Mehmet Ali DEMİR

Kerbela Vakası ve İmam Hüseyin

Mehmet Ali DEMİR
  29-07-2023 11:36:00

Kerbela olayları, akılcı, eleştirel ve felsefi bir yöntemle yeniden ele alınmalıdır.

Klasik tarihçileri, Kerbela Vakasını ve onunla ilgili bilgileri, genelde bir veya birden fazla rivayete dayanarak, kendilerine ulaştığı şekliyle aktarmışlar; günümüz araştırmacılarının pek çoğu da onların yolunu ve yöntemini izleyerek rivayetleri aktarmakla yetinmiş, dönemin sosyal ve psikolojik tahlilini yapma ihtiyacı hissetmemişlerdir. 

Yaşanan geçmiş ile oluşturulan tarih algıları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. 

Kerbela Vakası’nın doğru anlaşılabilmesi, yöntem sorununun halledilmesi ile mümkündür.

Örneğin Hz. Hüseyin’in Medine’den başlayan Kerbela serüveni ile ilgili Medine ve Mekke halkının neler hissettiğini; toplumun ekonomik durumunun bu olayda ne kadar etkili olduğunu mevcut rivayetlerden yeterince öğrenemiyoruz. Kerbela Vakası, Arap siyasî kültürünün alt yapısını oluşturan Emevî-Haşimî çekişmesinin ve iktidar mücadelesinin içinde mi yoksa dışında mı gerçekleşti? Hz. Hüseyin’in psikolojik yapısı ve kişiliğinin bu olaylardaki rolü ne idi? Bu sorulara cevap bulmadan Kerbela Vakasını, Hz. Hüseyin ve etrafındaki 80 küsur kişinin Medine’den Kerbela’ya serüveni olarak izah etmek olayın pek çok cephesi üzerindeki sis perdesinin daha da kesifleşmesine ol açacaktır. Özellikle bu hadise, Arap siyasî kültürüne ve bu zemin üzerinde gerçekleşen siyasî olaylara damgasını vuran asabiyet, kabilecilik, Ehl-i Buyutât algısı ve Emevî-Haşimi çekişmesi unsurları göz önünde bulundurularak yorumlanması Kerbela’nın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Aksi taktirde sonraki döneme veya günümüze ait değer, inanç ve semboller doğrultusunda bu olayları açıklayabilmek ve gelinen noktadan geriye doğru gidilerek ortak bir tarih bilinci oluşturabilmek mümkün görünmemektedir.

Şiî raviler ve tarihçiler, kendi mezheplerinin inancını ve tarih tasavvurunun dayanaklarını güçlendirmek, karşı tarafın düşüncelerini ve dayanaklarını çürütmek için büyük çaba gösterirler. Tarihsel süreçte yaşadıkları siyasî tecrübelerini itikadî alanda meşrulaştırmak için Kur’an’ı, Hz. Peygamber’i, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i taraflarına çekmeye ve  Hz. Hüseyin’in şahsında kendilerini haklı çıkarmaya ve Yezid’i mahkum etmeye çalışırlar.

Tarihi kaynaklar, Kerbela ile ilgili malumat verirken Hz. Hüseyin’in hayatının son dört ayında cereyan eden olaylar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede Hz. Hüseyin hakkındaki Hz. Fatıma’nın hamileliği, doğumu, çocukluğu ve Hz. Peygamber’in ona sevgi ve merhameti, Hz Hüseyin’in şahsî giyim kuşam tarzı, evlendiği kadınlar ve onlardan olan çocukları konusundaki bilgiler bir kenara bırakılırsa, onun hayatı Medine’den Mekke’ye yolculuğu ile başlayıp, Mekke’de dört ay kaldıktan sonra 8 Zilhicce 60/9 Eylül 680 tarihinde Mekke’den ayrılması ve 10 Muharrem 61/10 Ekim 680’de Kerbela’da öldürülmesiyle sona ermektedir.

