|
Erdoğan'ın 5 Ağustos Cuma günü Soçi'de Putin'le yaptığı 4 saatlik görüşme, pek çok yeni gelişmeyi tetiklemişe benziyor. O günden beri, bölgede hareketlilik durmuyor. Önce Ankara'dan, Suriye rejimine gözkırpan açıklamalar geldi; Şam'a heyetler gideceği söylentisi yayıldı. Hemen ardından da Rus resmi haber ajansı TASS, S-400'lerin ikinci partisi için alım anlaşmasının imzalandığını duyurdu.
2020'deki ilk parti anlaşmanın ardından, geçen yıl Ağustos'ta Moskova'dan "yeni parti S-400 anlaşması imzaya hazır" açıklaması yapıldığında Ankara yalanlamıştı. O zaman da Rusya'nın bu yolla Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalıştığı söylenmişti. Öyle ya, bu ekonomik krizde, daha ilk partinin paketi açılmadan, ikinci partiden söz etmek de neyin nesiydi? Savunma Sanayii yine yalanladı, ama görünen o ki Putin, Ukrayna işgali sonrası yalnızlaşırken Türkiye'nin hala kendisiyle askeri işbirliği içinde olduğunu NATO'ya göstermek istiyor. Erdoğan da bu yolla Batı'ya "Beni sıkıştırmayın, alternatifsiz değilim" mesajı yolluyor.
Öte yandan Rusya'yla yakınlaşma haberinin ve Şam'la görüşme ihtimalinin duyulduğu anda Cerablus ve Azez'de başlayan Türkiye karşıtı gösteriler, ardından Şanlıurfa Hudut karakoluna düzenlenen saldırı ve sonrasında Silahlı Kuvvetler'in karşı operasyonu, bölgede işlerin masada kararlaştırıldığı kadar kolay yürümeyeceğini gösteriyor.
Dünya finans çevrelerinin etkili gazetesi Financial Times'ın, geçen hafta yayınladığı başyazısı, "Erdoğan'ın Riskli İkili Oyunu" başlığını taşıyordu. Gazete, Erdoğan'ın Moskova'yla yakın işbirliğinin, ABD'nin misillemesini tetikleyebileceğini yazıyor, "Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı" diyordu.
Erdoğan, Batı ile Rusya arasında, Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'ninkini Ali'ye giydirerek oynadığı bu tehlikeli oyunla, iktidarını korumaya çalışıyor. Ancak Şam yolunda girdiği arazide, daha önce kendisinin döşediği mayınlar birer ikişer patlamaya başlıyor.
Dileyelim onun iktidara tutunmak için aldığı riskler, Türkiye'ye pahalıya patlamasın.
|