ALEVİLİK NEDİR
Rıza AYDIN“Alevi-Bektaşi Edebiyatı’nın kaynağı Yunus Emre’dir, kurucusu Kaygusuz Abdal. Bu edebiyatı sınırlayan ve bu sınırlar içinde en orijinal didaktik eserlerini sunan Hatayi’dir. Fakat bu edebiyatın en yüksek şairi, hiç tereddütsüz söyleye biliriz ki Pir Sultan’dır. Hatta o, yalnız Alevi-Bektaşi Edebiyatının değil, Türk Halk Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden biridir.” Abdülbaki Gölpınarlı’nın Pir Sultan Abdal kitabının önsözünde verdiği bu bilgiler doğrudur.
Alevilerin inanç dünyasını da yansıtan Alevi edebiyatının temelini Yunus Emre atmış, kurucusuysa Kaygusuz Abdal’dır. Kaygusuz Abdal’dan sonra bu düşünceler Nesimi, Yemini, Virani, Fuzuli, Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet gibi bu yola hizmet eden âşıklarca geliştirilerek sürdürülmüştür. Bu yol tıpkı bir ırmak gibidir. Irmaklarda bir kaynaktan yola çıkar, bu yolculukları da onu yeni yeni kaynakların suları karışarak, onu kocaman bir ırmağa dönüştürürler; her karışan su kendi tadını, kendi kimliğini ona katar ama ırmak bir bütündür, ırmağa bu yolculuğunda eşlik eden adı sanı bilinmeyen nice yoldaşları da vardır. Alevi inancını anlamak isteyenlerin, Yunus Emre’den başlayarak, bu inancını anlatıp, bunu bütün cemi cümleye yaymak amacıyla deyişler söyleyerek bu yola hizmet eden âşıkların deyişlerinde (şiirlerinde) anlatılan düşüncelerini anlamaya çalışması gerekir. Böyle bir yolla Aleviliği anlamaya çalışan kişi, hem öz kaynaklarından Alevi düşüncesi öğrenmiş olur hem de onu Şiilikle karıştırmamış olur. Çünkü Alevilerde insanlık tarihinin bir parçası olan, İslam içindeki mücadelede, Ali evlatlarının haklılığına inanıp, Ali evlatlarını sevdikleri için, Şia ile karıştırılırlar. Hâlbuki işin özünde Alevilerin, Ehli Beyitte dediğimiz Ali evlatlarını İslam içi ayrılıklarda haklı bulup, onları sevmek dışında Şia ile ortak yanları yoktur. Aleviliğin “Teberra” ile “Tevella” ilkesi buna dayanır; teberra Ali evlatlarını sevmeyeni sevmemek, ondan yüz çevirmek demektir, tevella ise: Ali evlatlarını seveni sevmek, sevenlere yakın durmak anlamına gelir. Alevi düşüncesini öz kaynaklarından anlamaya çalışan kişiler, yukarda saydığımız âşıkların deyişlerini okuyarak işe başlarlarsa, hem Alevi düşüncesini kolay anlarla hem de bunu başka düşüncelerle karıştırmazlar.
Kaygusuz Abdal, Gevher nâme adlı deyişinde: “Sana âlem görülen hakikatte Allah’tır” der; âlem evren demektir. Bu düşünceyi, 1417’de derisi yüzülerek katledilen Nesimi’de şöyle ifade eder: “Har nere ki baktın ise anda sen Allah’ı gör.” Alevi düşüncesini anlamak için çıkacağımız yolculuğa, Kaygusuz Abdal’ın “Sana Âlem görünen hakikatte Allah’tır” deyişini anlayarak işe başlamak doğru olur; çünkü Halac’ı Mansur’un (858-922) söylediğinden beri, Alevilerin gönlere çekilen bir bayrağı gibi olan “Enel Hakk” kavramı da bu anlayışın içinde gizlidir.
