|
AKP'nin aylardır hazırladığı "hayvan katliamı" yasasından Haziran ayında söz etmiştim. Hükümet, sokakta insanlara saldıran sokak hayvanlarının çoğalmasını gerekçe göstererek, resmi rakamlara göre 4 milyonu (hayvan hakları savunucularına göre 6,5 milyonu) bulan sokak köpeğini ölüme sürükleyecek bir hazırlığa girişti. Sahipsiz köpekler önce barınaklarda toplanıp sahiplendirilmeye çalışılacak. Bu koşul bile yasayı baştan sakatlıyor: Çünkü 4-6 milyon köpek için ülkede sadece 110 bin barınak var; onlar da acınacak halde... Bu kadar sahipsiz hayvanın sahiplendirilmesine de imkân yok. Hayvanseverler, "kısırlaştır-aşıla-yerinde yaşat" formülünde ısrar ediyor, ancak kısırlaştırma ve aşılama da büyük yatırım ve hazırlık gerektiriyor. Yılların biriktirdiği sorun sonuçta, vahşi bir çözüm talebini dayattı. Sırf yasa geçsin diye Meclis tatile çıkarılmadı; hayvanseverler protesto etmesin diye parlamento ziyaretçilere kapatıldı. Brigitte Bardot'un Erdoğan'a "Yasayı geri çek" diye mektup yazması, hayvan hakları aktivistlerinin turizm boykotu uyarısı da sonuç vermedi. Bir olağanüstü hal ortamında yasa hızla Meclis'e getirildi.
Kimileri Erdoğan'ın yasada ısrar etmesinin asıl nedeninin son yerel seçimlerden birinci çıkan CHP'nin belediyelerini zora sokmak olduğunu düşünüyor. Çünkü yasayı onlar uygulamak zorunda. Uygulamazlarsa iki yıla varan hapis cezalarıyla karşılaşacaklar; uygulamaya kalkarlarsa hükümetin katliamına ortak olmuş olacaklar. Her koşulda muhalefet kaybedecek. İşin bir başka boyutu da, bundan sonra sokak köpeklerinin herhangi bir saldırganlığında yine muhalifler, hayvanseverler suçlanacak. Tabii bu operasyonun ardında, hayvanların uyutulması için gerekli ilacı üreten firmaları zengin etme hedefi olduğunu söyleyenler de var. Ancak anketler hala halkın büyük bölümünün, hatta AKP tabanının bu katliama karşı çıktığını gösteriyor.
Ülkenin ormanını, gölünü, denizini, akarsuyunu, sahilini yağmalayan bir iktidarın şimdi de sokak hayvanlarını hedef alması şaşırtıcı değil; ama korkutucu...
|