|
Bir mağduru mu savunacağız?
Önce kimlik soruyoruz. Geçmiş bağlantıları, siyasi eğilimi, referandumdaki oyu, attığı tweeti, diğerleri mağdurken aldığı tavrı...
Liste uzayıp gidiyor.
Mağdur, işkence görmüş, yaralı... Konuşacak hali yok. Ama olsun; önce bize geçmişteki hatalarının hesabını vermeli...
Mağduru çocuğuyla cezalandırıyorlar ya da eşi rehin... Olsun. Evvela dün yazdıklarıyla yüzleşmeli...
Böyle bakınca, maalesef savunmaya değer pek az mağdur kalıyor. Çünkü illa ki hepsinin bir defosu bulunuyor. Dolayısıyla da işkence görmesi, hukuksuz tutuklanması, çocuğuyla cezalandırılması filan geri planda kalıyor.
"Ama o da zamanında..." diye başlayan cümleler, "Ama biz mağdurken o..." diyen nitelemeler, iktidarın işini kolaylaştırıyor. Çünkü mağdur yalnızlaştıkça işkence de kolaylaşıyor, hukuksuzluk da.
Hepimizin mağdurları kimliksizleştirmeyi öğrenmemiz lazım. Çünkü mesele onlar değil; mesele onlara yapılan haksızlık... Mesele hasta bir tutsağın tedavi hakkı, mesele kapatılan bir gazetenin yaşam savaşı, mesele katil bile olsa herkesin adil yargılanma ilkesi...
Bu ilkeler yerine, o ilkeler uygulanmadığından mağdur olanların kimliğine yoğunlaştıkça ayrışıyoruz. Herkesin sadece kendi benzerinin hakkını savunduğu bir dünyadan adalet çıkarmamıza imkân yok. Hepimiz, ötekinin hakkını sahiplendiğimizde başedebileceğiz zalimle ve onun yarattığı mağduriyetle...
Unutmayalım ki, bugünün zalimleri, düne kadar mağdurdu. İktidar tahtında zehirlenip zalimleştiler. Yarın devrilip yargı önüne çıktıklarında onların adil yargılanma hakkını savunmayacak mıyız? Hayır diyorsak, onlara benzeme tehlikesiyle karşı karşıyayız demektir.
Oysa bizi onlardan farklı kılan, hala vicdanımızı yitirmemiş olmamız... Vicdan kaybı, zalimleşmenin ilk adımıdır.
Mağdura kimlik sormaktan vazgeçelim; onun yerine mağdurların safında zulümle mücadele edelim.
|