Temel DEMİRER

DÖRT DAĞ İÇİNDEKİ DERSİM’İN HİKÂYESİ:“MA DİYA,SIMA MEVİNE/ BİZ YAŞADIK, SİZ YAŞAMAYIN” EKSİK GELEN METNİN DEVAMI 2

Temel DEMİRER
  08-02-2021 11:58:00

EKSİK GELEN METNİN DEVAMI 2

 

"Dersimlileri Türk sananlar var... Ben de onları hiçbir zaman Türk sanmıyorum. Türk'te bedevilik, iptidailik, vahşet, merhametsizlik ve kan içicilik seciye hâlinde mevcut olamaz. Bundan başka, antropolojik evsaf ile Türk başkadır, Dersimli başkadır; Türkçe başkadır, Zaza dili başkadır. (...) Malumdur ki zirai ve iktisadi faaliyete dayanmıyan hiç bir temdih fayda vermez. Desek ki okutup yazdırmakla bir asırda bu ırkın vahşetini, hunharlığını, iptidailiğini ve atavik seciyesini yenebileceğiz. Fakat bu kartal yuvasında medeni adam yavrusu büyümez ki."[104]

Ve Sabiha Gökçen'in itirafı:[105] "O zaman Diyarbakir Hava Alay Kumandanı olan Fevzi Uçaner bizi toplayıp vazife vermiş ve 'tabancalarımızı unutmayalım!' demişti. Ben de Ata'nın verdiği tabancayı şöyle bir yokladım. Hiç lüzûmu olmayacağı hissi vardı içimde. Kumandan bu arazide her zaman 'mecburi iniş' tehlikesi mevcut olduğunu sözlerine ilâve ediyordu. Ayrıca 'Canlı ne görürseniz ateş edin' emri almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk."[106]

ii) Bu kadar da değil!

4 Mayıs 1937'de Cumhurreisi Kamâl Atatürk riyasetinde (başkanlığında) toplanan Yüksek Müdafaa Meclisi, Dersim'de ne yapılacağının planını belirlemişti.[107] Bu çerçevede Yüksek Müdafaa Meclisi'nin ilk önemli faaliyetlerinden biri de, askeriyeye ek kaynak sağlamak için 1934'de kabul edilen 2425 no'lu gizli kanundur.

Konuya ilişkin olarak Fazilet Partisi'nin İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in soru önergesine TBMM Başkanı Ömer İzgi'nin verdiği yanıtla, 2425 no'lu Kanun üzerindeki gizlilik perdesi kaldırılırken; 3 Mayıs 1934 tarihli 7 maddelik 'Milli Müdafaa Vekaletince 49.5 Milyon Liralık Taahhüdat İcrası Hakkında Kanun'la', 8 senede, askeri yönden gerekli araç gerecin alınması ve emlakin inşasıyla tamiri için toplam 49.5 milyon liralık bir harcama planlandı.

Kanunun gizli olmasının en önemli niteliği de, 49.5 milyon liranın TBMM denetimi dışında bütçelendirilmesiydi. Kaynağın Maliye Vekilinin bono ihracıyla borçlanmasıyla karşılanması öngörülüyorsa da, 23 Mayıs 1934'te TBMM'ye sevk edilen tasarının 29 Mayıs'ta kanunlaşmasıyla, tütünden içkiye, çaydan cama, damga pulundan sinema biletine ve pamuk ipliğine kadar pek çok üründen belli bir miktarda 'Milli Müdafaa Vergisi' alınmaya başlandı.

Ve hemen ardından 14 Haziran 1934'te, 'Türk kültüründen olan' ve 'olmayan' ya da 'anadili Türkçe olan' ve 'olmayan' ayrımı yapıldığı için Anadolu'nun beşeri coğrafyasını yeniden değiştirecek İskân Kanunu kabul edildi ve yürürlüğe kondu.

Yüksek Müdafaa Meclisi, 1935 Haziran'ında yaptığı toplantıda da üç yıllık bir program belirledi. Bunun gereği Aralık 1935'deki kanunla, askeriyenin hava gücünü artırmada kullanılmak üzere 21.5 milyon liralık kaynak yaratmak amacıyla vergide yeniden artışa gidildi.

Ve yine ne tesadüf ki, TBMM'de, 21.5 milyon liralık vergi artışını öngören (2881 ve 2882 no'lu) Kanunların ardından, yine Aralık 1935'te Dersim'de kırımın idaresini kuran 2884 no'lu 'Tunçeli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun da yasalaşıp, yürürlüğe kondu. Bu dönem, Milli Müdafaa Vekaleti'ne yani askeriyeye hep kaynak aktarılan yıllardı.