Hz. Hüseyin, 5 Şaban 4/ 10 Ocak 626 senesinde Medine’de doğdu. O, 6 yaşındayken dedesi Hz. Muhammed’i ve annesi Fatıma’yı kaybetti. Hz. Hüseyin, 26 yaşında iken 30/651 senesinde Horasan seferine katıldı[32], 31 yaşında iken 35/656 senesinde Hz. Osman’ın öldürülmesi, babasının tavsiyesiyle onu savunanlar arasında bulundu. Babası Hz. Ali’nin 4-5 yıllık halifeliği süresince, Cemel ve Sıffîn savaşları dahil olmak üzere onunla birlikte askerî seferlere katıldı.[33] Ağabeyi Hasan’ın 40/61 senesinde hilafeti Muaviye’ye bırakmasından sonra ağabeyi ile birlikte 20 yıla yakın Medine’ye çekildi. Ayrıca bu süre zarfında, ailenin diğer fertleri gibi, o da Emevî devletinin hazinesinden tahsisat aldı. 52/672 senesinde de Yezid’in kumandası altındaki Müslüman ordusu ile İstanbul gazvesine çıktı.[34]  Yezid, 60/680 yılında Halife olduğunda Hz. Hüseyin 57 yaşında idi. Ona beyat etmeyi reddetti.  Belazüri’nin verdiği bilgiye göre, Hz. Hüseyin, beyat etmemek için, 29 Recep 60 Pazar günü Medine’den ayrıldı. 3 Şa’ban 60 Cuma günü Mekke’ye geldi. Şa’ban,  Ramazan, Şevval, Zilkade aylarında Mekke’de kaldı.  8 Zilhicce 60 /9 Eylül 680 Salı günü Mekke’den ayrıldı. 10 Muharrem 61/10 Ekim 680 yılında öldürüldü.[35]

Hz. Hüseyin’in hayatı ile ilgili diğer rivayetler, onun öleceğini önceden haber veren ve onu  haklı çıkarmaya çalışan rivayetlerdir. Örneğin Cibril’in Hz. Peygamber’e gelip torununun Kerbela’da öldürüleceğini haber vermesi gibi.[36] Şiî kaynaklar incelendiğinde, onun bütün hayatı Kerbela ve İmamet etrafında anlatılır. Hatta Şiî biyografiler, Hz. Hüseyin’in hayatı hakkında sonraki imamlara kıyasla, daha az bilgi verirler. Özellikle Şiî tarihçiler, onun menkıbevî kişiliğine ve Mekke’den başlayıp Kerbela’da sona eren bir aylık hayatına, yani  Kerbela olayına yoğunlaşır. Olay, genelde Emevî aleyhtarlığı ve Haşimî taraftarlığı mantığıyla ele alınır. Fıkıh ve kelamî konularda Hz. Hüseyin’in daha sonraki tartışmalara esas oluşturacak görüşlerine de rastlanmaz. Hatta Muhammed ibnü’l-Hanefiyye,  siyasî, itikadî ve fıkhî görüşleri ile ondan daha çok gündemdedir ve onunla daha fazla ilgilenilir. Hz. Ali’nin ilmi kişiliğinden Muhammed ibnü’l-Hanefiyye’nin daha çok yararlandığı anlaşılmaktadır. Böyle bir durum Hz. Hüseyin’in Kerbela’ya kadarki tarihsel şahsiyetini doğru anlamamızı zorlaştırmaktadır. Onun tarihsel hayatı ortaya konulmadan  Kerbela ile ilgili tutumunu analiz edebilmek mümkün değildir. Örneğin Hz. Hüseyin’in annesini erken kaybetmesi psikolojisi üzerinde nasıl bir iz bıraktı? Hz. Ali’nin siyasî mücadelesinde yaşadıklarının onun siyasi tavırlarında etkisi oldu mu? Cemel ve Sıffîn olaylarına karşı tutumu nasıldı? Hz. Ali’nin İbn Mülcem tarafından öldürülmesi onun siyasî kişiliğini etkiledi mi? Cemel ve Sıffîn olaylarının siyasî, toplumsal, itikadî ve fıkhî sonuçlarını nasıl değerlendirdi? Hz. Hasan’ın imameti Muaviye’ye devretmesinde kardeşiyle neler yaşadı? Bu süreçte Medine ve Mekke’de bulunan sahabeyle ilişkileri nasıldı? Neden yirmi yıla yakın ikamet etmiş olmasına karşın, Mekke ve Medine’den yeterli desteği göremedi? Hz. Hüseyin’i Emevî-Haşimî iktidar mücadelesinden etkilenmeyen biri olarak görmek mümkün müdür?

Hz. Hüseyin’in biyografisi yazılmadıkça, bu soruların cevabını bulmak zordur. Çünkü onun tarihsel kişiliği ile ilgili dökümanlar, Kerbela vakasının gölgesinde kalmış, tahrif edilmeye veya yok edilmeye maruz kalmıştır. Onun tarihsel kişiliğini menkıbevî kişiliğinden ayırmayı zorlaştıran unsurlardan birisi de Hz. Peygamber’in torunu olmasıdır. Müslümanların Hz. Peygamber’e ve torunlarına duygusal bağlılıkları, Hz. Hüseyin’in hataları ve yanlışlarının eleştirilmesinin önünü tıkamıştır.

Hz. Hüseyin’in menkıbevî ve efsanevî şahsiyetine gelince,  bazı kaynaklarda, onun doğumu, tabii kanunlarla çelişen ve doğrulanması mümkün olmayacak şekilde, altı aylık dünyaya geldiğine yer verilmekte ve bu mucizevi bir olay olarak aktarılmaktadır.[37] Şiî kaynaklarda, Kerbela’da öldürülen ve Hz. Peygamber’in torunlarından birisi olan Hz. Hüseyin ve on dört masumun nurunun, Hz. Adem’den 14 bin yıl önce yaratıldığına dair; ve onun doğumu sırasında ve ölümünden sonra gerçekleştiğine inanılan onlarca olağanüstü menkıbevî olay anlatılmaktadır.[38] Meydana geldiğine inanılan mucizevi  pek çok olaydan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Hüseyin’in başı mızrağın başına takıldığında Kur’an okuması ve bir şeyler söylemesi, Hüseyin’in kanının göğe atılması ve oradan yer yüzüne damla damla düşmesi, onun şehid edildiği gün göğün kan yağdırması, her şeye kanın bulaşması ve bir müddet bunun tesirinin elbiseler üzerinde kalması, o günden önce gökte böyle bir kızıllığın görülmemiş olması, o gün kaldırılan bütün taşların altından kan çıkması, Hüseyin’in başının Şam’a getirilmesi sırasında onu gören duvarların/burçların (hıtan) kan akıtması, o gün gökyüzünün kızıllığa bürünmesi ve birkaç gün bu şekilde devam etmesi, yıldızların çarpışması, onun ölümünden dolayı gökyüzünün ağlamakla kızıllığa bürünmesi, bunun altı ay devam etmesi, onun ölümünden sonra dünyanın üç gün karanlıkta kalması ve daha sonra gökyüzünün kızıllığa bürünmesi, gökyüzünün Yahya b. Zekeriyya ve Hüseyin’den başka hiç kimseye ağlamamış olması, o gün, gün ortasında güneşin  tutulmuş ve yıldızların semada göründüğü, Şam ve Beytü’l-Makdis’ten hangi taş kaldırıldı ise, altından kan aktığı, Necran halkının bir kuyu kazması ve onun içerisinden bir levha çıkarmaları ve üzerinde altın harflerle bu ümmetin kıyamet gününde şefaatten ümitlerini kesmelerine dair bir Şiîrin yazılı olması ve benzerleri …”[39]

Kerbela olayı ile ilgili şahıslar, olayın mekanı ve meydana geldiği zamanı kutsallaştırmış ve bu olay üzerinden önemli semboller üretmiştir. Hatta bu süreçte, Hz. Hüseyin’in öldürüldüğü mekanın kutsallığına inanılması dolayısıyla, toprağından secde taşı (türbe/mühür) ve tesbih yapma[40] adet olmuş;  orayı ziyaret etmeyi, onun için ağlamayı fazilet ve sevap olarak görme[41] inancı yaygınlaşmıştır. Aslında bu tür inanç ve davranışlar, olayı ilahî kaderin bir sonucu olarak görmenin ve  belli bir inanca tarihte yer açma teşebbüsünün tezahürleridir.

Hz. Hüseyin’in doğumu ile başlatılan bazı olağanüstü olaylar ve onun gelecekte yaşayacakları ile ilgili menkıbevî bilgilerin bir kısmına Ahmed b. Hanbel, Tirmizî, Taberanî ve diğer Sünnî alimlerin literatüründe de rastlanır.[42] Genelde Ümmü Seleme (59-62/679-681)’ye ve nadiren de başkalarına dayandırılmakla birlikte, rivayetlerin bağlamı ve içerikleri birbirinden farklıdır. Örneğin Ümmü Seleme’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber’in bir rüyası olarak anlatılır: “Bir gün Resulullah Ümmü Seleme’nin evinde uykuya dalıyor, fakat birkaç defa dehşet içinde uyanıp tekrar uyuyorlar. Üçüncüsünde, Hz. Peygamber’in elinde kırmızı bir toprak vardır, eliyle evirip çevirmekte, gözlerinden yaşlar boşanmaktadır. Ümmü Seleme, onun ne olduğunu sorunca Hz. Peygamber’den şu cevabı alıyor: “Cibril bana oğlum Hüseyin’in Irak bölgesinde öldürüleceğini haber verdi. Cibril’e öldürüleceği toprağı bana göster dedim. İşte bu toprakla geldi.”[43] Ümmü Seleme’den gelen bir başka  rivayette ise, Hz. Peygamber’e bu haber uyanıkken bir melek tarafından verilmektedir: “Bir gün asla yanıma gelmeyen bir melek ziyaretime gelerek, “Senin bu oğlun Hüseyin öldürülecektir, istersen onun öldürüleceği yerin toprağını sana göstereyim.” dedi. Daha sonra elini uzatarak (kan rengi) kırmızı bir toprak çıkartıp bana gösterdi.”[44] Bir başka rivayette ise, Hz. Peygamber, Hz. Hüseyin’in ne zaman öldürüleceğini Cibril veya başka bir meleğin aracılığı olmadan haber vermektedir: “Hicretimin altmışıncı senesi başlarında Hüseyin öldürülecektir.”[45] Taberânî (360/970)’deki başka bir rivayette ise, Hasan ve Hüseyin, Ümmü Seleme’nin evinde Hz. Peygamber’in önünde oynarlarken Cibril gelmiş ve Hüseyin’i göstererek:

“Ey Muhammed! Ümmetin senden sonra bu oğlunu Taf veya Kerbelâ denen yerde öldürecek.” demiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hüseyin’i bağrına basıyor ve Ümmü Seleme’ye: “Toprak sana emanettir.” deyip toprağı kokluyor ve “ne acı ve bela bir koku!” (Kerbela) diyor ve Ümmü Seleme’ye şunları söylüyor: “Ey Ümmu Seleme! Bu toprak kızıla döndüğünde bil ki oğlum ölmüştür.” Ümmu Seleme bu toprağı bir şişeye koyup her gün bakar olmuştur…”[46]

Yukarıda bir kısmına yer verdiğimiz Hz. Hüseyin’in doğumu, öldürülmesi ve daha sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili rivayetler, oldukça sorunlu görülmektedir. Çünkü  biz, nakil ve tahkiye yöntemiyle aktarılan rivayetlerde tarihi değil, büyük ölçüde zamanla tarihin yerini alan “tarih-ötesini” bulmaktayız.[47] Diğer taraftan ilgili rivayetleri aktaranlar, kendi ölçütlerine göre sahih gördükleri bu hadislerin veya rivayetlerin eleştirisine girmemekte, İslam’ın temel ilkelerine, akla ve tarihî gerçeklere göre değerlendirmemektedir. Halbuki Kur’an dışındaki tüm bilgi kaynaklarının dinî değerinin tartışılabileceği[48] ve tarihsel gerçekliklerinin sorgulanabilecekleri bir ilke olarak benimsenmelidir. Böyle yapılmadığı takdirde, eleştiriye tabi tutulmadan aktarılan rivayetlerden hareketle Hz. Hüseyin’in  tarihsel şahsiyeti ile menkıbevî kişiliğini ayırmak zorlaşacak; tarihin, menkıbeler üzerinden inşa edilmesine devam edilecektir.

***************************

Kaknaklar:Prof.Dr. Sönmez Kutlu

[1] 7. A'râf, 6.

[2] Bkz. 3. Âl-i İmrân 139.

[3] 49. Hucurât, 13.

[4] Mehmed Said Hatiboğlu, " İslam'da İlk Siyasî Kavmiyetçilik Hilafetin Kureyşliliği", AÜİFD., 23(1978), 132.

[5] 53. Necm 39.

[6] 39. Zümer 9.

[7] Bu konudaki ayetler için bkz. 3. Âl-i İmrân 195; 23. Mü'minûn 101-102.

[8] 18 Kehf, 44.

[9] 5. Mâide, 55.

[10] 5. Mâide, 56.

[11] 9. Tevbe, 71.

[12] Bu sebeple onlar,  Peygamber'in bu misyonunu kabul eden birisi, ona kötü söz söylese veya onu dövse, hatta bazı kişisel problemlerden dolayı öldürse, bizatihi bu fiiler dolayısıyla onun dinden çıkmayacağı sonucuna varmışlardır. Bkz.:  el-Eş'arî (324/936), Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, thk. Helmut Ritter, Wiesbaden 1980, s. 140 ; eş-Şehristânî (548/1153), el-Milel ve'n-Nihal, thk. Abdulemir Ali Mehnâ-Ali Hasan Faûr, Beyrut 1990,  I/166-167.

[13] Bunlardan bazıları şunlardır: el-Esbağ b. Nübate (1./7.asır), Cabir el-Cu’fî (128/746), Ebû Mıhnef  Lut b. Yahya (157/774), el-Vakıdî (207/823), Nasr b. Müzâhim el-Minkârî (212/827), el-Ya’kûbî (292/904),  İbrahim b. Muhammed es-Sakafî, Abdülaziz b. Yahya el-Celvedî.

[14] İbn Haldun, nakle dayalı tarih yazıcılığının sorunlarına dikkat çekerek  ona bir bilim hüviyeti  kazandırmaya çalışmıştır:

“Tarihçiler, müfessirler ve hadisçiler naklettikleri haberlerin doğru ve yanlış olduklarını incelemeden yalnız nakil ve rivayete dayanarak aktardıkları, (rivayet ettikleri hadislerin ilmî) kanun, usûl vb. açılardan karşılaştırmadıkları, hikmet ve felsefe bakımından incelemedikleri, kainat ve tabiat yasalarına göre ölçmedikleri, naklettikleri haberler üzerinde dikkatle düşünerek haber verilen hâdise ve olayların vukuunun mümkün olup olmamasına bakılmaksızın naklettikleri için çok yanılmışlar, doğru yoldan saparak vehim ve hata çöllerinde yollarını kaybetmişlerdir.” ( İbn Haldun,  Mukaddime, çev.: Zakir K. Ugan, İstanbul 1986, I/19. Konuyla ilgili  değerlendirmeler için ayrıca bkz.: İlhami Güler, “İslam Toplumlarında Tarih Bilinci Neden Zayıf”, Tezkire, X/21(2001), s. 109-110.)

[15]  Kerbela ile ilgili bilgilerin çoğunluğunu Ebû Mihnef ‘in alan Taberî’nin, bu olayla ilgili kullandığı kaynaklar ve isnad zincirleri hakkında geniş bilgi için  bkz.: İbrahim Sarıçam, “ İslâm Tarihinin Kaynaklarıyla İlgili Problemler ve Çözümüne İlişkin Bazı Düşünceler”, İslamî İlimlerde Metodoloji (Usûl) Mes’elesi II adlı kitap içerisinde,  (Ensar Neşriyat, İstahbul 2005),  s.896-898,  906-912.

[16] Sarıçam, agm., s. 897.

[17] Bkz.: Taberî,  Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mülûk, thk.: Muhammed Ebû’l-Fazl İbrahim, Dâru’l-Meârif, II. Baskı, Kahire trz., V/407, 409 vd., 423, 426.

[18] Hasan Kurt, “ Taberî’nin Tarih Anlayışı”, İslâmî İlimler Dergisi, Cilt: 3, sayı: 3/2 (Güz 2008), s. 96-97.

[19] et-Taberî (310/922), Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mülûk, V/339 vd. Krş.: Ebû Mihnef Lut b. Yahya (157/774), Maktelu’l-Huseyn, Bağdad 1977, s.11-13.

