|
Almanya seçimi, ülkenin bekası için uzlaşma kültürünün önemini yeniden hatırlattı. Kampanya boyunca farklı kulvarlarda yarışan parti liderleri, sonuçlar açıklanır açıklanmaz, diyalog sürecini başlatıp ortak payda aramaya koyuldu. Bu süreç, ister istemez belli tavizler vermeyi, fedakârlıklar yapmayı, uzlaşma noktaları bulmayı içeriyor.
Türkiye muhalefetinin 2023'e uzanan süreçte yapması gereken, tam da bu... Şahsi hırsları, parti çıkarlarını kenara koyup ülkeyi içine düştüğü karanlıktan kurtarmak için en geniş ortak paydada buluşmak.
Son bir haftada muhalefet cephesinde bu yönde sağduyulu işaretler gördük:
Önce İYİ Parti lideri Meral Akşener, "Ben Cumhurbaşkanlığına aday değilim" açıklama yaptı. Bazıları bunu taktik bir adım olarak yorumlasa da Millet ittifakı içinde doğabilecek olası çekişmelere baştan set çekmek açısından önemli bir çıkıştı. Tarihi seçime muhalefetin ortak ve tek adayla gitme kararlılığını pekiştirdi.
İkinci adım, İYİ Parti Grup Başkanvekili'nin HDP'nin meşru bir parti olduğunu söyleyip TBMM'deki temsiline dikkat çekmesiydi. Bu da iktidarın HDP'yi şeytanlaştırma siyasetini açığa düşüren, Meclis'i çözüm adresi olarak gösteren bir yaklaşımdı.
Karşı hamle dün HDP'den geldi: Partinin eşbaşkanları, son derece dengeli ve herkesin altına imza atabileceği bir deklarasyonla "Herhangi bir ittifakta yer alma arayışımız yok. En geniş birlikteliğin peşindeyiz" mesajı verdi. Böylece kilit parti rolünü hatırlatırken, muhalif ittifakın da elini güçlendirdi.
Görünen o ki, bu kez seçimin kritik önemini ve birlikteliğin zaruretini bilen muhalefet partileri, hassas dengeleri bozmamak için azami özen gösteriyorlar. Aklıselimle hareket ederek, zar zor kurulan ittifaka halel getirmemeye, iktidarın eline koz vermemeye büyük özen gösteriyorlar. Muhalefet cephesi, bu birliktelik havasını, bu sorumluluk duygusunu, bu fedakâr tavrı seçime kadar sürdürebilirse, Almanya'da yakalanan başarı, Türkiye'de tekrarlanabilir.
|