“Her baktığın yerde Allah’ı görmek”, ya da sana âlem (evren) görülenin hakikatte Allah olması ne demektir, bu neyi ifade eder, öncelikle bunun üzerinde durup, bunu düşünmeliyiz. Alevilerin bu anlayışından dolayı, Abdulbaki Gölpınarlı, İslam Ansiklopedisi’nin “Kızılbaşlık” maddesinde, “Aleviler toprağa basarken bile yavaş basarlar ki onun canı incinmesin diye” der. Fikri takip gereği belirtmeliyim ki, Alevi edebiyatındaki bu düşünce, Hacı Bektaş’ın dünyaya gelmesinden 200 yıl önce yaşayıp, 1050’de bu dünyadan göçen Baba Kuhi eş- Şirazi’nin şu şiirinde de vardır. Baba Kuhi eş Şirazi’nin bu şiirini, “The Mystics of İslam” adıyla 1914’te Londra’da yayımlanan Raynold A. Nıcholson’un, “İslam Sûfîleri” adıyla Türkçeye çevrilen kitabında gördüm. Şöyle diyor Baba Kuhi:
“Çarşıda, manastırda yalnız Allah’ı gördüm.
Düzde, dağda yalnız Allah’ı gördüm.
O’nu gördüm mihnetle hep yanımda
Sevinç de, keder de yalnız Allah’ı gördüm.
Namazda, oruçta, zikirde, senâ ve temâşâda
Peygamberin dilinde yalnız Allah’ı gördüm.
Ne ruh ne beden, ne araz, ne cevher,
Ne keyfiyet, ne sebep, yanlın Allah’ı görümdüm
Gözlerimi açtım; beni kuşatan yüzünün nuru ile
Gözün gördüğü her şeyde yalnız Allah’ı gördüm.
Bir mum gibi eridim ateşinde,
Parlayan alevlerde yalnız Allah’ı gördüm
Açıkça kendimi gördüm kendimi gördüm
Allah’ın gözleriyle bakınca yalnız Allah’ı gördüm
Yoklukta fenâ buldum, kayboldum
Hey! Ben ebediyete erdim yalnız Allah’ı, Allah’ı gördüm.”[1]
Alevi düşüncesini anlamak için çıktığımız yolculuğumuzu bunları anlamaya çalışarak sürdürelim.
Nesimi bir deyişinde ise şöyle der: “Eğer sival eder isen sırrımdan, cümlemizi var eyledi varından.” Alevi deyişlerinde bundan dolayı, “aynı vardan var olduk, vardan geliriz” denir. Belki de, gizemli bir söz olarak söylenen “Alevi sırrı” Nesimi’nin burada sözünü ettiği sırdır; yani bütün cemi cümlenin bir vardan var olmasıdır. Hepimiz bir vardan var olmuşsak eğer, o zaman hepimiz de o varın bir parçasıyız demektir, o zaman hepimiz aynı zamanda da oyuzdur. İşte gizemli bir söz olan “Enel Hakk” anlayışı da özünde bunu içerir; “Enel-Hakk” bende oyum, onun bir parçasıyım anlama gelir. Hatayi, bir deyişinde “küfür her mezhepte küfür, küfür bizde iman olur” der; Pir Sultan Abdal ise bunu “Küfür içinde iman vardır, seçebilirsen gel beri” diye söyler. Enel Hakk demek yani ben de Hakkım, bende Hakkın bir parçasıyım demek, bütün mezheplerde küfürdür, bu ilahın karşısında bende ilahım anlamına geldiği için en büyük küfürdür ama işte bu anlayıştan dolayı, Hatayi ile Pir Sultan bu bizde iman olur diyorlar.