[20] Geniş bilgi için bkz.: The History of al-Tabarî The Caliphate of Yazîd b. Mu’âviyah, translated and annotated by. I.K.A. Howard, State University of New York Pres, Albany 1990, XIX/ ix-xvı.

[21] Bkz.: Ebû Muhammed Ahmed b. A’sam el-Kûfî (314/926), el-Futûh, Dâru’l-Kütüb el-İlmiyye, Beyrut 1986, III-IV/324-332.

[22] Geniş bilgi için bkz.: İrfan Aycan, İdeolojik Tarih Okumaları, haz.: İrfan Aycan-Mahfuz Söylemez, Ankara Okulu, Ankara 1999, s. 9-16 (Giriş)

[23] Kerbela vakası ve Emeviler döneminde meydana gelen diğer siyasî olayları “fikir-hadise irtibatı” çerçevesinde ele alarak, kaynak eleştirisine ve rivayet farklılıklarına dikkat çeken çalışmaların başında şu iki çalışmayı örnek verebiliriz: Ethem Ruhi Fığlalı, İmâmiyye Şîası, Ağaç yayınları, İstanbul 2008; Hasan Onat, Emevîler Devri Şiî Hareketleri ve Günümüz Şiiliği, Diyanet Vakfı, Ankara 1993.

[24] et-Taberî (310/922), Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mulûk, I/7-8. Klasik dönem tarihçilerinin tarih anlayışı hakkında geniş bilgi için bkz.: Mehmet Mahfuz Söylemez, “ Klasik Dönem İslam Tarihçilerinin Tarih Anlayışı”, İslâmî İlimler Dergisi, 3/2 (Güz 2008), s. 7-13.

[25] İbn Kesîr (774/1372), el-Bidâye ve’n-Nihâye, thk.: Abdullah b. Abdulmuhsin et-Türkî, Kahire 1998, 1. Baskı, XI/576. Hz. Hüseyin’in şehid edilmesinden sonra meydana gelen olağanüstü olaylar ve onu öldürenlerin başına gelen belalarla igili geniş bilgi için ayrıca bkz.: İbn Sa’d (236/850), Tabakât, Thk.: Ali Muhammed Ömer, Mektebetü’l-Hancî, 1. Baskı, Kahire 2001, VI/454-456.

[26] İbn Kesîr (774/1372), el-Bidâye ve’n-Nihâye, XI/576-577.

[27] İbn Kesîr (774/1372), el-Bidâye ve’n-Nihâye, XI/577.

[28] Muhammed Abid el-Cabirî, İslam’da Siyasal Akıl, Çev.: Vecdi Akyüz, Kitabevi, İstanbul 1997,  s.283.

[29]  Krş.: Cabirî, İslam’da Siyasal Akıl,  s. 658.

[30] İbn Sa’d(236/850), Tabakâtu’l-Kübrâ, VII/96; el-Cabirî, İslam’da Siyasal Akıl, s. 535.

[31] Watt’ın tarihselci bakış açısı hakkında geniş bilgi için bkz.: Hasan Hüseyin Adalıoğlu, “ William Montgomery Wat ve  İlk Dönem İslam Tarihine Tarihselci Bakış”, İslâmî İlimler Dergisi, 3/2 (Güz 2008), s. 33-46.

[32] et-Taberî (310/922), Târîhu’-Rüsûl ve’l-Mülûk, IV/269.

[33] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihaye, XI/476.

[34] İbn Sa’d (236/850), Tabakât, Beyrut trz., III/450, 485; İbn Asâkîr (571/1175) , Târîhu Medîneti Dımaşk, thk. Ebû Saîd el-Amravî, Dâru’l-Fikr Beyrut 1995, XIV/111.

[35] el-Belâzürî (279/892), Ensâbu’l-Eşrâf,  Thk.: Süheyl Zekkar- Riyaz Zirikli, Dâru’l-Fikr, 1. Baskı, Beyrut  1996, III/371.

[36] Bkz.: İbn A’sam el-Kûfî (314/926), el-Futûh, III-IV/325-327.

[37] Ali b. Hüseyin b. Ali el-Mesûdî ( 345/956), İsbâtu’l-Vasiyye, Beyrut 1988, s. 174.