1936-1937 bütçesi 1 Haziran 1936'da yürürlüğe girdi, ama 12 gün sonrasında hemen 25 milyon 780 bin liralık ek bütçe yapıldı ve bunun 7.5 milyon lirası da yine Milli Müdafaa Vekaleti'ne ayrıldı. Nitekim Türk Hava Kurumu'nun kaynaklarıyla da askeriye desteklendi. Kurumun 1939 Haziran'ına kadar topladığı 69.7 milyon liranın 49.1 milyon lirası da askeriyeye aktarıldı.

MGK'nin önceli olan Yüksek Müdafaa Meclisi'nin gerekli esasları belirlediği ve bakanları dolayısıyla hükümeti görevlendirdiği program nedeniyle, askeriyeye gizli ve açık kanunlarla pek çok kaynağın aktarıldığı 1930'ların ikinci yarısı, Dersim'de devletin Tunç Eli'nin kırım harekâtının yoğunlaştığı yıllardı.

Karakol ve köprü yapmanın dışında sırf harekâtlar için milyonlarca lira harcandı. 100 günlük askeri harekâtın bütçesinin yaklaşık 1 milyon lira olarak belirlendiği dikkate alınırsa,[108] o günkü kriz ortamında bütçe içi ve dışı kaynakla desteklenen kırımın ekonomik maliyetinin önemli bir yekûn tutmuştu.[109]

iii) Dahası da var!

Dersim Katliamı'nda Nazi gazlarının kullanıldığı iddiaları devam ederken, yeni bir belge daha ortaya çıktı. Naziler tarafından hazırlanan bir raporda, katliam sırasında "Harekât bölgesinde beş bin insan öldürüldü" ifadeleri yer aldı. 

Tarihçi İsmail Küpeli, Nazi rejimi ile Türkiye ilişkilerini ortaya koyan belgeyi sosyal medya hesabından paylaştı. 1937-38'de Dersim katliamı ile ilgili dönemin Almanya'nın Trabzon Konsolosluğu'nun o tarihte hazırladığı raporda, "Harekât bölgesinde beş bin insan öldürüldü" ifadesi yer alıyor.

Raporda, "erkek çocuklar, yaş ve boyları dikkate alınarak harekât bölgesinde öldürüldüler" bilgisi paylaşılıyor. Ankara'nın Nazi rejimine olan sempati ve hayranlığına da ayrıca yer veriyor.

Dersim Katliamı'nda Nazi gazlarının ve ABD uçaklarının kullanıldığıyla ilgili daha önce yeni belgeler ortaya çıkmıştı. Belgelere göre Dersim Harekâtı, Nazi Soykırımı için laboratuvar işlevi gördü.[110]

Dersim'de zehir gaz kullanıldığını ilk Nuri Dersimi yazmıştı.[111] Daha sonra Türk Dışişleri Bakanlığı, Senato üyeliği ve 12 Eylül 1980 darbesinden önce Cumhurbaşkanlığını vekâleten yürüten İhsan Sabri Çağlayangil "itiraf" etmişti. Anılarında, Seyit Rıza ve arkadaşlarının hukuk dışı yollarla nasıl yargılandıklarını, Seyid Rıza'nın son anlarını ve son sözlerini anlatan Çağlayangil, tarihe not düşmüştü.[112]

Çağlayangil, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na verdiği röportajında şunları anlatır: "Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu."

Konuyla ilgili olarak 19 Kasım 2014'de Seyid Rıza'nın idam edilişinin 77'nci ölüm yıldönümünde, 'Dersim Araştırmaları Merkezi' (DAM) önemli bir belge açıklandı. Kalan Müzik'in de sahibi olan Hasan Saltık'ın arşivinden alınan belge, 19 Şubat 1942 tarihli olup, Başbakan İbrahim Refik Saydam tarafından dönemin Genelkurmay Başbakanı Mareşal Fevzi Çakmak'a yazdığı telgraftır. Telgrafta Saydam, "Kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Düşmana karşı bile kullanılmasına karşıyım," diyor ve utanç duyduğunu vurgulayıp ekliyor:

"Bir hekim olarak, yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğunu belirtmeliyim. Tunceli'de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Ön hazırlıklar raporunda ifade edildiği üzere kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da, bir insan olarak da bundan utanç duyduğumu belirtmeliyim. Bir daha tekerrür etmemesi için gerekli yasal çalışmaları başlattığımı belirtmek isterim."[113]

Harekâtın neye mal olursa olsun bir an evvel bitirilmesinden yana olan dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, "Saldırıyı gerçekleştiren Kalan Aşireti ve diğer aşiretlerden bunun bedelini çok ağır şekilde ödetileceğinden hiç kuşku duymadığımı belirtmek isterim" diyecektir. Oysa bir saldırı söz konusu değildi.