Aleviler aynı vardan var olduğumuz o nesneye Hakk diyorlar; bundan dolayı da hepimiz Haktan geliyoruz, o Hakkın bir parçasıyız, geri oraya döneceğiz diye inanıyorlar; devriye inancı da buradan geliyor. Hiçbir şey yokken, var olan, Nesimi’nin “eğer sivas eder isen sırrımdan cümlemizi var eyledi varından” dediği bu nesneye, Kaygusuz Abdal Gülistan Name adlı şiirinde “Gaffur” diyor, Âşık Veysel’de, sanırım buna dayanarak “Ne sen var ne ben var bir tane Gaffur” diyor, Yemini ile Virani ise buna “Hakk Muhammedali” diyorlar. İşte bu yüzden Virani türkü olarak da söylenen o deyişinde, “Kudred Kandilinde balkıyıp duran / Muhammeali’nin nurudur vallah” diyor. Harabi’nin “ Daha Allah ile cihan yoğ iken / Biz onu var edip ilân eyledik” deyişi, Şiri’nin ise “Cihan var olmadan ketm-i âdemden / Hak ile birlikte yektaş idim ben” diye başlayan deyişini bilmeyen yoktur, onlar da bu anlatılır. Zarfa değil de mazrufa bakacaksak olursak eğer, her aşığın kendine has bir tabirle dile getirdiği bu kavramla anlatılanın özü şudur. Daha evren, evrendeki hiçbir şey yani Ay, Güneş, Dünya yokken, Kudred Kandilin balkıyıp duran bir ışık vardı, bütün bu kevni mekân yani evrendeki her şey işte bu ışıktan var oldu, biz hepimiz bu ışığın parçalarıyız; bundan dolayı da Aleviler kendi kendilerine “ışık ehli, ışıkçı” derler. Alevilere “Işık tayfası” denmesi de bundan dolayıdır. Hatayi “bir kandilden bir kandile atıldım, türap olup yeryüzüne saçıldım” derken bu anlayışa gönderme yapar. Cem başlarken, çerağ ya da delil denilen ışığın yakılarak başlanması (yol dilinde buna “Çerağ uyarmak” deniyor), Kudred Kandilindeki o ışığı, oradan alınıp, cemde yeniden uyarılması anlamına gelir. Böylece o ışık, Hatayi’nin dediği gibi, “bir kandilden bir kandile atılmış” olur. İşte, “Kudred Kandilinde balkıyıp (parlayıp) duran”, hepimizin ondan var olduğu o ışığa, Alevi inancında Hakk deniyor; Hakk.
Bu anlayışı en olgun, en açık ifadesiyle Yemini “Fazilet Nâme” adlı eserinde yazmıştır. Yemini bu eserini 1519 yılında yazmış ama bu kitabı Şeyh Rükneddin’in Farsça eserinden Türkçeye çevirdiğini söylüyor[2]; bu söylemse, bu düşüncenin köklerinin çok daha eski tarihlere dayandığını gösterir. Bu konuyu Rıza Aydın, “Alevinin Ali’si” ile “Alevilikte yaratılış inancı” başlıklı yazılarında uzun uzadıya yazmış, konuya ilgi duyan arkadaşların Yemini’nin kitabı ile bu yazıları okumasını söyledikten sonra konuyu kısaca anlatmak istiyorum.
Yemini Fazilet Nâme’de bunu Cebrail’in ağzından şöyle anlatıyor: Hakk beni yarattı uç dedi. Boşlukta otuz bin yıl uçtum, konacak hiçbir yer yoktu. “Yer yoh idi, gök yok yok idi”, Ay, Güneş, Dünya yoh idi “otuz bin yıl” uçtum, yoruldum sonra Hakk bana bir kuvvet verdi otuz binyıl daha uçtum. Pervanelik denilen boşlukta uçarken Kudret Kandilinde Balkıyıp (parlayıp) duran bir ışık gördüm. O ışığın yanına vardım. Vardım ki, bu ışık bir yanı yeşil, bir yanı da ağ olan bir nesneydi. Işığın etrafında biraz dolaştım, bu ışık nedir diye düşünüyordum ki, ışıktan bir nida (ses) geldi. Gafil olma, ben Hakkım, ben Ali’yim, seni ben yarattım, benim ağ olan kısmın Ali, Yeşil olan kısmımda amcamın oğlu Muhammed dedi, diyor. Alevi inancının âşıkları bundan dolayı, Hakk Muhammeali kavramını üç ayrı nesne olarak değil, bir nesne yani “Kudred Kandilinde balkıyıp duran ışık” olarak görürler. Virani “Fakir Name” de Hak Muhammed Ali birdir diye birkaç yerde yazar, Pir Sultan’da aynı şeyi söyler.
