TARİH YAZIMININDA İKTİDARIN ROLÜ
Heybet AKDOĞANTarih yazımının genelde subjektif amaçlar için bir araç olarak kullanılması, bütünü göstermeyen parçaların hakikat olduğunu iddialaştırmaktadır. Tarihsel hakikatlerin tanımı konusunda tarih yazımının resmi tarih olarak adlandırılışı ve gerçeklerin ispatlanması konusundaki güvenilirsizliği bu yüzdendir. Tarihsel gerçeklerin farklı farklı yönlere sahip olması ve her bir bölümünün bir başka hakikati temsil etmesi, tarih yazımının bilimsel ilkelerle bir bütün içerisinde yazılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle tarihe yaklaşımda tarafsızlık ilkesinin benimsenmesi bir yöntem sorumluluğu olmalıdır. İktidarcılığın toplum hayatında hakim olmasıyla birlikte, uygarlık evrenin şekillenmesi, resmi tarih yazıcılığını, tarihsel hakikatler bağlamında gizleyen bir yöntem sorunu olmuştur. İktidarcılığın karakteri kendi hegemonyasını inşa etmek olduğu için, tarihi kendisiyle başlatan bir süreç olarak yansıtmaktadır. İktidarın toplum bilincine egemen kıldığı bu ön kabul aynı zamanda toplumsal yaratımın tüm kolektif değerlerini, kendi yaratımımıymış gibi kabullendirten bir toplum zihni oluşturmuştur. Sümer, Mısır, Babil vb. uygarlık merkezlerine baktığımızda, dünya-
toplum tanımının tarih olarak kendilerinden başladığını gösteren, bir benmerkezci olgu ortaya koymaları bu yüzdendir. Bu uygarlık güçleri her ne kadar birer hakikat olsalarda, bu uygarlıklar öncesinde ve dışında sayısız toplumsal hakikatlerin olduğunu gerçek tarih yazıları bizlere ispatlamaktadır. Bu nedenle sosyal bilimlerin iktidar yönetiminden bağımsızca ve özgürce tarihi daha bilimsel olgularla incelemesi, tarihin diyalektik evriminin mikro olanından, makro olanına kadar toplumsal olgularla diyalektik bağının kurulmasını sağlar. Bunun yanında tarih biliminin metafiziksel anlatımlarının maddi koşullarla karşılaştırılması, tüm tarihsel aktarımların somutluğuna kavuşmasıdır. Bu yöntem benmerkezci tarih anlayışının bilimsel verilerle yanlışlığının ortaya çıkmasını sağlar. Kapitalist iktidar sisteminin bilimsellikten kasıtla kendini meşrulaştırması, tarihe tekçi ve otoriter anlayışını dayatarak milliyetçi tarih anlatımının yazılmasına yol açar. Tarih bilimi bu yöntemle, iktidarın faşizmi besleyen sosyal bilimler aracının bir parçası olmaktadır. Tarihsel sorunların çözümü konusunda dikkate alınması gereken bu iktidar yaptırımı, yeniden yazılmak istenen tarih yazımında yol gösterici bir farkındalıktır. Resmi tarih
yazıcılığının tarihsel olayları şematik olarak ele alması, tarihteki toplumsal gelişmelere ezberci ve kaba bakmamıza neden olmaktadır. İktidar güçlerinin tarihe kazandırmış oldukları pozitivist bakışla, tarihi kendi çıkarları doğrultusunda topluma aktarması, iktidar güçlerinin yaratmak istediği toplum tipolojisinin en önemli yöntemidir. Toplumsal mühendisliğin işleyiş gayesi olan bu amaç, toplumun sınıfsal gerçekliğini sorgulamaması ve toplumun burjuva kutsallığını içselleştirmesi için benimsenen, iktidarın tarihsel bilim anlayışıdır. Günümüzde Pir Sultan'ın, Şeyh Bedrettin'in; Fatih Sultan Mehmet ve Atatürk'le eş değer görülmelerinin altında yatan temel sebep, iktidarcı tarih anlayışının toplumsal hafızadan silikleştirmek istediği sınıfsal bilincin, toplum aklı hâline gelmemesinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanısıra tarihte her imparatorluğun yıkılış nedenlerinde, toplumsal direnişlerin resmi tarih yazıcılığında anlatılmaması, resmi tarihin amacının egemen iktidar gücüne hizmet ettiğini kanıtlayan gerçeklerdir. Örneğin: Selçuklu Devleti'nin baskı ve sömürü düzenine karşı, Hasan Sabbah'ın başlatmış olduğu önderliksel direniş, saray vakanivüsleri tarafından çarpıtılan tarihsel bir direniş hakikatidir. Tarih yazımı