Anlaşılıyor ki, Ankara Hükümeti "çıbanbaşı" olarak gördüğü Dersim sorununu kökünden hâlletmek için, zehirli gaz dâhil her türlü öldürücü ve boğucu silahı kullanmaktan çekinmeyecekti...

Yapılan arşiv çalışmasında bu gaza ve ülkeye nihayet ulaşabildik.

İlk belge Dördüncü Umumi Müfettişliğine ait. Müfettişlik Tayyare Alay Kumandanından yangın, Milli Müdafaa Vekâlet'inden de yakıcı ve boğucu gaz bombaları istiyor.

Dördüncü Umumi Müfettişi General Alpdoğan, resmi yazışmaların dışına çıkacak şekilde oldukça samimi ve duygusal bir telgrafı Başvekâlete (Başbakana) çekiyor ve şunları yazıyor:

"C: 27/3/937 gün ve 263 sayılı yüksek buyruklarına:

1-Tayyare Bölüğü bu gün Elâzize (Elâzığ'a) geldi. Çanakkale'den tertibine emir buyrulmuş olan jandarmaların Balıkesir'den bindikleri trenin dün hareket ettiği haberi de alındı. Her sıkıntılı zamanlarda vazifelerimizi kolaylaştırıcı ve bizleri kuvvetlendirici yüksek eli, yardımı yetiştirmekle minnetimizi artıran Hükümetimizin kudretli başı siz büyüğümüzü arzı şükrana müsaraat ederim.

2-Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa'dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim. (BCA BMGMK (katalog numarası okunmadı)

Bu talep üzerine Milli Müdafaa Vekilliği (Milli Savunma Bakanlığı) Hükümet ve Maliye Bakanlığı nezdinden harekete geçer ve aşağıdaki gizli kararname çıkartılır.

Kararname: Hava Silahlanma Programının tahakkukunu temin maksad ile muhtelif cins Tayyare bombaları için muhtelif evsaftaki -Chloracetophenon, İperit ve saire gibi - gazlardan yirmi tonunun ve bunları bombalara koymağa mahsus Komple otomatik doldurma tesisatının Berlin Büyük Elçiliğimiz emrinde Vekalet Gaz Mütahassısı ile Ateşemiliter veya hava ateşemiz tarafından yapılacak inceleme üzerine verilecek kararla tayin edilecek. Almanyadaki firmalarından, tahmini tutarları olan 150.000 lirayı geçmemek üzre Almanya ile aramızda mevcut kliring mukavelesi hükmüne göre kliring yolile tediye edilmek şartile ve mahremiyet ve hususiyetine binaen 2490 sayılı Artırma, eksiltme ve ihale kanunun 46.ıncı maddesinin (K) fıkrası mucibince gizli pazarlıkla satın alınmasına izin verilmesi; Milli Müdafaa Vekilliğinin 26/ 7/ 1937 tarih ve 871 sayılı tezkeresile yapılan teklif ve Maliye Vekilliğinin 5/ 8/ 1937 tarih ve 3930 sayılı mutalaanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetince 7/ 8/ 1937 de onanmıştır.

7/ 8/ 1937

Reisicumhur/Kemal Atatürk

Nazi Almanya'sından 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatları almak için Maliye Bakanlığı'na 26/7/1937 tarihinde 871 sayılı tezkere ile başvurur. (BCA BMGMK (katalog numarası,030 18 01 02 77 70 19) Maliye Bakanlığı, o zamanlar ticari ilişkilerin oldukça iyi olduğu Almanya'dan, 150 bin Türk lirasını geçmemek ve takas (klering) usulü ile ve eksiltme ve artırma yoluyla bu gazın alınmasına 5/8/937 tarihinde onay verir. Ayrıca Milli Müdafaa Vekilliği hükümetçe bir karar alınması için 27/7/1937 tarihinde Başbakanlığa'da başvurur. (BCA BMGMK (katalog numarası,030 18 01 02 77 70 19) 7/8/1937 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in başkanlığından toplanan hükümet Nazi Almanya'sından 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatları almayı hükme bağlar. (BCA BMGMK (katalog numarası,030 18 01 02 77 70 19) Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı'nın istediği 150 bin Türk lirasının kullanmasını serbest bırakır. (BCA BMGMK (katalog numarası,030 18 01 02 77 70 19)