[38] Bkz.: el-Meclisî (1110/ 1699), Bihâru’l-Envâr,  Lübnan 1404, 45/201-219. Ayrıca bkz.: Hasan Kanaatlı, Murtaza Mutahhari’nin İmam Hüseyin ve Kerbela adlı eserine yazdığı Giriş (Çev.: Hasan Kanaatlı, Kevser yayınları, 3. Baskı,  İstanbul 2008), I/11.

[39] Seyyid Ebû’l-Kasım Ali b. Musa b. Ca’fer b. Tavus (664/1243), el-Melhûf ala Katli’t-Tufûf,  Thk.: Şeyh Faris Tebriziyan, Dâru’l-Üsve, Yrz. 1414,  s. 14-30.

[40] Bkz.: Ayetullah Kâşif-ül Ğıta, Yeryüzü ve Hüseyin Toprağı, Çev.: Abdülbâkıy Gölpınarlı, Ca’ferî Mezhebi ve Esasları (Üçüncü Baskı, İstanbul 1979) adlı eserin ekinde, s. 128-140. Bu eserde Yer yüzü toprakları arasında Kerbela’nın yeri, ona secde etmenin önemi, toprağının suya atılıp içilmesinin hastaları tedavi ettiğine, bu topraktan tesbih yapılmasının önemi ve benzeri kutsallıklar üzerinde durulmaktadır.

[41] Geçmişte ve günmüzde Hz. Hüseyin’in arkasından ağlamayı, mezarını ziyaret etmeyi  sevap gören ve orayı ziyaret etmeyi zengin, fakir her müslümana vacip gören rivayetleri biraya toplayan eserler yazılmıştır. Bkz.: Ebû’l-Kasım Cafer b. Muhammed İbn Kuleveyh el-Kummî (368/979), Kâmilu’z-Ziyarât, Dâru’s-Sürûr, Beyrut 1997; Şeyh Müfîd (413/1022), Kitâbu’l-Mezâr, Kum 1413; Musa Güneş- Cafer Bendiderya, Kerbela Şehitlerine Ağlamak, Kevser, İstanbul 1997, s. 118-19.

[42]  Siyasî-İctimaî  Hadiselerle  Hadis Münasebetleri  adıyla yayımlanacak olan çalışmasının bu tür rivayetlerin analizine ayrılan Kerbela ve Hüseyin kısmından yararlanmama müsaade eden Sayın Hocam Mehmed Said Hatiboğlu’na teşekkür ediyorum.

[43] İbn Sa’d (236/850), Tabakât,  VI/417; Krş.: İbn Ebî Şeybe (235/849), el-Musannef,  Thk.: Muhammed Avvame, Şirketu Dâru’l-Kıble, Beyrut 2006, XXI/144-146.  (Hadis no: 38521).

[44] Ahmed b. Hanbel (245/851), el-Müsned,  2. Baskı, Mekke 1994, III/242. İbn Sa’d, bu olayı Hz. Peygamber hem uykuda hem de uyanıkken yaşandığını Hz. Ayşe’den iki ayrı rivayetle aktarmaktadır. Bkz.: İbn Sa’d (236/850), Tabakât, VI/417.

[45] Ebû’l-Kasım Süleyman b. Ahmed et-Taberânî (360/970), Mu’cemu’l-Kebîr, Thk.: Hamdi Abdülmecid es-Selefî, Mektebetü İbn Teymiyye, Kahire 1983 , III/110. (Nu: 2807).

[46] et-Taberânî (360/970), Mu’cemu’l-Kebîr, III/112, 114 (Nu: 2813, 2817). Krş.: III/115-116, 130-131, 144-145  (Nu: 2819, 2820, 2865-69, 2902; İbn Sa’d(236/850), Tabakât, VI/418-19; Sahîh-i Buhârî Muhtasar Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Başkanlık Basımevi, 3. Baskı, Ankara 1974, VII, 253,  Dipnot: 1.

[47] Fazlur Rahman, İslam, Çev.: Mehmet Dağ-Mehmet Aydın, Selçuk yayınları, Genişletilmiş 2. baskı, İstanbul 1992, 329-330.

