Deprem Yıktı, İhmaller Öldürdü; Önce İnsan
Mahmut KANBERBarınma hakkını merkeze almak yetmez; yaşam hakkı, adalet ve hesap sorulmadan bu matem bitmez.
Bugün, 6 Şubat 2026.
Takvim ilerliyor, hayat akıyor; ancak bu topraklarda zaman, bazı günlerde durur. Türkiye’de yaşanan büyük depremlerin yıldönümleri, yalnızca geçmişi anmak için değil, tamamlanmamış bir yüzleşmeyi hatırlatmak için vardır. Çünkü bu ülkede deprem, hala kapanmamış bir hesap defteridir.
Deprem, doğanın kaçınılmaz bir gerçeği olabilir. Ancak Türkiye’de yaşanan depremler, özellikle on binlerce insanın yaşamını yitirdiği o büyük yıkım, yalnızca bir doğa olayı olarak ele alınamaz. Bu, insan hatalarının, siyasal tercihlerinin ve sistematik ihmallerin bir sonucudur. Ve bu nedenle, yaşanan kayıplar “kader” başlığı altında geçiştirilemez.
Bugün deprem konuşulurken çoğu zaman barınma hakkı merkeze alınır. Elbette güvenli konut, tartışmasız bir haktır. Ancak barınma hakkını her şeyin önüne koyan bir yaklaşım, kayıp canları geri getirmediği gibi, yaşam hakkını bütünlüklü biçimde korumaya da yetmez. Çünkü mesele yalnızca çatının ayakta kalması değil; insanın, bir bütün olarak yaşamının korunmasıdır.
Deprem sonrası ortaya çıkan tablo bize şunu açıkça göstermiştir:
Sosyal ve psikolojik destek mekanizmaları yetersizdir. Travma yaşayan bireyler, aileler, çocuklar uzun vadeli ve kamusal bir iyileşme sürecine dahil edilmemiştir. Hukuki süreçler ise ağır işlemiş, çoğu zaman cezasızlık algısını pekiştirmiştir. Adalet duygusu onarılmadan, toplumsal iyileşmeden söz etmek mümkün değildir.
Yaşam hakkını önceleyen bir düzen, yalnızca hayatta kalmayı değil; adaleti, onarımı ve hesap sorulabilirliği de içerir. Oysa bugün gelinen noktada, yaşananların gerçek sorumlularıyla yüzleşilmiş değildir. Hukuki süreçlerin tamamlanmamış olması, yalnızca bir adalet sorunu değil; aynı zamanda toplumsal vicdanı yaralayan bir durumdur. Çünkü hesap sorulmadıkça yas bitmez, travma kapanmaz.
Depremin etkileri yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı değildir. Bu yıkım, bölgesel ölçekte göç hareketlerini tetiklemiş, ekonomik ve sosyal dengeleri etkilemiş, uluslararası kamuoyunda afet yönetimi, insan hakları ve devlet sorumluluğu tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır. Yaşananlar, küresel ölçekte de bir uyarıdır: İnsan hayatını merkeze almayan her sistem, benzer felaketlere açıktır.
Toplumsal muhalefetin görevi, yalnızca dayanışmayı örgütlemek değil; aynı zamanda hafızayı canlı tutmak ve adalet talebini ısrarla dile getirmektir. Çünkü deprem sonrası sergilenen toplumsal dayanışma, halkın vicdanının gücünü göstermiştir. Ancak bu vicdan, ancak hak ve hukukun işletildiği bir süreçle rahatlayabilir.
Bugün hala şunu söylemek zorundayız;
İnsan hatalarının bedelini insanların yaşamıyla ödediği bir düzen sürdürülemez. Barınma hakkı önemlidir; ancak yaşam hakkı, adalet ve hesap sorulabilirlik olmadan korunamaz. Beton yeniden dökülebilir, şehirler yeniden inşa edilebilir; fakat güven duygusu ve adalet duygusu inşa edilmeden, hiçbir yapı sağlam değildir.
Bu nedenle bugün, bir kez daha ve yüksek sesle söylüyoruz.
Önce insan.
İnsanı merkeze almayan hiçbir politika, hiçbir plan, hiçbir söylem meşru değildir. Hatırlamak, yalnızca geçmişi anmak değil; geleceği değiştirme iradesi göstermektir.
Ve bu irade, ancak susmayan bir hafızayla mümkündür.
Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci / Yazar
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Teopolitik Çatışmalarda Zorunlu Taraflaşma
- Orta Doğu’da Teopolitik Gerçeklik, Mezhepsel Ayrışma ve Küresel Müdahale
- 2007&2013; Güç Yoğunlaşması Sürecinde Alevilerin Eşit Yurttaşlık, İnanç Özgünlüğü ve Diaspora Dinamikleri
- 8 Mart Üzerine Düşünmek:
- Ortadoğu’da Dönüşüm, Enerji Hegemonyası ve Küresel Güç Paylaşımı
- 1999&2007 Demokratikleşme Söylemi
- Alevilik ve Cumhuriyet (1923–2000)
- Deprem Yıktı, İhmaller Öldürdü; Önce İnsan
- Gri Alanda Yaşamak - 2
- Gri Alanda Yaşamak: Aleviliğin Tarihsel Ötekileştirme İle Bilinçli Yol Tercihi Arasındaki Varoluş Süreçi - 1
- Mezhep Kıskacında ve Emperyalizmin Gölgesinde; Orta Doğu’da Halkların İradesi Gasp Edilirken
- Gağan ve Hızır Öğretisi Bağlamında Alevilikte Baskı, Asimilasyon ve Siyasal Sorumluluk