Tabii bu gazı kullanacak uçaklara da ihtiyaç duyulacaktı. İlk uçaklar Marten cinsi olup ABD'den 1937'de 200.000 dolara satın alınacaktır. Bu konuda Milli Savunma Vekilliği, Hava Müsteşarlığı 2.'ci Şube Müdürlüğü 20/10/1937 tarihinde Başvekalete yazdığı yazıda:

"Amerikadan satın alınan Marten Bombarduman Tayyareleri son partisi müsteana diğerleri yurdumuza gelmiştir.

Bu Tayyarelerle yakında uçuşlara başlanacaktır. Bu Tayyareler için lazım olan bir yıllık malzeme cetvelleri tanzim edilmiştir. Bu listeler tutarı 200.000 Amerikan dolarıdır.

Bu miktar paradan 90.000 Dolarının (1)937 takvim yılında, mütebaki 110.000 Dolarının da (1)938 takvim yılında serbest döviz olarak sarf edilmesi ve bu malzemenin Vaşington Büyük Elçiliği tarafından alınması hususunda gereken Vekiller Hey'eti kararının alınmasına müsaade ve yüksek buyruklarınızı arz ederim.

M.M. V./Kazım Özalp" (BCA BMGMK (Katalog numarası,30 18 01 02 80 92 16)

Belgede kaç uçağın satın alındığı belirtilmiyor. 12 Mayıs 1938 tarihli Reisicumhur Atatürk'ün ve Vekiller Heyeti'nin imzasını taşıyan kararnamede, Heinkel bombardıman uçakları için muhtelif cins ve ebatta ve bedeli 300.000 Lirayı geçmemek üzere, İstanbul Zeytinburnu'nda kâin Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınması için onay veriliyor.12 Mayıs 1938 tarihli, Reisicumhur Atatürk ve Vekiller Heyeti'nin (Hükümet üyelerinin) imzasını taşıyan kararnamede şunlar yazılı:

"Heinkel bombardıman tayyareleri için lüzum olan muhtelif cins ve ebad'da Heinkel tayyare bombasının, bedeli 300.000 lirayı geçmemek kaydile 2490 sayılı arttırma, eksiltme ve ihale kanununun 46 ıncı maddesinin K fıkrasına tevfikan İstanbulda Zeytin Burnunda kâin Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınması; Milli Müdafaa Vekilliğinin 20/4/938 tarih ve 151/470 sayılı teklifi ve Maliye Vekilliğinin 11/5/938 tarih ve 13163/251/2595 sayılı mutaleanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetince 12/5/938 tarihinde onanmıştır.

12/5/1938

Reisicumhur/Atatürk ve Vekiller Heyeti" (BCA BMGMK (katalog numarası 033 83/83 41 7)

Savaştan yeni çıkmış ve oldukça yoksul olan bir ülke, kıt olan kaynaklarını, kalkınmasına değil de, neden bu kadar para harcayıp, zehirli gaz, uçak ve bombayı alıyor?! Bu sorunun tek bir cevabı var; Dersim'i bombalayıp haritadan silmek...[114]

iv) TBMM Dersim Komisyonu'nun 1937-38 Dersim olaylarıyla ilgili olarak belge isteğine ilk yanıt Başbakanlık'tan geldi ve sürgün edilen 15 bin kişiyle ilgili 2500'e yakın belge komisyona gönderildi. Başbakanlık'a gönderilen belgede, "Hırsızlık, yağmacılık ve haydutluk Dersim yöresinde anane hâlini almıştır" ifadelerine yer verildi. Belgeler arasında Dersim'le ilgili ilk davanın açılmasını sağlayan Ali Doğan'ın köyü Bornek dahil 3 köydeki katliamların kayıtları da yer aldı. Dönemin Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay'ın el yazısıyla kaleme alıp 15 Ağustos 1938'de Başbakan Celal Bayar'a gönderdiği telgrafta; Bornek (Düzpelit), Zımbik (Çığırlı), Kırnik (Buzlupınar) ve Heç (Demirkapı) köylerinden 395 kişinin "asilere yardım ettikleri" gerekçesiyle öldürüldükleri belirtiliyor. Yazıda, "Muhtelif köylerden mukavemet görmesi üzerine haydutlara öteden beri yataklık ve şeriklik eden Zimbik, Hiç, Kırnık ve Bornak köylerinden 395 haydut ölü olarak ele geçirilmiştir," deniyor.[115]