konusunda dijital çağa geçişimizden beri, tarih yazımının iktidar etkisiyle yazılım çalışması, görsel medyada devam etmektedir. İktidar yanlısı senaristlerin bu konuda devlet televizyonlarından sağladıkları yüksek finansla, beslendikleri iktidarın temellerini güçlendirmek için tarihi tersine çevirerek hazırladıkları filmler, özellikle AKP iktidarıyla oldukça yoğunluk kazanmıştır. TRT 1ekranlarında son yıllarda gösterimde olan: "Payitaht Abdülhamid, Diriliş Ertuğrul ve Uyanış Büyük Selçuklu" dizileri AKP iktidarının tarih yazılımı için üstlendikleri rolü göstermektedir. Erdoğan rejimiyle birlikte okullarda öğretilen tarih dersi kitaplarının, AKP'nin gözetimi altında olan MEB'lığı tarafından hazırlanması ve öğrencilere Türk-İslam bilincinin bir eğitim formu içinde verilmesi, iktidarın tarih ve eğitim konusunda gelecek nesiller üzerinde neden etkili olmak istediğini çok iyi özetlemektedir. İktidarın tarihten anladığını topluma empoze etmesi olarak gelişen ve her iktidar anlayışıyla farklı yorumlanan tarih yazımı, ulus devletli iktidarlarda, egemen güçlerin sömürü hakimiyeti için ciddi bir psikolojik araçtır. Toplumsal psikolojiyi iktidarın kontrolü altına alması için, toplumun geleneksel inançlarına ve ezberci tarih anlayışına hitap ederek, iktidarın toplum emeğinden
gasp ettiği emek hırsızlığı, tarih yazımı ve anlatımının toplumsal sömürüde en etkili olan bilinç operasyonudur. İktidarın tarih yazımında klasik ırkçılığı esas alarak, biyolojik üstünlüğü otorite sahibi olduğu topluma bir hayat felsefesi olarak kabullendirmesi, tarih yazımında iktidarın söz sahibi olduğu toplumu seçkinci kılarak, hiyerarşik gücünü refere ettiği toplum üzerinde, kendi iktidar ömrü için bir istikrarlaştırma çabasıdır. Her iktidarın egemen olduğu toplum üzerinde ayrıcalığını ve üstünlüğünü kaybetme korkusu, iktdarlarların tarih yazımı konusunda kitlesel gücü oluşturabilecek propaganda kampanyalarını, içinde yaşadığı tarihe, uyarlama çalışmalarında zorunlu kılmaktadır. Böylece, iktidarın yaratmış olduğu kitle, iktidarın yazmış olduğu tarihsel kitleyle ruh hâli olarak büyük benzerlikler gösterir. İktidarlı toplum tarihinin, her tarihi dönemde değişmez amaçlarıyla toplumu yönetmesi ve sömürmesi bu şekilde güncelliğini sürdüren 'tarihin tekerrür teorisini' süreklileştirmektedir. Tarihi kendileriyle başlatan uygarlık iktidarları, her medeniyet sürecinde yaşattıkları mevcut sistemi tarihin sonu olarak toplumu dayatırlar. Dolayısıyla kendi sistemlerini insanlığın son sözü olarak tarihe kaydettirirler.
İktidar odaklı uygarlığın toplumu var oluş gerçekliğinden koparmasıyla ilerleyen iktidarlı toplum düzeni, egemenliği ve sömürüyü toplumsal bir kanun niteliğinde insanlık hayatında meşrulaştırır. Bu nedenle tarihte toplumsal kolektif (iktidarsız) yaşamın bütününü perdeleyen iktidarın tarih üzerindeki bu rolü, tarih yazımında, toplumsal yönetimin karar mekanizmasının iktidar olması için güçlü bir yönetim aracıdır.
Heybet Akdoğan
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













