|
Cumhurbaşkanı olmak için herhangi bir diploma yeter. Hatta Erdoğan örneğinden biliyoruz ki yalandan bir diploma da olur. Oysa doktorluk öyle değil; bir doktorun yetkinleşmesi onyıllar alıyor.
Hiç siyasete karışmayıp evinde otururken koşullar denk gelince kendini cumhurbaşkanı koltuğunda bulanlar olmuştur; ama kendiliğinden doktor olmak mümkün değildir; emek gerektirir.
Ülke Cumhurbaşkanı olmadan yapabilir; hele bugünkü durumda bu, herkes için çok daha iyi olabilir; ama doktorun yokluğunu, ancak hastaneye düşenler bilir.
Buna rağmen, bu ülkenin cumhurbaşkanı, bu ülkenin doktoruna "giderse gitsin" diyebildi. Onları hiçe sayabildi. Onlara tarım ürünü muamelesi yapıp gerekirse yurtdışından doktor ithal etmeyi hesap edebildi. Ve Tıp Bayramı'nda onun polisleri, Taksim'de Atatürk anıtına çelenk koymaya gelen 89 yaşındaki doktoru kalkanla iteleyebildi.
Doktorlar böyle muamele görürken, tıp eğitimi bu kadar ağırken, hasta yakınlarının saldırısı altında doktorun can güvenliği bile yokken, Türkiye'de kalan, görev yapan her bir doktora madalya takılması gerekirdi oysa... Şimdi gidiyorlar işte: Kimisi greve, kimisi gönüllü bir sürgüne... Avrupa, bu iyi yetişmiş, yetenekli insan gücüne kapılarını sonuna kadar açıyor. Kaybeden, Türkiye oluyor.
Erdoğan'ın bir mesleği yok. Mesela bugün Almanya'ya gelse, iş bulamaz, karnını doyuramaz. Hâlbuki ülkesinden kovmaya çalıştığı doktorların her biri, dünyanın her yerinde iş bulur, karnını doyurur, insanlığa hizmet eder.
Anlaşılan o ki, Erdoğan'ın sadece doktorlara değil, bütün okuryazarlara yönelik tepkisinin kökeninde bu gerçeklik var.
Keşke o "Dostoviski" dediği yazar gibilerin kitaplarını gerçekten okumuş olsaydı; keşke gerçekten diploma alacağı bir üniversitede eğitim görmüş olsaydı. O zaman hakiki servetin sarayda oturmakla, ihale dağıtmakla değil, bilimle tanışmakla, kitap okumakla kazanılacağını bilir, bu ülkenin yetişmiş insan gücünü kovalayacağı yerde, önünde eğilirdi.
|