıştırıyor yine. Çikolatalı mı alsak, meyveli mi? Çocuk bu, belli mi olur? Sen sever diye düşünüp çikolatalı alırsın, o tutar ben meyveli seviyordum diye yuvarlar boncuk boncuk gözyaşlarını balyanaklardan aşağı...

İlerliyoruz...

İçimizde kabaran öfke hiç yersiz değil, bizi kuşatan yıkımla paralel, gittikçe artıyor. Yol arkadaşımın özverili, özenli yorgunluğuna değecek bir sürede, olağanüstü bir şey yaşamadan geldik Samandağ’a. Çocuklar karşıladı bizi, fotoğraflarından tanıdıklarımız var, onlara adlarıyla seslenince hemen koşup sarıldılar sıcacık. Ah Hüseyin, kalbim...

Doğa, kalbim...

 Ve gün boyu sıkça duyacağımız “hoşgeldiniz”, biliyorum ki buradan ayrılırken en son yine bunu söyleyecekler, “hoşgeldiniz”...

 Gün sağa sola bakarak, ölçüp biçerek, fırsat buldukça oturup sonu sarılmalar ve kirpiklerimin ıslanmasıyla biten sohbetlerle geçti.

 Çocuklar çok heyecanlı, farkındalar onlar için bir şeyler olacağının. Kaçar mı onlardan? Ben çok daha heyecanlıyım, bir o kadar mutlu...

Burada olduğum için, buraya gelme kararını aldığım için. Elimdeki bastonla burada nasıl yürüyeceğime ve karnımın üstünde duran protez idrar torbasını nerede nasıl boşaltacağıma dair en küçük bir fikrim yok. Ama dert mi, hiç değil. Kafanda, bilincinde bir eksiklik olmasın yeter.

 Buradaki onbinlerce insan da bilmedi günlerce nasıl banyo yapacağını, tuvaletin yerini... geçelim bunları, içecek su bulamadı insanlar günlerce, su! Bir şeyler taşıdık, bir şeyler yerleştirdik, sürekli onu öyle mi yapsak böyle mi diye sesli düşündük...

 Balon paketlerinden birindeki balonları dağıttığımız andaki coşkuyu görmeliydiniz. Balon bahane, etraftaki çocukların sayısı, yaşları vb hakkında kimseyi rahatsız etmeden bilgi edinmek istiyoruz. Ama çocuklar, ah o cânım çocuklar, balonla bile öyle mutlu oldular ki, en az iki saat süren bir değişiklik, heyecan yaşandı o balonlar sayesinde...

Akşam yemeğinden sonra gün içinde kararlaştırdığımız çadıra gittik. Portakal ağaçları arasında bir çadır. Gündüz bazı çocuklar birkaç balon almış, birkaç kez sıraya girip tekrar alanlar da olmuştu. Çadıra girince gördük ki, onlarla çadırı süslemişler. Gelirken getirdiğimiz diğer süsleri de çıkardık, donattık çadırımızı. Defne'nin doğum gününü kutlayacağız. Hayatta oldukları, bizi bırakmadıkları için küçük bir teşekkür Defne’ye ve tüm çocuklara...

Etraftaki bahçelere bir koşu gidip oralardaki çocukları da davet ettik. Eğlence çok güzel geçti, erkesin yüzü gülüyordu, güzellik bunda...

Yorgunluk kahvesi içmek için artık girilmez halde olan evin önüne geldik. Aileler de çok duygulandıklarını, kendilerini iyi hissettiklerini, bir şeylerin yoluna gireceği konusunda umutlandıklarını söylediler. Titreyen sesler, ıslanan kirpikler, sarılmalar...

 Geç vakit çıktık oradan kalacağımız yere gidiyoruz. Sadece yol ışıkları var, evlerde hiç ışık yok. Bir şehri hiçbir ocağı tütmez, hiçbir ışığı yanmaz hale getirdiler çünkü!

Anayoldan ayrılıp, pek de yabancı gelmeyen bir yola döndüğümüzde, burada en başından beri gönüllü olarak çalışan arkadaşımız, “Ekinci burası, bilir misin?” diye sordu.

 Bilirim, evet...Yirmi yıl öncesi, aynı günler, Yusuf, Ali Amca, Hasan... “Hah tamam, Hasan’a gidiyoruz.”

 İçim nasıl dolu, yangın yeri adeta.

 Giriyoruz bahçe kapısından. Ziyarete gelen dostlar var. Masada buralarda ne bulunursa, neyi kurtarabildilerse hepsi serili. Köşede bir cura, Adıyamanlı Ali Rıza dayının yanında. Hızlı ama çok doğal bir biçimde dahil oluyoruz ortama. İğreti duran hiçbir şey yok, hiçbir şey asıl yerinde olmadığı için biraz da.

 Misafirler ayrıldı birer ikişer. Hasan'la başbaşa kaldık bir ara, belki de bilerek bırakıldık...

Kömürlüğün yanındaki limon ağacını soruyorum, kurumuş, erik de hastalanmış. İkisini de kesmişler. Hurma, mandalina iyiler...

 “Sen nasılsın peki?”

“Faşizme karşıyım!”

Yatma vakti yerler hazır çadırda. Işığı kapattık, zifiri karanlık... köpekler havlıyor, yine sallandık, Payas tarafından bu kez... Yağmur yağdı gece... Sabah erkenden kalktım. Yirmi yıl önce de bu saatlerde bu kapının önünde, yine içim öfke dolu oturmuştum başımı ellerimin arasına alarak... Biten bir şey yok. Yeniden başladık çoktan...

“Hoşgeldiniz.”

06.03.2023,

Antakya-Ekinci

  Bu yazı 1507 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım