Mahmut KANBER

Güç Yoğunlaşması, Rejim Dönüşümü ve Eşit Yurttaşlık.

Mahmut KANBER
  15-06-2026 22:31:00

Türkiye’de 2013–2018 Döneminin Siyasal, Sosyolojik ve Teolojik Analizi

Giriş

2013–2018 dönemi, Türkiye siyasal tarihinin en önemli kırılma evrelerinden birini oluşturmaktadır. Bu dönem yalnızca hükümet politikalarının değiştiği veya anayasal sistemin yeniden düzenlendiği bir süreç olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda devlet-toplum ilişkilerinin, siyasal meşruiyet anlayışının, kamusal alanın sınırlarının ve yurttaşlık kavramının yeniden tartışıldığı çok boyutlu bir dönüşüm dönemidir.

Bu çalışma, belirli bir siyasal aktörü savunma veya suçlama amacı taşımamaktadır. Amaç; 2013–2018 yılları arasında yaşanan gelişmeleri siyaset bilimi, demokrasi teorisi, insan hakları, laiklik ve eşit yurttaşlık perspektiflerinden değerlendirmektir. Çalışma, olayların resmi anlatılarından veya siyasal kutuplaşmaların ürettiği söylemlerden hareket etmek yerine, ortaya çıkan kurumsal ve toplumsal sonuçları anlamaya yönelik eleştirel bir yaklaşımı esas almaktadır.

Bu makalenin temel iddiası.

2013–2018 dönemi, eşit yurttaşlık ilkesinin daralan siyasal alan içerisinde yeniden savunulmak ve yeniden tanımlanmak zorunda kaldığı tarihsel bir kırılma evresidir.

Bu bağlamda temel soru, iktidarın kim tarafından kullanıldığından çok, siyasal gücün hangi mekanizmalarla sınırlandığı, demokratik meşruiyetin nasıl üretildiği ve farklı toplumsal kesimlerin kendilerini ne ölçüde eşit yurttaş olarak hissedebildikleridir.

  1. Siyasal Düzlem.

Güç Konsolidasyonu ve Rejim Pratiğinin Yeniden İnşası

2013 sonrası Türkiye siyasal sistemi, birbirini izleyen krizler ve kırılmalar üzerinden yeniden şekillenmiştir. 17–25 Aralık süreciyle görünür hale gelen devlet içi güç mücadeleleri, siyasal iktidarın devlet üzerindeki denetimini yeniden tanımlama yönünde güçlü bir refleks üretmiştir.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi ise bu dönüşümün en önemli dönüm noktası olmuştur. Darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal, yalnızca güvenlik önlemlerini değil; kamu yönetiminden akademiye, medyadan sivil topluma kadar uzanan kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecini beraberinde getirmiştir.

Bu süreçte yürütme organı belirgin biçimde güç kazanmış, yasama ve yargı üzerindeki etkisi artmıştır. 2017 anayasa değişikliğiyle birlikte parlamenter sistem sona ermiş ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürürlüğe girmiştir.

Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir anayasal değişiklik olarak değerlendirilmemelidir. Siyasal iktidarın meşruiyet üretme biçimi, karar alma süreçleri ve devlet kurumları arasındaki ilişkiler de yeniden şekillenmiştir.

Demokratik sistemlerde asıl mesele gücün kim tarafından kullanıldığı değil, gücün hangi araçlarla denetlendiğidir. Siyasal gücün merkezileşmesi kısa vadede yönetim kapasitesini artırabilir. Ancak denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması, demokratik meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirebilir.

Bu nedenle 2013–2018 dönemi, yalnızca bir hükümet sistemi değişikliği olarak değil; rejim pratiğinin yeniden tanımlandığı bir dönem olarak değerlendirilmelidir.

Siyaset bilimi literatüründe bu tür dönüşümler çoğu zaman hibrit rejim, rekabetçi otoriterlik veya çoğunlukçu demokrasi kavramlarıyla tartışılmaktadır. Türkiye örneği bu kategorilerden yalnızca biriyle açıklanamayacak kadar özgün özellikler taşımaktadır. Bununla birlikte dönem, klasik parlamenter demokratik işleyişten uzaklaşan ve yürütme merkezli yeni bir siyasal yapının ortaya çıktığı bir evre olarak okunabilir.

II. Sosyolojik Düzlem.

Toplumsal Çoğulculuk ve Daralan Kamusal Alan

2013–2018 döneminin en önemli özelliklerinden biri, toplumsal çoğulculuk ile siyasal alan arasındaki mesafenin büyümesidir.

Kentleşme, eğitim seviyesinin yükselmesi, dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması ve yeni toplumsal aktörlerin ortaya çıkması, farklı taleplerin görünürlüğünü artırmıştır. Çevre hareketleri, kadın örgütleri, gençlik hareketleri, insan hakları savunucuları ve çeşitli sivil toplum yapıları kamusal alanda daha görünür hale gelmiştir.

Gezi Parkı süreci bu dönüşümün en görünür örneklerinden biridir. Gezi yalnızca bir protesto hareketi değil; aynı zamanda yeni bir yurttaşlık anlayışının ve demokratik katılım talebinin ifadesi olarak okunmalıdır.

Bu süreçte bireysel özgürlükler, yaşam tarzı tercihleri, çevre hakkı, ifade özgürlüğü ve yönetime katılım gibi talepler öne çıkmıştır.

Ancak aynı dönemde kamusal alanın giderek daha kontrollü hale gelmesi, bu taleplerin kurumsal karşılık bulmasını zorlaştırmıştır. Medya üzerindeki baskılar, akademik alanın daralması ve sivil toplumun hareket alanının sınırlanması, toplumsal çoğulculuğun görünürlüğünü azaltmıştır.

Bununla birlikte toplumsal muhalefet bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Aksine farklı alanlarda yeni dayanışma biçimleri ortaya çıkmış, demokratik talepler yeni araçlar üzerinden ifade edilmeye devam etmiştir.

Bu nedenle dönem, toplumsal çoğulculuğun sona erdiği değil; görünürlük alanlarının daraldığı bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

  1. Teolojik Düzlem.

Devlet–Din İlişkileri ve İnanç Alanının Yeniden Tanımlanması

2013 sonrası dönemde devletin dinle kurduğu ilişki daha görünür, daha merkezi ve daha yönlendirici bir karakter kazanmıştır.

Dini referansların siyasal söylemde daha sık kullanılmaya başlanması, bu dönüşümün en önemli göstergelerinden biridir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurumsal kapasitesinin büyümesi ve kamusal görünürlüğünün artması da aynı sürecin parçalarıdır.

Ancak demokratik devletin görevi belirli bir inanç yorumunu güçlendirmek değil, bütün inançların ve inançsızlık biçimlerinin özgürce var olabileceği eşit zemini oluşturmaktır.

Bu bağlamda laiklik yalnızca devlet örgütlenmesine ilişkin teknik bir ilke değildir. Laiklik; farklı inançların, kültürlerin ve yaşam tarzlarının eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşayabilmesinin kurumsal güvencesidir.

Cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmaması, zorunlu din dersleri tartışmaları ve dini alanın büyük ölçüde tek merkezli bir anlayış üzerinden düzenlenmesi, inançsal çoğulculuk açısından önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir.

Teolojik açıdan değerlendirildiğinde bu süreç, devletin dini düzenleyen bir kurum olmanın ötesine geçerek belirli bir dini yorumun taşıyıcısı olarak algılanması riskini ortaya çıkarmıştır.

IV. Tarihsel Kırılmalar ve Güç Dinamikleri

2013–2018 dönemi, devlet içi güç ilişkilerinin yeniden şekillendiği kritik olaylar üzerinden okunabilir.

17–25 Aralık süreci devlet içindeki güç mücadelelerini görünür hale getirmiştir.

15 Temmuz darbe girişimi güvenlik merkezli siyasal yaklaşımın kurumsallaşmasını hızlandırmıştır.

Olağanüstü hal uygulamaları kamusal alanın sınırlarını yeniden tanımlamıştır.

Aynı dönemde dini yapılar, cemaatler ve farklı toplumsal ağların devletle ilişkileri yeniden şekillenmiştir.

"Askeri vesayet" olarak tanımlanan yapının geriletilmesi demokratikleşme söylemi içerisinde sunulmuştur. Ancak ortaya çıkan tablo, güç merkezlerinin tamamen ortadan kalkmasından çok yeniden dağıtılması şeklinde gerçekleşmiştir.

Bu nedenle süreç, vesayetin sona ermesi kadar yeni güç yoğunlaşmalarının ortaya çıkması açısından da değerlendirilmelidir.

Hakikat merkezli bir siyasal analiz açısından bakıldığında, asıl soru eski güç odaklarının yerine kimlerin geçtiği değil; demokratik denetim mekanizmalarının ne ölçüde korunabildiğidir.

 

V. Aleviler ve İlerici Kesimlerin Deneyimi. Hak, Kimlik ve Güvence Meselesi

2013–2018 dönemi, Aleviler ve ilerici toplumsal kesimler açısından yalnızca siyasal dönüşüm değil; aynı zamanda hak, kimlik ve güvence tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönem olmuştur.

İnanç özgürlüğü bağlamında cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri ve dini alanın örgütlenme biçimi gibi konular önemini korumuştur.

Ancak Alevileri yalnızca hak kaybı yaşayan bir topluluk olarak tanımlamak eksik olacaktır.

Alevilik; insan merkezli yaklaşımı, rıza anlayışı, eşitlik fikri, paylaşım kültürü ve çoğulcu yaşam pratiğiyle Anadolu'nun en güçlü toplumsal hafızalarından biridir.

Bu nedenle Alevilerin eşit yurttaşlık talebi yalnızca belirli hakların tanınmasına yönelik bir talep değildir. Aynı zamanda farklılıkların eşit kabul edildiği demokratik toplum fikrinin savunusudur.

Aleviler açısından laiklik, ideolojik bir tercih olmaktan çok eşit yurttaşlığın kurumsal güvencesi olarak görülmektedir.

Bu nedenle laikliğin aşınması, yalnızca devlet-din ilişkileri bağlamında değil; toplumsal eşitlik ve demokratik güvence bağlamında da değerlendirilmektedir.

Aynı dönemde Alevi gençliği ve ilerici toplumsal kesimler, taleplerini yalnızca kimlik ekseninde değil; demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü ve yaşam tarzı özgürlüğü gibi daha geniş bir çerçevede ifade etmeye başlamıştır.

Sonuç

2013–2018 dönemi, Türkiye'de yalnızca siyasal kurumların dönüşümüne sahne olan bir dönem değildir. Aynı zamanda devlet-toplum ilişkilerinin, kamusal alanın, inanç özgürlüğünün ve demokratik meşruiyet anlayışının yeniden şekillendiği tarihsel bir kırılma evresidir.

Bu süreçte yürütme gücü belirgin biçimde merkezileşmiş, güvenlik eksenli siyasal yaklaşım kurumsallaşmış ve kamusal alanın sınırları yeniden çizilmiştir.

Bununla birlikte dönemi yalnızca güç yoğunlaşması veya hak kayıpları üzerinden okumak eksik kalacaktır. Aynı dönemde toplumun farklı kesimleri yeni dayanışma biçimleri geliştirmiş, demokratik taleplerini farklı araçlarla ifade etmeye devam etmiş ve eşit yurttaşlık fikrini yeni koşullar altında yeniden üretmiştir.

Bu çalışma açısından temel mesele belirli siyasal aktörlerin başarısı veya başarısızlığı değildir. Asıl mesele, demokratik sistemlerin hangi koşullarda çoğulculuğu koruyabildiği ve farklı toplumsal kesimlerin kendilerini ne ölçüde eşit yurttaş olarak hissedebildikleridir.

Meselenin özü, farklılıkların varlığı değil; bu farklılıkların kendilerini aynı ülkenin eşit ve güvende hisseden yurttaşları olarak görebilip görememesidir. Eşit yurttaşlık, yalnızca belirli toplulukların talebi değil, demokratik devletin meşruiyetini belirleyen temel ölçütlerden biridir.

Demokrasinin gerçek gücü çoğunluğun sahip olduğu siyasal iktidardan değil, farklılıkların sahip olduğu güvencelerden kaynaklanmaktadır. Bir toplumun demokratik niteliği yalnızca seçimlerin düzenli yapılmasıyla değil; farklı inançların, kimliklerin ve yaşam tarzlarının eşit kabul edilmesiyle ölçülür.

Siyasal sistemler yalnızca güçlü iktidarlar üreterek ayakta kalmazlar. Kalıcılıklarını sağlayan unsur, farklılıkların kendilerini eşit hissedebildikleri ortak yurttaşlık zemininin korunabilmesidir. Eşit yurttaşlığın zayıfladığı toplumlarda siyasal istikrar geçici olabilir; demokratik meşruiyet ise sürekli tartışma konusu haline gelir.

Bu nedenle Türkiye'nin geleceğine ilişkin tartışmaların merkezinde iktidar mücadelelerinden çok, ortak yurttaşlık fikrinin nasıl güçlendirileceği sorusu yer almalıdır.

Eşit yurttaşlık meselesi yalnızca Alevilerin, azınlıkların veya belirli toplumsal kesimlerin talebi değildir. Eşit yurttaşlık, demokratik devletin meşruiyetinin temel ölçütüdür.

2013–2018 dönemi bu açıdan değerlendirildiğinde, eşit yurttaşlık ilkesinin ortadan kalktığı değil; daralan siyasal alan içerisinde daha görünür hale geldiği ve yeni demokratik mücadele biçimleriyle yeniden üretildiği tarihsel bir evre olarak okunmalıdır.

