|
Türkiye'nin Rusya-Ukrayna krizinde oynadığı rolü yakından izleyen bir Alman gazeteci, "Erdoğan, Putin'le Zelenski'yi biraraya getirmeyi başarırsa siyasi ömrü uzar" dedi ve ne düşündüğümü sordu.
Bir tarafta barış umudu, diğer tarafta bir baskı rejiminin uzama ihtimali... Hiç düşünmeden, "Barış,her şeyden önemli şu anda" dedim.
"Erdoğan gitsin de gerekirse dünya yansın" diyenlerden değiliz. Türkiye'nin barışta yapıcı rol oynamasından sadece gurur ve mutluluk duyarız. Bunun kime ne yarar sağlayacağını hesaplamak, kendi derdini, cephede can verenlerden daha çok önemsemektir.
Erdoğan'ın son dış politika hamleleriyle Batı'da popülaritesini artırdığı bir gerçek... Tıpkı mülteci krizinde olduğu gibi, Avrupa, onun kendi ülkesinde izlediği savaş politikalarıyla ilgilenmiyor şu anda... Bunu düşünmesi gereken bizleriz. Tabii bizden önce de muhalefet...
Ne yazık ki, muhalefet cephesinden gelen haberler pek iç açıcı değil. Metropoll'ün anketi, halkın neredeyse yarısının, altı muhalefet liderinin zirvesinden haberdar olmadığını ortaya koydu. Büyük umut yarattığı söylenen bir toplantı için ciddi bir iletişim başarısızlığı bu... İkinci zirve, birinci kadar bile haber olmadı, tartışılmadı, heyecan uyandırmadı. Üstelik içerden sızan haberler de hiç umut vaat etmiyor.
Dahası CHP içinden de yeni tartışma kulisleri geliyor. Partinin gövdesinde, Genel Başkan'ın helalleşme politikasıyla uyuşmayan atamalar yapılıyor, tartışmalar yaşanıyor. Biraz da Kılıçdaroğlu'nun gündem yaratan, kişisel çabalarıyla son dönem CHP'den yana esen rüzgâr duruluyor; buna karşın gündemin iplerini yeniden eline alan Erdoğan, kararsızların bir kısmını geri çevirme fırsatı yakalıyor.
AKP'nin 20 yıllık yorgunluğuna, yaşanan ağır ekonomik krize ve ülkenin yüzde 70'inin gözünü bir alternatif arayışına çevirmesine rağmen muhalefet, kendisinden beklenen birlikteliği sağlayamaz ve iç çatışmalarda boğulur da Erdoğan'ın önünü açarsa, bunun onlara siyasi bedeli, çok ama çok ağır olur. Ama daha önemlisi, böyle bir ihtimal, Türkiye'ye çok pahalıya malolur.
|