Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
Mehmet Ali DEMİRBazı sözler kapıyı çalmadan girer içeri.
Bazıları ise bin kapıdan kovsan çıkmaz vicdandan.
Bugün konuştuğumuz mesele, tam da böyle bir sözdür.
Hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan bir insan, mahkemenin kapısı henüz kapanmamışken kürsülerde dolaştırılıyor. Salonlarda alkışlattırılıyor, kelimeler süsleniyor. O insan belki suçsuzdur; belki de değildir. Bunu zaman söyleyecek. Ama şimdiden söylenen tek şey var: Aklanmanın yolu alkıştan geçmez; adaletten geçer.
Hayat bazen insana ağır aynalar tutar.
O aynaya bakmak cesaret ister.
Alevi yolunda buna “dar’a durmak” derler. İnsan kendi gölgesinin önünde eğilir, sözü tartılır, yüzü açılır. Devrimci ahlakta da böyledir: Önce kendinle hesaplaşırsın, sonra halkına hesap verirsin. Hesabı görülmemiş söz, rüzgarda savrulan yaprak gibidir; çok görünür, az ağırlık taşır.
Şimdi kurulan kürsülerde ise gölge konuşuyor, hakikat susuyor. Eleştirenler susturuluyor, soru soranlara duvar örülüyor. Oysa hakikat duvar sevmez; nefes ister. Bir insanı korumak için yolun terazisi bozuluyorsa, orada korunan kişi değil; korkudur.
Depremin adıyla açılan salonlarda, yasın dili yerine savunmanın dili dolaşıyor. Toprağın altında kalmış on binler, bir dosyanın dipnotuna dönüşüyor. Acının üzerine kelime döşemek kolaydır; ama acının içinden konuşmak zordur. Zor olan yapılmıyor.
Kimseyi mahkeme kararı olmadan suçlu ilan etmek karanlıktır.
Ama mahkeme sürerken birini aklamaya kalkmak da başka bir karanlık.
İnsan bazen suçsuzken de yanlış savunulur.
Yanlış savunma, masumiyeti bile yaralar.
Belki o kişi gerçekten aklanacaktır. Belki bütün iddialar çökecektir. İşte tam da bu ihtimal yüzünden, en çok korunması gereken şey usuldür. Usul, hakikatin evidir. O ev yıkılırsa, geriye yalnız gürültü kalır.
Bugün gürültü çoktur.
Hakikat az.
Bir kurum bir insanın gölgesine sığındığında, kendi yüzünü kaybeder. Ahlakı sadakate bozduran her yapı, sonunda vicdanını rehin verir. Alkışla büyüyen yanlış, gün gelir utançla küçülür. Tarih bunu defalarca yazdı; yine yazar.
Bu mesele bir ismin meselesi değildir.
Bir yolun, bir hafızanın, bir duruşun meselesidir.
Eğer bugün “dava bitsin, söz sonra kurulsun” diyemiyorsak, yarın kimseye adalet masalı anlatamayız. Eğer kürsüyü meydanın önüne koyuyorsak, kelimelerimiz hafifler, yüzümüz ağırlaşır.
Hakikat acele etmez.
Ama insan acele eder.
Şimdi yapılması gereken susmak değil; doğru yerde konuşmaktır. Meydanın dili açılsın, hukukun sözü tamamlansın. O güne kadar kürsüler gölgede kalsın. Çünkü dar’a durmadan kurulan her söz eksiktir; eksik söz ise insanı çoğaltmaz, azaltır.
Biz çoğalmaktan yanayız.
Hakikatten yanayız.
Alkıştan değil.
Aşk ile…
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













