ALEVİLER NEYE, NASIL İNANDIKLARINI VE NEDEN İNANDIKLARINI BİLMİYORLAR
Mehmet Ali DEMİREvet, yazmaya başlarken nasıl bir başlık atacağımı düşündüm, ama ne yazık ki bu başlıktan başka bir şey bulamadım. Sevgili okurlarım, son 30 yıldır görünür bir örgütlülük içine giren Aleviler, onlarca dernek adı adlı devasa cemevleri açsa da özüne dönmek ve bilinçlenme hakkında bir adım bile yol alamadılar.
Hani bir söylem var ya, "Alevileri okuyan aydın, bilime inanmış insanlardır." Peki işin aslı böyle mi?
Ne yazık ki, bu söyleme uyan çok az Alevi var. Neye inandığını ve neden inandığını çoğumuz bilmiyoruz. Babadan, anneden ya da değişik yerlerden kulaktan duyma sözlere çoğumuz hareket ediyoruz. Şimdi Avrupa’da ya da ülkemizdeki cemevlerinde, ister orta yaşta ister gençlere Alevilik nedir diye sorsanız, yüzde sekseni ya cevap veremeyecek ya da "Hakk, Muhammet, Ali Yoludur" diyecek. Çünkü ne bizi okuyup araştırıyoruz, ne de kurumlarımız bu konuda bir adım atıyor. Yöneticilerin çoğunluğu koltuk rant ve ego derdine düşmüş, aslında bu durumda da birçoğu memnun. Neden mi? Okumamış, bilinçlenmemiş bir halk kitlesini yönetmek veya uyutmak çok daha rahat; tıpkı AKP’nin yaptığı gibi: cahil bırak, hurafeler ve mitolojik hikayeler anlat, yönet.
Bu 30 yıllık süreçte başarılı olduğumuz tek alan, sanırım cenaze Erkanlarımız. Onları kendi ana dillerimizde ve Gülbankler ile yapıyoruz ve bu giderek çoğalmaya başladı. Orada da çok büyük bir tehlike oluşmaya başladı ki eğer böyle devam ederse, orada da asimilasyona uğrama tehlikesi çok yüksek. Bu ne diye soracak olursanız, yapılan Erkanlarda Türkçe kuran sürelerinin okunması ya da Kürtçe, Zazaca 12 İmam üzerine yıllardır cemlerde bizi ağlatmak için özünden koparılarak bir dram tiyatro oyunu gibi anlatılan hikayelerin saz eşliğinde Erkanlara katılması.
Sevgili dostlar, bilim yolunda ilerlediğini söyleyen Alevi halkının yüzde 70’i hurafe mitolojik hikayelerden kopamadı. Neye inandığımızı bilmiyoruz, dememin nedeni bu. Çünkü kimse okumuyor, neden bunlara inandığı konusunda bir bilince sahip değil. Hadi 50 yaş üzerindeki insanları ayrılalım, peki yeni yetişen gençler? Bunların %80’i, derneklere bu çağ dışı, bilim dışı anlatımlar yüzünden gelmezken, gelenler de bu hurafe ve mitolojik anlatımlar ile zehirleniyor.
Biz Aleviyiz, İslam’la bir ilgimiz yoktur dedikten sonra verelim peygambere salavat diyecek kadar dedelerimizin çoğu cahil. Ne Muhammed Peygamberin, ne İmam Ali'nin, ne de 12 İmam'ın hayatı hakkında tek bir bilgiye sahip değil. Kim nerde doğdu, ne yaşadı, nasıl öldü diye sorsan, %70’i bilmez; sadece Kerbela katliamı anlatılır, bu da yalan yanlış şekilde bir dram halinde, sırf insanları uyutmak için. Peki kardeşim, İmam Hüseyin’in Kerbela dışında bir yaşamı yok mu? Bu yaşantısında nasıl yaşadı, neye hizmet etti, bunu anlatılmaz. Oysa hepimiz biliriz ki İslam dinini yer yüzündeki insanlara tebliğ eden Hz. Muhammed, Ali İslam'ı ilk kabul eden ve yaşamı boyunca İslam’ı yaymak için savaşan kişidir. İmam Hasan ve Hüseyin de İslam için savaştılar, onlar da İslam kuralarının en katı şekilde uygulanması için mücadele ettiler. Peki, biz Aleviyiz İslam’la bir alakamız yoktur dedikten sonra İslam’ı yaymak ve yaşatmak için gözünü kırpmadan insanı kılıçtan geçiren bu kişiler nasıl bizim önderlerimiz olabilir, nasıl bizim insanlar hâlen bunlara taparlar? Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde onlarca katliamlara uğramış, çoluk çocuk, genç, yaşlı demeden onlarca insan katledilmişken, onlar için bir gün yaş tutmayız da İslam'ın kılıcıyla insanları Müslüman olsun diye katledenler ve çocukları için yaş tutarız.
Avrupa ülkelerinde Alevilik, bazı ülkelerde eyalet bazında, örneğin Avusturya gibi, bazılarında ise ülke genelinde tanınmış bir din olarak kabul edilmiştir. Ancak, tanınma süreciyle ilgili olarak herhangi bir değişiklik olduğu sorusuyla karşılaşanlara ne yazık ki hayır demek zorundayım. Yıllarca maddi kaynakları, 400 bin Euro'ya varan paraları harcadık ve manevi olarak mahkeme kapılarında mücadele ettik. Bu süreçte zorluklarla karşılaştık, ama vazgeçmedik tam bir kazanım elde ettiğimizi düşünerek sevindik derken. Ancak sonuç olarak gördük ki inansal anlamda hiçbir şey değişmemiş; yöneticilerimizin, bize sunduğu şeyin neredeyse İslamcıların tüzüğüyle aynı olduğunu ortaya çıktı. Yani, cenaze törenleri haricinde her şey aynı, sadece onlar Devlet nezdinde İslam'ın bir mezhebi olarak kabul edilirken biz ayrı bir din olarak tanındık. İçerik neredeyse tıpatıp aynı, uygulamalar birebir benzer.
Sadece birkaç gün önce Marş Katliamı'nda sahnede sunuculuk yapan kadın canımız, gece boyunca üç kez Kerbela’dan bu yana söylemeni kulandı. Ancak, bu kişinin İmam Hüseyin'in Kerbela hayatı dışında çok fazla bilgiye sahip olmadığını düşünüyorum. Bu durumda, şeriatın adım adım benimsendiği ülkemizde, siz de sözde kabul etmeseniz bile, şeriatı dünyaya bela edenleri anıp duruyorsunuz. Umuyorum ki artık gerçekleri görür özünüze dönersiniz, aksi takdirde İran'da yaşayan siacılardan farkınız kalmayacak.
Saygılarımla,
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