[48] Mehmet Evkuran, “Hz. Ali’nin Teolojik Kimliği ve Din Anlayışının İlkeleri”, II. Hz. Ali Sempozyumu, yayımlanmamış tebliği metni, s. 4.

[49] Süleym b. Kays el-Hilalî (76/695 ?), Kitâbu Süleym b. Kays el-Hilalî, thk.: Muhammed Bakır el-Ensârî, Kum 1428, II/ 915-916. Süleym, Hicri birinci asırda yaşamış olsa dahi, eserinin içeriği sonraki dönemin izlerini taşımaktadır. Ancak bu konudaki bilgilerin Hicri ikinci asrın ikinci yarısına ait olması muhtemeldir.

[50] Şiî kaynaklar için bkz.: Kutbuddîn er-Ravendî (573/1177), el-Harâic ve’l-Cerâih, Kum 1409, I/252-254; Şeyh el-Müfîd (413/1022), el-İrşâd, Kum 1413, II/20, 130; Meclisî (1110/1699 ), Bihâru’l-Envâr,  Lübnan 1404, 45/227 vd. Sünnî rivayetler için bkz.:  

[51]  el-Mesûdî ( 345/956), İsbâtu’l-Vasiyye,   s. 175-176.

[52] Fazlur Rahman, İslam,  s. 328.

[53] et-Taberî (310/922), Tarîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Beyrut trz., VI/ 218; el-Belâzürî (279/892), Ensâbu’l-Eşrâf,   III/376-377; İbnü’l-Esîr (630/1223), el-Kamil, Thk.: Ebû’l-Fidâ Abdullah el-Kadî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1987, III/401-402; İbn Kesîr (774/1372), el-Bidâye ve’n-Nihâye, XI/510. Krş.: Hüseyin Algül, Kerbelâ, Ensar yayınları, İstanbul 2009, s. 105.

[54] Muhammed Sadık Necmî, Hicretten Saadete Sözleriyle İmam Hüseyin (a.s), Çev.: Fahrettin Altan, Kevser yayınları, 3. baskı, İstanbul 2007, s. 46-47.

[55] 42. Şura, 38. Krş.: Âl-i İmrân, 159.

[56] Bkz.: İbn Sa’d, Tabakât, VI/424-426

[57] İbn Sa’d, Tabakât, VI/425.

[58] İbn Sa’d, Tabakât, VI/428. Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden sonra, ölüm haberini alan İbn Abbas ve Muhammed b. el-Hanefiyye, İbn Zübeyr’i onu ölüme sürüklemekle suçlamışlardır. İbn Zübeyr, onları sevmiyordu. Bkz.: VI/452.

[59] Bkz.: Ebû Mihnef,  Maktelu’l-Huseyn, trz. Yrz., s., 16-17

[60] İbn Sa’d, Tabakât, VI/424

[61] İbn Sa’d, Tabakât, VI/425

[62] Algül, Kerbelâ,  s. 112.

[63] en-Nevbahtî ve el-Kummî, Şiî Fırkalar, Çev.: Hasan Onat, Sabri Hizmetli, Sönmez Kutlu ve Ramazan Şimşek, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 108. 

[64] Mutahharî, İmam Hüseyin ve Kerbela, III/94.

[65] Bu olay hakkında geniş bilgi için bkz.: Taberî, Tarîhu’l-Umem ve’l-Mülûk, VII/5-13; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV/117-118; İbn Sa’d, Tabakât, V/65-68; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihaye, VIII/216-221; el-Belazürî, Ensâbu’l-Eşrâf, V/344-345, 350-351.

[66] Fazlur Rahman, İslam, s. 328.

[67] Bkz.: Ebû Abdillah Hakim en-Nisâbûrî, Müstedrek ala’s-Sahîhayn, Dâru’l-Harameyn, Kahire  1997, III/211 (Hadis nu: 4886); et-Tirmizî, es-Sünen, II/240, 307; Nureddin Ali b. Ebî Bekr el-Heysemî, Buğyetu’r-Râid fî Tahkîki Mecmau’z-Zevâid,  Thk.: Abdullah Muhammed Dervîş, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1994, IX/297-323.

 

 

 

  Bu yazı 7728 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım