Alevi Örgütlülüğü Kendi Hukukunu Unutup Sisteme mi Entegre Oluyor?
Mehmet Ali DEMİREvet dostlar, birçok canın şimdiden "Bu nasıl başlık?" dediğini duyar gibiyim, ama gerçek bu. Tabii, bu durum herkes ve her kurum için geçerli değil, ancak yavaş yavaş bu hastalıklı hale bürünmeye başladık. Bunun adını siz ne koyarsanız koyun: ister ortaya çıkan rant deyin, ister koltuk sevdası deyin, ister ego deyin ama gidişat hiç de hoş değil. Alevi örgütlülüğün kendi iç hukuku, yani cemde pir katında dar didar hesap verme mekanizması artık olmadığı için, yöneticiler sistemin hukukunu uygulamaya başladı. Artık "ya benden yanasın ya da düşmansın" hukuku uygulanıyor. Eğer benim icraatlarıma karşı gelmiyorsan, yanlışlarımı eleştirmiyorsan, beni düşman gösterdiklerime sen de düşman bakıyorsan, sen makbul insansın ve sana tüm kapılar sana açık. Ama eğer benim doğrularımı övüp yanlışlarımı eleştiriyorsan, hatalarımı yüzüme vuruyorsan yani aykırı bir ses çıkarıyorsan, sana düşman hukuku uygulanır.
Öyle şeyler duyuyoruz ki, kurum başkanları veya yöneticiler toplantılarda aykırı seslere, kendilerini eleştirenlere "Beğenmiyorsan çıkar gidersin" deme hakkını kendilerinde görüyor. Cemler gibi her toplantının birer cem olması gerekirken, yani orada olan herkesin eşit olması gerekirken, yani rızalık hukuku uygulanması gerekirken, sistemin hastalığı olan benlik ve başkanlık çoğunluk hukuku uygulanır oldu. "Ben başkanım, çoğunluk bende, istediğimi yaparım, beğenmiyorsan çık git" deniliyor. Aynı düzenin uyguladığı gibi: ya bendensin ya bölücü. Peki canlar, bu mu Alevi hukuku? Eğer buysa, bizi düzenden ayrı kılan nedir? Nerede eşitlik, nerede can, nerede rızalık?
Düzenin bir diğer hastalığı da koltuk hastalığı. Oraya oturan, kalkmıyor. Ve o özgür, paylaşımcı, sorunlarını pir katında dar didarda çözen, temel düsturu rızalık olan Alevi toplumu yozlaştırılmaya başlandı. Yörecilik, adamcılık ortaya çıktı; "benim adamım, senin adamın" anlayışı yerleşti. Aslında yola gerçekten sahip çıkması, yolu hakkıyla yönetmesi gereken kurumlar, yönetemez hale geldi. Aykırı fikirler ötekileştirildi, düşman sayıldı, disipline verilerek kovuldu. Yani tam bir düzen hukuku.
Türkiye’de Aleviler laik sistemi savunup, resmi tek adam sistemine karşı güçsüzün yanında yer alması gerekirken, düzenden beslenmeye başladı. "Ona veriyorsa bana da versin" denmeye başlandı. Kimileri devlet kurumlarıyla gizli gizli pazarlığa oturmaya başladı; paralar alındı ve ardından emirler alındı. Geçmişte "Diyanet kalksın, laik sistemde devletin dini olmaz" diyenler, Alevi diyanetinden para almaya başladı. Yani at izi it izine karıştı; biri gitti bakanlıkla para için el etek öptü, diğeri belediyelerden almaya başladı. Yani talip lokması yetmez oldu; küçük cem odaları yetmez oldu, kocaman kocaman cemevleri kurulmaya başlandı. Tabi rant kapısı da açıldı. Bununla beraber, Hızır Paşa sofrasına oturanlar, çocuğuna istediği eşyayı alamadığı için çocuğunu okula gönderdikten sonra intihar eden babayı unuttu. Çocuğunun okul beslenmesine kuru ekmek dışında bir şey koyamadığı için gözyaşlarına boğulan anayı unuttu. Akşamı bekleyip pazar yerinde çöpte çocukları için sebze meyve toplayan anayı unuttu. Pir Sultan’ın "Bu sofra gariban halkın alın terinden zorla alınmış paralardan kurulmuş ben değil, benim itlerim bile yemez" dediği sofraya oturanlar, halkının acılarını unutur oldu.
Bilmem halen attığım başlık için bana kızan var mı? Temel düsturu insan-ı kâmil, rızalık şehri olan, tüm canların ortak ve eşit yaşayıp paylaşması gereken Alevi toplumunun geldiği yer burası. Tabi bunu söylerken, yola gerçekten gönül vermiş, Pir Sultan’ın o direnciyle yola hizmet eden, zalimin karşısında halkının yanında durup mücadele edenleri ayırıyorum.
Pir, yolumuzu şaşkından, düşkünden, arsızdan arındırsın.
Aşk ile…
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası

