Alevi âşıkları, evrendeki her şeyin Hakk dedikleri bu ışıktan var olduğuna inandığı için, baktıkları her yerde onu gördüklerini söylerler. Enel Hak dediği için, 1417’de derisi yüzülerek öldürülen Nesimi bunu şöyle anlatıyor:
Har nere ki baktın ise anda sen Allah’ı gör
Kançeri kim azmi kılsan sümme vechullahı gör
Bu ikilik perdesinden geç hicabı refi kıl
Gel bu birlik vahdetinde bah bu sırrullahı gör
Geç enaniyet sözünden gönlünü verane kıl
Niçesin tezcek bilirsin Küntü kenzullah’ı gör
Hacı Ekber olmak dilersen gel ey zahit beri
Âsığın kalbi içinde bak bu beytullah-ı gör
Can gözüyle bahdun ise ka’inatun aynına
Andan özge nesne var mı hasbeten li’luâhı gör
Münkir-i ruyet değilsin sureti Hakk görmeye
Bahdıhça her nazarda aynı zatullah’ı gör
Tevhit’i ihlas eyledinse gönlünü ey mütdai
Kürsüyü rahman’ı andım kendi arşullah-ı gör
Levh-ı ihlas eyledünse gönlünü iy mütteki
Kürsi-i rahmana ağdun uşta ‘Arşu’llahı gör
Ölmeden nefs öldürürsen cismüne olur nacet
Nefha-i Rûhu’l –Kudüsden mahz-ı Ruhu’llahı gör
İlmi hikmetten bilürsen gel beri gel ey hatem
Sen Nesimi mantığında dinle Fazlullah’ı gör[3]
Burada anlatılan Enel Hakk anlayışının önemli olan bir yanı da şudur: “Baktığın her yerde gördüğün tabiatın tümüne Hakk deyince, bunun dışında, bundan ayrı bir nesnenin de olmadığını söylerler. Nesimi yukardaki deyişinde bunu şöyle anlatıyor:
“Can gözüyle bahdun ise ka’inatun aynına
Andan özge nesne var mı hasbeten li’luâhı gör”
Burada anlatılan Hakk anlayışı, Tevrat’ta anlatılan, her şeyi yoktan var edip, evrenin dışından evreni yöneten Allah anlayışından farklıdır. Bulandırıp, sulandırmadan bunu anlatıldığı gibi anlayıp, anlatmak lazım. Burada, can gözü ile baktığın zaman gördüğün, tabiatın tümü Allah’tır, tabiattan özge, tabiatın dışında da bir nesne yoktur denilmektedir. Bence tarih içinde, Hallac’ı Mansur’un, Enel Hakk demesinden beri, Enel Hakk diyenlerin katledilmelerinin nedeni de budur. Çünkü bu, bütün mezheplerin anlayışına göre küfürdür, Hatayi bunun için, “Küfür her mezhepte küfür, küfür bizde iman olur” diyor, Pir Sultan ise “Küfür içinde iman vardır, seçe bilirsen gel beri” diyor. Belki de bu yüzden Kaygusuz Abdal, “Söylersen sözünü arife söyle” diyor, bizim sözümüzde bunları anlayacak arif olanadır. Aslında Alevi âşıklarda bunları, kuşdili dedikleri arif olanın anlayacağı bir biçimde söylemişlerdir. Biz Kaygusuz Abdal’ın “Kuşdili” dediği şeyi anlaşılır bir dile çevirerek anlatıyoruz, eğer bir suçumuz varsa o da budur.
Ben Nesimi’nin buradaki anlatımının, Nesimi’den 500 yıl sonra yaşayan Nazım Hikmet’in Berkley adlı şiirinde söylediği şu sözlerden ne farkı var diye, üzerinde düşünülmesini de öneriyorum:
Yok üstünde tabiatın
tabiattan gayri kuvvet!..
Tabiat geniş
tabiat derin
tabiat uçsuz bucaksız!..
