|
Siyasetçiler 19 Mayıs nutku atarken gençlere Atatürk gibi olmalarını tavsiye ediyor ya; çok gülüyorum: Atatürk gibi olan gençler, bugün hapiste çünkü...
Mustafa Kemal de onlar gibi, daha lisede olayların içine dalmıştı. Savaşa katılmak üzere okuldan kaçarken yakalanmıştı. Harbiye'de hepten siyasete dalmış, Fransız felsefecilerle ve Namık Kemal'in kitaplarıyla tanışmış, yasak yayın sayılan "Vatan Kasidesi"ni teksirle çoğaltılıp dağıtılan kopyasından ezberlemişti. Akademi'de bir grup vatanperver arkadaşıyla birlikte Harbiyeliler için el yazısıyla dergi çıkarıyor, gizli gizli dağıtıyordu. Bir gün okul müdürü sınıfı basınca yakalanmış, izin yasağı almıştı. Salıverildiklerinde yakın arkadaşı Fethi, Saray'ı işaret edip Abdülhamid'i kastederek şöyle demişti: "Hep oradaki adamın başının altından çıkıyor bunlar... Sarayı başına yıkmadıkça rahat yok...
Mustafa Kemal, Akademi'den mezun olduktan sonra tayin beklerken evdeki siyasi konuşmalarını bir muhbir ele vermişti. Evi basıldı. Taşkışla'da bir hücreye kapatıldı. Sorgulandı. Yasadışı örgüt kurmakla, gizli toplantılar yapmakla, yasak gazete çıkarmakla, hatta Sultan'a suikast planlamakla suçlandı. Vatansever bir paşanın yardımıyla cezadan kurtuldu ama Şam'a sürüldü.
Şam'da da durmadı. 24 yaşında orada "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" adını verdikleri bir gizli örgüte katıldı. Arada Selanik'e gidiyor, orada cemiyetin Makedonya şubesini örgütlemeye çalışıyordu. 25 yaşında silah ve kuran üzerine yemin ederek İttihat Terakki'ye katıldı. Saray'ın 30 yıllık baskı rejimini yıkıp hürriyet ilan edilmesini istiyorlardı. Sonunda başardılar da...
30'larının sonunda o artık "ülkeyi yıkmaya kalkışmak"la suçlanan bir asi idi. Gıyaben idamına ve mallarının haczine karar verildi. Anadolu yoluna çıktığında, boynunda sarayın idam fermanı asılıydı.
Gençliğini bugün yaşıyor olsa, muhtemelen bir hapishane hücresinden Saray'a bakıp "Hep oradaki adamın başının altından çıkıyor bunlar" derdi: "Sarayı başına yıkmadıkça rahat yok."
|