Mehmet Ali DEMİR

Dersim Katliamı Üzerine 82 Yıl Geçti, Fakat Bu Ayıp Olduğu Yerde Duruyor

Mehmet Ali DEMİR
  15-11-2019 11:32:00

Evladı Kerbelayız. Bi hatayız. Ayıptır, zulümdür, günahtır, cinayettir” diyordu. Seyid Rıza, Çünkü Dersimliler, Seyid Rıza’nın deyimiyle, mazlumdular ve bi hataydılar yani suçsuzdurlar.

 

 Osmanlıda olduğu gibi Cumhuriyet tarihi boyunca öteki olanlara hep ölüm düştü. Önce Ermeniler sonra Kürtler Aleviler İktidarlar değişti, sistem değişti değişmeyen tek gerçek Aleviler ve Kürtler hep katledildi hep öldü.

 

Seyit Rıza, 1937 yılının 15 Kasım günü sabah karşı Elazığ’da Buğday Meydanı denilen yerde kurulan idam sehpasına yürürken onu izleyenler bu yaşlı adamın vakur duruşu karşısında ürpermiş, herkesin tüyleri diken diken olmuştu.

 

Kasım ayının soğuk bir gecesinde idam sehpasına gitmeden önce meydana bakan Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi tarihe ve geleceğe sesleniyordu: “Evladı Kerbelayız. Bi hatayız. Ayıptır, zulümdür, cinayettir” 

 

Bu cinayetin üzerinden 82 yıl geçti, fakat bu ayıp olduğu yerde olanca yüz karasıyla öyle duruyor. Cinayet 82 yıl önce işlendi fakat aradan geçen bu süre içinde her defasında yeniden ve yeniden tekrarlanarak bu zulüm de durmaksızın devam etti.

 

Dersim Katliamı'nı anlamak için Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş felsefesi olan ırka dayalı ulus devlet anlayışının “siyaset belgesi” niteliğindeki “Şark Islahat Planı”na (1925) bakmamızda yarar var. Bu planın özü ve özetini dönemin Başbakanı İsmet İnönü şöyle formüle etmiştir: Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır diyor.

 

Burda katliyamların temel taşlarını diziyordu nihayet 1937 de, Seyit Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rızay, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız 15 Kasım 1937 günü Elazığ Buğday Meydanı’nda idam ediliyor.


 

Acıları halen yüreğinde yaşayan insanlar içimizde.

Bu acılarla, dalga geçenler de…

Devletin resmi ağzı ile konuşarak muhalefet edenler de…

Bir tarafta binlerce öldürülen insan,

Bir tarafta ise evlerinden ve yurtlarından sürülen masumlar.

Ama dün olduğu gibi bugün de katliamı savunanlar var

 

Bütün gerici ve faşist iktidarlar, halklara karşı uyguladıkları politikalarına haklı ve meşru bir zemin hazırlamak isterler. Bunun için amaçlarını evrensel değerlerin ve kavramların içine yedirerek son derece etkili biçimde sunmaya çalışırlar.

 

Sözgelimi; yakın geçmişte Amerikan emperyalizmi Irak işgalinin gerçek nedenini gizlemek için, “Kimyasal silah var,” “Saddam diktatör,” “Biz Irak’a özgürlük götüreceğiz” yalanını son derece etkili biçimde kullandı. Libya, Suriye, Afganistan vb. yerlerde de benzer söylemler vardı. Türkiye’de ise, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit 19 Aralık 2000’de gerçekleştirdiği hapishane katliamını haklı göstermek için katliamın adına,“ Hayata Dönüş” demişti. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın temsil ettiği iktidar ise uyguladığı politikalara “ileri demokrasi,” “Yeni Türkiye” diyebiliyor. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

 