Öz olarak söylersek, Alevi inancı genel anlamda “Enel Hakk” kavramı üzerine kurulmuştur. Alevi inancının temelinde gönlere çekilmiş bir bayrak gibi dalgalanan Enek Hakk inancı vardır, Enel Hakk demeyen Alevi âşığı yok gibidir. Bu anlayıştaki âşıklar bunu değişik biçimler içinde anlatmışlardır. Hatayi bundan dolayı bir deyişinde şöyle diyor:
“Yer yok iken gök yok iken ta ezelden var idim
Gevherin[4] yekdanesinden ileri pergar[5] idim
Gevheri ab eyledim tuttu cihani ser be ser[6]
Yeri gögü arsi kürsü yaratan settar[7] idim
Gah Hüseyin’le bile postumu soydu kadilar
Gah o Mansur donuna girdim Enel Hak dar idim
Girdim adem cismine kimseler bilmez sirrimi
Ben o beytullah içinde ta ezelden var idim
Onsekizbin âleme ben gerdis[8] ile gelmisem
Ol sebepden Hak ile sirdar idim serdar idim
Dünyasindan ben onun sirrin bilirdim ol benim
Deryanin altinda sac kizdiran ennar idim
Ben Hatayi’yem Hak’i hak tanimisam bi-güman
Anin için ol yaratti ben ona der-kâr[9] idim”
Bu deyişi şu ling üzerinden dinleye bilirsini:
Bu anlayışı Yunus Emre’nin birçok deyişinde göre biriz, ben bunlardan birini buraya alıyorum:
“Çarh-ı felek yok idi canlarımız var iken
Biz o vakit dost idik Azrail ağyar iken
Nice yıllar biz onda cem’idik can kâtında
Hakıykat âleminde ma’rifet söyler iken
Çalap aşkı candaydı bu kişilik andaydı
Âdem Havva kandaydı biz onunla yar iken
Dün geldi safi Âdem dünyaya bastı kadem
İblis aldadı ol dem uçmakta gezer iken
Canlar onda bilişti ol dem gönül ilişti
Âlem halkı karıştı denizler kaynar iken
Ne gök var idi ne yir ne zeber[10] vardı ne zir[11]
Komşu idik cümlemiz nur dağın yaylar iken
Ne oğul vardı ne kız ervah idik anda biz
Yunus dosttan haber ver aşk ile göyner iken.
Alevi inancında, aynı vardan var olup, oradan gelip, geri oraya dönüldüğüne inanılır; buna devriye denir, devriye deyişleri bunu anlatır. Bu “Enel Hak” yani aynı vardan var olduk, hepimiz o birin parçası olarak hepimiz o birdeniz denir. Kaygusuz Abdal, “Saray Nâme” adlı deyişinde, her nesnenin mesela bir ağacın bile “Enel Hak” diyebileceğini söyler. Alevi âşıkların söylediği tevhit denilen, birlik anlamına gelen deyişleri de bu birliği anlatır.
Alevi düşünce dünyasının, kendine has olan bu varoluş inancı iyice bilinirse, bunun üzerine bina edilen anlayışlarının tümünün daha kolay anlaşılmasına zemin oluşturacağını düşünüyorum.
Nesimi’nin “Eğer sival eder isen sırrımdan cümlemizi var eyledi varından” dediği sırrı iyi anlaşılırsa kalan kısmının anlaşılmasını kolaylaştıracağını düşünüyorum. Hepimiz aynı vardan var olduk, hepimiz o varlığın bir parçasıyız. Bundan dolayı baktığımız her yerde o varlığı görürüz, çünkü hepimiz oyuz; ondan geldik geri ona gider onunla birleşiriz. Aynayı tutunca yüzümüze, o görünür gözümüze. Konu uzun ama biz bu kadarla yetinip, sözlerimizi 1050’de bu dünyadan göçen Baba Kuhi eş Şirazi’nin şu dizeleri ile tatlıya bağlayıp, sonunda Alevilerin tabiri ile Aşk ile diyeceğiz aşk ile:
“Gözlerimi açtım; beni kuşatan yüzünün nuru ile
Gözün gördüğü her şeyde yalnız Allah’ı gördüm.
Bir mum gibi eridim ateşinde,
Parlayan alevlerde yalnız Allah’ı gördüm
Açıkça kendimi gördüm kendimi gördüm”
Kendi gözlerimde.

Aşk ile.
30 Haziran 2019
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ















