|
2013 yılı, ilerde Türkiye'nin dönüm noktası olarak anılacaktır. Çünkü Erdoğan ilk kez o yıl, iktidarının ne kadar büyük tehdit altında olduğunu anlamış ve yeni bir rejime geçme kararı almıştır.
O yıl iki kritik gelişme oldu:
Biri Gezi eylemleriydi. Erdoğan, siyasi hayatında ilk kez bu çapta bir kitlesel protesto eylemiyle karşılaştı.
İkincisi 17-25 Aralık baskınıydı. Orada da en yakın ortağından büyük bir darbe yedi.
Kabul etmek gerekir ki büyük bir militarist ve oportinist maharet gösterip yara bere içinde de olsa bu iki krizi atlatmayı başardı. Gezi'yi gençlerin üzerine ateş açtırarak, 17-25 Aralık'ı da bir cadı avı başlatarak kapattı. Ama aslında o yıl açılan bu iki yara da kapanmadı.
Hem milyonların kitlesel tepkisi, hem Cemaat'in elindeki yolsuzluk bilgisi, Erdoğan'ın kâbusu olmaya devam etti. Ve Haziran 2015'te sandıkta büyük darbe yedi. Ekonominin alarm sinyalleri vermeye ve düşüşe geçmeye başladığı yıl da 2013'tür.
Aradan 8 yıl geçmesine rağmen Gezi, Türkiye'ye umut, Erdoğan'a korku vermeye devam ediyor. Fakat işin ilginç yanı, Gezi'de aslında ne olduğunu, neden onun düşüşünün miladı sayıldığını hala anlamadı. Dün akademik yıl açılış töreninde, yurt sorununa dikkat çekmek için parklarda yatan öğrencilerin "Gezi'de olduğu gibi dışarıdan gelip terör estiren teröristler" olduğunu söyledi. Boğaziçi üniversitesi'nde kayyım rektöre direnen öğrencileri de "üniversiteye sızmış teröristler" diye yaftaladı. Oysa AKP lideri, Gezi'deki mesajı alıp gereğini yapabilse, halka sultan olma ısrarından vazgeçebilse, o zaman yaşananlardan ders alabilse, bugün gençlerin üzerine polisini salmak yerine seslerine kulak kabartabilir, belki halen yaşadığı paniğe gerek kalmayabilirdi. Bunu yapmadığı için son 8 yılda adım adım geriledi ve bugün iktidarının dip noktasını gördü. Özgürlük ve özerk üniversite isteyen gençleri terörist saymaya devam ettikçe yeni kuşağın yükselen enerjisi karşısında hepten eriyip yok olacaktır.
|