Alevilik Yol Değil, Makam Oldu
Mehmet Ali DEMİRBir yol düşünün: bin yıllar boyu zulme boyun eğmemiş, saraydan değil sokaktan, emirden değil vicdandan beslenmiş. Bu yol, adını ne bir kitapta ne de bir devlet protokolünde buldu; çünkü o yoldu, çünkü o halktı, çünkü o hakikatin kendisiydi. Kızılbaş Aleviliği, köklerini dağlardan, direnişlerden, darağaçlarından alan bir yaşam felsefesidir.
Ancak bugün bu kadim yol, adı aynı kalsa da özüyle bağını yitirmiş durumda. İçini boşaltan, ruhunu törpüleyen, onu şekle indirip makama bağlayan bir anlayış egemen oldu. Artık Alevilik, bir inançtan çok bir kurumsal yapıya, bir yolculuktan çok bir protokole dönüştü. Ne meydan eski meydan, ne pir eski pir, ne de talip bildiği yolun yolcusu.
Kızılbaş Aleviliği tarih boyunca ne bir mezhep, ne bir tarikat, ne de İslam’ın içinden çıkan bir inanç biçimi olmuştur. Alevilik bir halk bilgeliğidir, bir yaşam felsefesi ve doğayla, insanla, evrenle kurulan rızalık temelli bir ahlak sistemidir. Yol demektir. Ve bu yol, bin yıllardır baskılara rağmen özünü koruyarak, "eline, beline, diline sahip ol" düsturuyla var olmuştur. Ancak bugün gelinen noktada, bu yolun hem içi boşaltılmış hem de yönünü şaşırmış haliyle karşı karşıyayız.
Kızılbaş Alevi yolu, yüzyıllar boyunca iktidar odaklarına sırt çeviren, saraydan ve resmi ideolojinin yozlaştırıcı ellerinden uzak duran bir direniş geleneği olarak yaşadı. Bu yolun özü, sorunlarını mahkeme değil, pir darında, meydanda, toplumsal vicdanın ve rızalığın huzurunda çözmekti. Çünkü Alevilikte “rıza” esastır. Rıza olmadan ne söz söylenir ne adım atılır. Oysa bugün geldiğimiz noktada bu temel ilke ayaklar altına alınmış durumda.
Yolun kadim geleneği olan "meydan", yerini göstermelik toplantılara, simgesel ceme oturmalarına ve kağıt üstü “disiplin kurulları”na bırakmıştır. Pirlerin, rehberlerin, mürşitlerin sözü yerine artık kurum başkanlarının iki dudağı arasındaki irade geçerlidir. Pir makamı sadece bir figür, bir dekor haline getirilmiştir. Gerçek sorumluluk ve karar mekanizması başkanın iradesinde toplanmıştır. O istemedikçe kimse cem yürütemez, meydan açamaz. O isterse biri dışlanır, o razıysa biri yüceltilir.
Bu anlayışın temelinde ise artık "yol" değil, "iktidar" vardır. Eskiden bir pirin önünde çerağ uyandıran talip, bugün devletle yapılan protokollerin, belediyelerden alınan bütçelerin, Aleviliği tanımayan ama onu kendine benzetmek isteyen zihniyetin rızasını arar hale gelmiştir.
Kızılbaş Aleviliği, kurumlar eliyle İslam’ın bir mezhebiymiş gibi sunulmaya başlanmıştır. Oysa Kızılbaşlık, İslam’la aynı tanrısal anlayışı bile paylaşmaz. O, tanrıyı dışta aramaz; içte, insanda, doğada bulur. İbadeti camide değil cem meydanında, cemaatle değil canlarla yapar. Cennet cehennem değil, bu dünyada adalet, eşitlik ve hak arar. Alevilik, İslam’ın korku ve ceza merkezli yapısından değil, rızalık ve sevgi merkezli yapısından beslenir.
Fakat bugün bu öz, devletle kurulan ilişkiler uğruna terk edilmiştir. Artık Alevi kurumlarında "yol ne diyor?" sorusu yerine "benim adamım ne diyor?" sorusu soruluyor. Yöneticiler, makamları uğruna devlete biat ediyor, saraya giden yolları kutsuyor, hızır paşaların sofrasına oturmak için birbirleriyle yarışıyor. Bu da sadece kurumları değil, toplumu da yozlaştırıyor.
Bir zamanlar sadece taliplerin çerağıyla dönen cemler, bugün belediye ödenekleriyle, resmi törenlerle, “eşit yurttaşlık” adı altında içine İslam’ın ritüelleri sokularak yapılır oldu. Oysa Alevilik ne camiyle ne minareyle ne hutbeyle ne de imametle ilgilidir. Alevilikte imamlık yoktur; pirlik vardır, dede vardır, yolun rehberi vardır. O rehber, devletten değil, halktan aldığı rızayla yol yürür. Ama bugün pirler bile başkana bakar hale gelmiştir.
Aleviliğin temel ilkelerinden olan “meydanda yüzleşme” kültürü yok sayılıyor. Artık sorunlar pir darında değil, “disiplin kurullarında” çözülüyor. Bu kurullar da çoğu zaman başkana sadık birkaç isimden oluşuyor. Kimse yolun hakikatini gözetmiyor, kimse Hakk’a niyazla değil, başkana itaate bakıyor.
Bu yozlaşma gençliği tarikatların pençesine itiyor. Artık gençlerimiz ramazanda oruç tutuyor, namaz kılıyor, annesiyle tokalaşmayan, kızını başörtüsüne zorlayan aile tabloları çoğalıyor. Alevi gençler, merdiven altı camilerde imamlık yapmaya başlıyor. Çünkü cem evlerinde aradığı hakikati bulamıyor. Menzilciler, Selefiler, hatta FETÖ artık bu boşluğu dolduruyor. Çocuklarımızı, “siz de Müslümansınız, biz de Hz. Ali’nin yolundayız” diyerek kandırıyor, beynini yıkıyor ve sonra cehennemle korkutarak kendilerine bağlıyorlar.
Peki Alevi kurumları ne yapıyor? Hiçbir şey. Onların tek derdi, bir sonraki dönemde koltuğu korumak, çocuklarını belediyede işe sokmak, siyasetten nemalanmak. Yolun evlatları olan pirler, artık cebin gerekçeleriyle, çıkar hesaplarıyla hareket eder hale geldi.
Oysa Kızılbaşlık, Hızır Paşalara benzemek değil, Pir Sultan olup dara durmak demektir. Zor olanı söylemek, zulme boyun eğmemek, halkın alın terini sofralarda paylaşmamak, aksine onu korumak demektir. Bugün ise cem meydanı değil, koltuk pazarlığı, ikbal arayışı hakim.
Geçmişte Anadolu’nun yüzde otuzu Kızılbaş iken bugün bu oran dramatik biçimde azaldı. Kızılbaş köyleri radikal İslamcı köylere dönüştü. Beş vakit ezan, Kur’anlı cem, imamın duasıyla yürüyen “Alevi” törenleri artık sıradanlaştı. Bu dönüşüm, Aleviliği içeriden boşaltıyor, onu bir halk inancı olmaktan çıkarıp İslam’ın gölgesine sokuyor.
Bizler bunları söylediğimiz için susturuluyoruz, hedef gösteriliyoruz. "Devlete karşı propaganda yapıyorlar" diye şikayet ediliyoruz. Oysa tek yaptığımız; yolumuzu, çocuklarımızı, geleceğimizi koruma çabasıdır.
Ey canlar, yolunuza sahip çıkın. Bu yol, ne camide ne sarayda ne de başkanın makam odasında yürür. Bu yol, halkın içinde, meydanda, çerağda, dara durarak yürür. Hızır Paşa olmaktan vazgeçin. Pir Sultan olun, dara durun. Yol cümleden uludur.
Aşk ile.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası
