Ancak bu tarihsel kırılmanın siyasal ve toplumsal sonuçları esas olarak 2018 sonrasında daha görünür hale gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin uygulama pratiği, güvenlik merkezli siyasal yaklaşımın kurumsallaşması, çözüm süreci sonrasının etkileri, siyasal alanın yeniden şekillenmesi, bölgesel jeopolitik gelişmelerin iç siyasete yansımaları ve demokratik meşruiyet tartışmaları Türkiye'nin yeni dönemini belirleyen temel dinamikler olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle 2018 yılı yalnızca bir dönemin sonu değil, aynı zamanda yeni bir siyasal evrenin başlangıcı olarak değerlendirilmelidir.

Bir Sonraki Çalışma

2018–2025: Yeni Rejimin Kurumsallaşması, Güvenlik Paradigması ve Türkiye'de Demokratik Meşruiyetin Yeniden Tanımlanması

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin kurumsallaşması, güvenlik merkezli siyasal yaklaşımın kalıcılaşması, çözüm süreci sonrasının etkileri, siyasal alanın yeniden yapılandırılması, bölgesel jeopolitiğin iç siyasete yansımaları, ekonomik dönüşüm ve eşit yurttaşlığın yeni sınavları üzerine bir değerlendirme.

Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci | Araştırmacı Yazar
Azınlıklar, Demokrasi, Eşit Yurttaşlık ve İnsan Hakları Çalışmaları

Kaynakça

  • Marshall, T.H. Citizenship and Social Class.
  • Habermas, J. Between Facts and Norms.
  • Levitsky, S. & Way, L. Competitive Authoritarianism.
  • Kymlicka, W. Multicultural Citizenship.
  • Gramsci, A. Selections from the Prison Notebooks.
  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948).
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950).

 

  Bu yazı 291 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray134245--547
    2Fenerbahçe2342111--240
    3Trabzonspor334209--522
    4Beşiktaş434179--819
    5Başakşehir534169--923
    6Göztepe6341413--710
    7Samsunspor7341312--91
    8Rizespor8341011--13-6
    9Konyaspor9341010--14-7
    10Kocaelispor1034910--15-12
    11Alanyaspor1134716--110
    12Gaziantep FK1234910--15-15
    13Kasımpaşa1334811--15-16
    14Gençlerbirliği S.K.143497--18-11
    15Eyüpspor153489--17-15
    16Antalyaspor163488--18-22
    17Kayserispor1734612--16-35
    18Fatih Karagümrük183486--20-23
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Erzurumspor FK1382312--355
    2Amed2382111--639
    3Esenler Erokspor3382111--646
    4Çorum FK438218--924
    5Bodrum FK5381810--1032
    6Pendikspor6381615--725
    7Keçiörengücü7381612--1030
    8Bandırmaspor8381612--1013
    9Manisa F.K.938167--151
    10Sivasspor10381411--134
    11İstanbulspor11381313--122
    12Sarıyer1238157--160
    13Iğdır FK13381311--14-2
    14Vanspor FK14381310--155
    15Boluspor1538146--184
    16Ümraniyespor1638137--18-4
    17Serik Spor1738116--21-31
    18Sakaryaspor1838810--20-27
    19Hatayspor193828--28-69
    20Adana Demirspor203813--34-147
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Batman Petrolspor136258--353
    2Muğlaspor236219--632
    3Elazığspor336216--945
    4Adana 01 FK4361910--720
    5Şanlıurfaspor536198--920
    6Ankaragücü636189--911
    7İnegölspor7361612--823
    8İskenderunspor836168--126
    9Beyoğlu Yeni Çarşı9361315--810
    10Ankaraspor10361313--1010
    1124 Erzincanspor1136156--156
    12Kastamonuspor1236119--16-12
    13Karacabey Belediyespor1336118--17-9
    14Altınordu1436811--17-26
    15Erbaaspor1536107--19-21
    16Beykoz Anadolu163686--22-29
    17Kepezspor173658--23-45
    18Karaman FK183649--23-56
    19Bucaspor 1928193648--24-38
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Sebat Gençlikspor130207--333
    2Yeni Orduspor230184--838
    3Yozgat Bld Bozokspor330176--731
    4Karadeniz Ereğli BSK430169--515
    5Fatsa Belediyespor530154--118
    6Zonguldak Kömürspor630137--1018
    7Pazarspor7301110--9-2
    8Karabük İdman Yurdu830125--13-15
    9Düzcespor930117--12-6
    10Tokat Bld Plevnespor1030106--14-7
    11Orduspor 1967113097--14-16
    12Amasyaspor 1968123096--15-12
    13Artvin Hopaspor133095--16-12
    141926 Bulancak143085--17-30
    15Çayelispor153059--16-21
    16Giresunspor163049--17-22
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    Son güncelleme: 16.06.2026 21:00:30