Üç Fidan: Darağacında Bile Yıkılmayan Yoldaşlık
Mehmet Ali DEMİR6 Mayıs, bir takvim yaprağından çok daha fazlasıdır. Bu tarih, bu topraklarda devrim uğruna darağacına yürüyen üç genç yüreğin, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın adlarının sonsuzluğa yazıldığı gündür. Onlar bir ölüm cezasının değil, ölümsüzlüğün kararıydı. Üçü de henüz 25’inde, gencecik… Ama düşüncelerinin ağırlığı, bir ömrü değil, bir çağı taşıyordu.
Hapishane duvarlarını delip geçen bir ses gibi yankılanır şimdi sözleri.
“Yaşasın halkların kardeşliği!”
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!”
Ve o son söz, darağacında dahi diz çökmeyen bir vicdanın yankısıdır:
“Ben Kürt ve Türk halklarının kardeşliğine inanıyorum.”
Deniz Gezmiş… İsmi bir ırmak gibi akar devrim tarihinden bugüne.
O sadece bir lider değil, yoldaşlarının önünde yürüyen ama asla onları arkada bırakmayan bir neferdi. İdam sehpasına yürürken bile korkmadı. Çünkü korku, hakikatin önünde eğilenlerin duygusudur; o ise hakikatin ta kendisiydi.
Ayağının altındaki tabure tekmelendiğinde, yalnızca bir bedeni değil, bir dönemin tüm vicdanı asıldı gökyüzüne. Ama o anda yeryüzüne çarpan öyle bir sesti ki bu, Anadolu’nun her köyüne, her üniversitesine, her işçi barakasına yayıldı:
Hüseyin İnan, sessiz ama sarsılmaz bir iradenin adıydı. Kalemiyle kurduğu dünyayı, cesaretiyle savundu.
Yusuf Aslan ise yüreğiyle yürüdü o karanlık yolları. Onun gülüşü, hala sokak aralarında yankılanır. O gülüş, boyun eğmeyenlerin tebessümüdür.
Onlar birlikte çıktılar yola, birlikte yürüdüler ölüme. Hiçbirisi diğerinden önce gitmek istemedi. Çünkü onların inandığı şey, bir kişinin kurtuluşu değil, tüm halkların özgürlüğüydü. Bu yüzden 6 Mayıs sadece bir infaz günü değil, yoldaşlığın, dayanışmanın ve inancın ete kemiğe büründüğü gündür.
İdam edilmeden önce Deniz’in mektubuna dikkatlice bakın. Orada ne bir pişmanlık vardır, ne bir yalvarış. Sadece halkına, yoldaşlarına, mücadeleye duyduğu sonsuz inanç vardır. Çünkü onlar ölmek için değil, yaşatmak için yürüdüler o sehpaya.
Bugün hâlâ, bir işçinin nasırlı elinde, bir öğrencinin sırt çantasında, bir annenin dua ederken gözlerinde yaşarlar. Onlar artık birer simge değil; birer çağrıdır.
Bugün onları yalnızca anmak yetmez. Bugün, onların bıraktığı yerden devralma günüdür. Adaletin iğdiş edildiği, özgürlüklerin boğulduğu, eşitliğin pazarlık konusu yapıldığı her anda, Denizlerin sesi yankılanır:
Şimdi sıra bizde. Onları darağacına gönderenlerin ismi unutuldu. Ama onlar, 6 Mayıs sabahı doğan bir güneş gibi sonsuza dek hafızamızda parlıyor.
Unutma:
Deniz bir fikirdi.
İnan bir direnişti.
Yusuf bir inançtı.
Ve biz, onların bıraktığı meşaleyi taşıyan yoldaşlarıyız.
Onlar darağacında dimdik durdu. Şimdi biz, hayatın tam ortasında eğilmeyeceğiz.
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!”
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası
