Cumhuriyet Devleti’nin Dersim Katliamı’nı meşru göstermek için başvurduğu yalanlar da bunlardan farklı değildir. Yerine göre “feodalizmin tasfiyesi,” “İngilizlerin kışkırttığı Kürtlerin isyanı,” “ ilkel, rafizi, Kızılbaşların devlete karşı isyanı”nı bastırmak için yapılan harekat… Veya gayri medeni yaşayan bir toplumu “medeniyet”e kavuşturma gibi ulvi amaçlar… Kim medeni, kim değil, demokrasi nedir, ilkellik nedir vb tartışmalara girmeyeceğim. Zira devletin Osmanlı’dan beri uyguladığı Kızılbaşları İslamlaştırma politikalarına, Türkleştirme politikaları da eklenince kırımın nedenleri de açıkça görülebilir.

 

“Dersim isyanı” tezi bir yanıyla Koçgiri direnişi üzerinden temellendirilmeye çalışılır. Koçgiri katliamından sonra Dersim’e kaçan/sığınan Koçgirililer’in Dersim isyanını organize ettikleri anlatımı hem resmi Türk Tarih Tezi’nde, hem de Kürt Tarih Tezi’nde yer almaktadır. Koçgiri direniş önderlerinin Dersim’e sığındıkları ve orada bir örgütlenme çabasına girdikleri doğrudur. Hatta Koçgiri direnişini destekleyen birkaç aşiretin olduğu da bilinmektedir. Ancak Dersim aşiretlerinin büyük çoğunluğu bu sürecin dışında kalmışlardır. Koçgirililer’in bu çabası devletin 1925 yılında çıkardığı afla sona ermiştir. Aliser (Dakni) Efendi ve Zarife Xatun hariç direnişin liderleri Erzincan ve Elazığ da devlete teslim olmuşlardır. Kürt Tarih yazımı cephesinde “Dersim İsyanı” tezini geliştiren Baytar Nuri (Dersimi) 1926 yılından itibaren Dersim’den ayrılarak Elazığ’a yerleşmiştir. Alişer Efendi’nin Dersimde ki varlığı devlete teslim olmama ve orada bir yaşam kurma biçiminde katledildiği 9 Temmuz 1937 yılına kadar devam etmiştir. Dolayısıyla Dersim’de her hangi bir isyan olmadığı gibi bunun “Koçgiri İsyanı”yla ilişkisinin kurulma çabası da temelsizdir ve bir kurgudur.

 

O halde bu katliam, soykırım neden yapıldı?

 

Bu soruya doğru yanıt verebilmek için öncelikle; Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş felsefesi olan ırka dayalı ulus devlet anlayışının “siyaset belgesi” niteliğindeki “Şark Islahat Planı”na (1925) bakmamızda yarar var. Bu planın özü ve özetini dönemin Başbakanı İsmet İnönü şöyle formüle etmiştir:

 

“Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” ( Başbakan İsmet İnönü, 1925)

 

Evet, Türk ırkına (Türk) ve Sünni İslam (Hanefi) inancına tabi olmayan “ unsurları kesip atacağız” diyen devletin başta Kürdistan olmak üzere, Anadolu’da, Dersim’de Kızılbaş, Kürt, Zaza, Ermeni, Rum, Süryani vb. unsurları kesip atması için kimsenin isyan etmesine gerek var mı?

 

Diğer önemli bir nokta ise şudur: Kanımca “Dersim meselesi” sadece bir Cumhuriyet dönemi dolayısıyla uluslaşma sürecinin meselesi değildir. Esas olarak Osmanlı dönemi, dolayısıyla bir İslam ve İslamlaştırma meselesidir…

 

Şunu da belirtmek isterim; Elbette ezilen her ulusun, her inancın ve ezilen her sınıfın baskıya ve zulme karşı isyan etme hakkı vardır; baskının ve zulmün olduğu yerde isyan etmek meşrudur. Dolayısıyla isyan etse bile yapılan katliam, soykırım meşru görülemez, gösterilemez!

 

Sevgi Saygı Özlemle Anıyoruz

Welg Medya Haber

 

 

 

 


 

 

 

 

 

  Bu yazı 10922 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım