Mehmet Ali DEMİR

Dersimli Kızılbaş Kadın Ana

Mehmet Ali DEMİR
  26-04-2025 11:50:00

Kapının pervazına niyaz olur Dersimli Kızılbaş kadın.
Eşiğe basmaz, çünkü o eşiğin ardı sır kapısıdır; Hakkın, ailenin ve hayatın kendisinin kapısıdır.
O kapının ardında ocak yanar; o ocakta sadece yemek değil, inanç, sabır, sevda, adalet pişer.
Duvarı, taşı, toprağı o canları korur.
Orada yaşanan, orada kalır; çünkü yaşanan her şey Hakkın katında bir emanettir.

Meydan açılır o evde; dara durulur pir katında.
Dara duran sadece kendiyle değil; komşusuyla, dağıyla, kuşuyla, suyuyla, taşıyla yüzleşir.
Çünkü Kızılbaş kadın bilir:
Hesap sadece insanla verilmez, doğayla da verilir.
Hak meydanı, halk meydanıdır.
Orada nefsinden, sözünden, lokmandan, varlığından sınanırsın.

O kapı, yalnız bir evin kapısı değildir; o kapı, hayatın kendisidir.
Ve Kızılbaş kadın o kapıya niyaz ederek, varlığın sırrına niyaz eder.

Suyun gözesinde yakar çerağını Dersimli Kızılbaş kadın.
Çünkü su, yaşamın özüdür.
Su yoksa toprak da kurur, ocak da söner, hayat da dağılır.
Dağdaki kurda, ovadaki kuşa, yerdeki toprağa can verendir su.
Su, tohumu canlandırır; tohumu yeşertir; tohumu kutsar.

Kadın bilir ki su sadece içmek için değil; arınmak, paklanmak içindir.
Suyun kenarında doğar çocuk, suyla temizlenir beden, suyla uğurlanır can.
Devir değişirken bile suyla yıkanır insan; hakka kavuşmadan önce suyla paklanır.

Ve suya eğildiğinde, kendi yaşamına da eğilmiş olur.
Su, onun için geçmişin aynası, geleceğin habercisidir.

Dağdaki ulu ağaca niyaz eder Dersimli Kızılbaş kadın.
Çünkü ağaç, toprağın dilidir.
Köküyle yerin derinliklerinden haber verir, dalıyla göğün sırlarına uzanır.
O ağacın yaprağı, bacasına mertek, kapısına kiriş, kelemi̇ne defter olur.
Kuşun yuvası, arının çiçeği, toprağın nefesi odur.

Kadın bilir ki, ağaç susarsa, dünya da susar.
Kuşlar konmaz, rüzgar esmez, yağmur yağmaz.
Bu yüzden ağacı kutsar; ona eğilir; onu korur.

Toprak da onun ana rahmidir.
Toprak olmasa yuva da olmaz, yaşam da.
Toprağa tohum eker, oradan biçer; canını toprağa teslim eder.
Toprakla doğar, toprakla sırlanır insan.
Kadın, toprağa bakarken geçmişini, geleceğini, kendi canını görür.

Ocağın ateşiyle kutsar yaşamı Dersimli Kızılbaş kadın.
Çünkü ateş, yaşamın ta kendisidir.
Güneşten gelen ilk nefes, ocaktaki kıvılcımdır.
İnsan bedeni bile ateşle yaşar; ateşi sönse, can da söner.

Bu yüzden ocaktaki ateşe su dökmez.
Ateşi hor görmek, yaşamı hor görmektir ona göre.
O ateşin başında dua eder; o ateşle yemek pişirir, hayatı pişirir.

Ve bilir: her varlık, her kıvılcım Hakkın bir zerresidir.
Dağdaki kaya da, sudaki balık da, gökteki yıldız da, yerdeki ot da.
Hepsi bir varlıktan var olmuştur.
O varlığa "Hak" der, "Hızır" der, "Düzgün Baba" der, "Munzur Baba" der.
Ona göre hepimiz, her şey Hakkın suretinden bir parçadır.

İşte böyle kurar bağını doğayla, toprakla, ateşle, suyla ve tüm varlıkla.
İşte böyle, yaşarken dahi sırlanır Dersimli Kızılbaş kadın ana.

Dersimli Kızılbaş kadın, Hızır’a inanır.
Çünkü Hızır, dar günün, çaresiz anın nefesidir.
Suda, dağda, gökte ve yürekte görünür.
Kadın bilir: bir kapı kapanırsa, bir göz açılır; bir ateş sönerse, bir yıldız yanar.

Ne zaman dara düşse,
Ne zaman açlık, kuraklık, sürgün yakasına yapışsa,
İçinde bir ses fısıldar:
"Ben buradayım. Yetişirim."
İşte o sesi duyar, o sese niyaz eder.

Hızır sadece bir kişi değil; her canın, her doğanın, her direnişin kendisidir.
Kadın, Hızır'ı uzakta aramaz; kendi yüreğinde, komşusunun elinde, dağın koynunda bulur.
Bu yüzden vazgeçmez. Bu yüzden dara düşse de diz çökmez.

Munzur suyu, Dersimli Kızılbaş kadının gözyaşıdır.
Munzur, darda akan inançtır; vazgeçmeyenlerin, dağılmayanların çığlığıdır.

Kadın Munzur'a bakarken, kendi kaderini görür:
Sürgün edilmiş, yakılmış, yasaklanmış, unutulmaya çalışılmış bir kadim varlık.
Ama Munzur gibi akar yine de;
Önüne set kurulsun, taşlarla engellensin; bir yol bulur, yine akar.

Munzur’un sularında geçmişin hatırası, geleceğin umudu vardır.
Her damlası bir dilek, bir yakarış, bir adak, bir sabırdır.
Ve kadın bilir:
Ne kadar barajlar kurulsa da, ne kadar adlar değişse de,
Hak suyu bulur, akışı durmaz.
İşte onun için, Munzur'un çağlayanına kulak veren Kızılbaş kadın, sabrın ve direnişin en kadim öğretisini taşır.

İşte bu yüzden, Dersimli Kızılbaş kadın ana;
bir kapının pervazına niyaz olurken,
bir eşiği aşarken,
bir suya çerağını yakarken,
bir ağaca el verirken,
bir toprağa yüz sürerken,
bir ateşi kutsarken;
her hareketiyle varlığın birliğini, Hakkın sırlarını taşır.

O sadece kendi yaşamı için değil,
dağın, taşın, suyun, kuşun, kurdun,
ve bizlerin geleceği için yaşar, korur, direnir.

Ve bilir:
"Birimiz olmadan hepimiz tamam olmayız."
"Varlık birdir. Hepimiz Hak’kın zerresiyiz."

O yüzden son nefesinde bile kapısına bakar;
ocağına, suyuna, toprağına, ağacına son bir niyaz eder.
Çünkü bilir ki, hak meydanında verilecek son hesap,
yalnızca kendi canından değil, emaneti olduğu bu kutsal varlıktan da olacaktır.

İşte Dersimli Kızılbaş kadın, bu inançla doğar, bu inançla yaşar, bu inançla sırlanır.
Ve ardında sadece bir isim değil, bir iz bırakır:
Bir kapı gibi; eşiği hürmetle geçilen,
bir su gibi; akıp dirilik veren,
bir ocak gibi; ısıtan ve koruyan,
bir ağaç gibi; göğe kök salan bir iz.

Ve biz ona bakarak öğreniriz:
Var olmak, sadece yaşamak değildir.
Var olmak; Hak’la, doğayla, canla, sabırla, sevdayla bir olmaktır.

 

Mehmet Ali Demir

  Bu yazı 5225 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım