|
Salman Rüşdi ismi nasıl dünyada fanatizmle düşünce özgürlüğünün bir çatışma alanı olarak biliniyorsa, "Şeytan Ayetleri" kitabı da, Türkiye'nin siyasal hafızasında büyük bir katliamın tetikleyicisi olarak bilinir. Yazar Aziz Nesin, 1993'de Türk Hükümeti'nin kitabın Türkiye'ye girişini yasaklamasını protesto için kitabı çevirteceğini ve yayınlatacağını açıklayınca Rüşdî'ye gösterilen tepkiyi üzerine çekmişti. Büyük tartışma yaratan bu çıkış, sonunda o yılın 2 Temmuz'unda "Madımak Katliamı"na kadar uzandı. O gün bir edebiyat şenliğine katılmak üzere Sivas'a giden Aziz Nesin'in kaldığı otel, "Şeriat isteriz" diyen fanatiklerce kuşatıldı. Bina yakıldı. Güvenlik kuvvetlerinin uzaktan seyrettiği uzun saatlerin ardından otelde –çoğu edebiyatçı ya da sanatçı olan- 33 konuğun ve iki otel görevlisinin öldüğü ortaya çıktı. Bu, Türkiye'de yaşanmış en büyük aydın kıyımlarından biri olarak tarihe geçti.
Aziz Nesin, Sivas Katliamı'ndan kılpayı kurtulmuş ve o ay sonunda Almanya'da Salman Rüşdî ile buluşmuştu. Türkiye'de de yakından tanınan yazar Günter Wallraff'ın arabuluculuğunda ve 32. Gün'den Osman Okkan'ın tanıklığında gerçekleşen o buluşmada, aynı bağnazlığın hedefi olan iki yazar, olağanüstü güvenlik tedbirleri altında sohbet etmiş ve sonunda aynı tepkiyi dile getirmişlerdi:
"Bu terör karşısında suskun kalmak, teröre destek olmaktır. Demokrasiye ve laikliğe inananların sesini yükseltmesi, şimdi her zamankinden daha önemlidir."
Ne yazık ki, kitabın yayınından bu yana, kitabı tercüme etmeye ya da yayınlamaya kalkışanların başına gelenler, bize fanatizmin zaferini haber veriyor. Fanatizm, bu zaferini sonunda Rüşdî'ye yönelik ölümcül saldırıyla perçinledi. Ondan bir hafta önce, silahlı bir tetikçinin, İranlı rejim muhalifi Masih Alinejat'ın, ABD'deki evine gelmesi, din kılığındaki terörün kapımıza dayandığının bir başka ispatıydı. Rüşdî'nin söylediği gibi, uygar dünya, bu fanatizme bir arada tepki vermez, laikliği ve özgürlükleri kararlılıkla savunmazsa fikir, şiddete karşı savaşı kaybetmiş demektir.
|