v) TBMM Dilekçe Komisyonu'nun talebi doğrultusunda Tunceli'de ilçe kaymakamlıkları ile köy ve mahalle muhtarlıklarında 1938 Dersim olayları ile ilgili bilgi ve belge isteyen Tunceli Valiliği, Hozat Kaymakamlığı'nın arşivinde 649 kişinin ölüm tutanağına ulaştı.[116]

vi) Dersim katliamından yaralı kurtulan Ali Doğan'ın Cumhurbaşkanlığı aleyhine açtığı davada Başbakanlık'a bağlı Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nden Tunceli'deki mahkemeye yollanan 1826 belge arasından, Ali Doğan'ın köyü Bornek dahil 3 köydeki katliamların kayıtları çıktı. Belgelerde Düzpelit, Çığırlı, Buzlupınar ve Demirkapı köylerinden 395 kişinin öldürüldükleri belirtildi.[117]

vii) Dersim katliamında 10 yakınını kaybeden Ali Akgün, 73 yıl sonra yargıya başvurdu. Akgün'ün savcılığa sunduğu Valilik imzalı belgede yer alan ifadeler kan donduruyor: "Kayıtlarda adı yazanlar 1938 harekâtında imha edildi."[118]

viii) Genelkurmay Başkanlığı'nın, TBMM Dilekçe Komisyonu'nun bünyesinde kurulan Dersim Alt Komisyonu'na teslim ettiği 10 bin 650 askeri belge arasında ölümlere de yer verildi. 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay'ın 4 Kasım 1938'de Genelkurmay'a gönderdiği yazıda, sadece 3. Ordu tarama bölgesinden 17 günlük manevra harekâtı için "Tarama bölgesi içinden ölü, diri 7954 nüfus çıkarılmıştır. 4. Umum Müfettişliği'nden isimleri verilen 101 kişiden 75'i ele geçirilmiştir," deniliyor.[119]

ix) Yine 4. Dördüncü Umum Müfettişlik raporuna göre, 13 bin 160 sivil ölü var. Sürgüne gönderilen hane sayısı 2 bin 258. Kişi sayısı ise 11 bin 818.[120]

 

IV. AYRIM: DEVLET GERÇEĞİ

 

29. §) Öncesi malum; devamında "Tunceli Kanunu" çık(arıl)ıyor. Eşine kolay kolay rastlanamayacak türden. Hukuk bütün kurum ve uygulamalarıyla yerle bir; yasanın bazı maddeleri şöyle:

1) Atanacak komutan-vali, aynı zamanda umumi müfettiş, yani sıkıyönetim komutanı.

2) Komutan Tunceli ve çevresindeki yedi ilde memurları görevlerinden atabiliyor, ceza verebiliyor.

3) Tutuklananlara, tutukluluk nedeni bildirilmiyor. İddianame ve yargılama beş günde bitiyor. Karara Yargıtay yolu kapalı. Buna idam cezası dahil. İdamın infazına komutan karar veriyor.

4) Kürtçe konuşmak yasaklanıyor.

5) Komutan gerekli gördüğü insanları il sınırı dışına çıkartabiliyor, yani sürgün.[121]

Yani hak, hukuk laf ola, beri gele; dün[122] ve bugün![123]

Öncelikle Kemal Burkay'ın, "Cumhuriyet döneminde Kürtler bakımından var olan sorun ve yaşadıklarımız, Dersim'den sonra da süregelen tüm bu acılı olaylar, Kürt halkının temel hak ve özgürlüklerini tanımayan, dil ve kültürlerini yok ederek onları Türkleştirmek isteyen böylesi yanlış bir politikanın ürünüdür. Adil ve eşitlikçi bir çözümü başaramayan Cumhuriyet yönetiminin, Kemalist rejimin bu politikası çok zalim uygulamalara ve kanlı, acılı olaylara yol açtı,"[124] notunu düştüğü devlet politikasına gelince...

Mustafa Kemal Türkiye çapında yeni bir dönemi başlatmak kararında olduğu için sert önlemler istemektedir. Bunu Başvekili Fethi Okyar'la yapamayacağını anlamıştır ve İsmet Paşa'yı göreve çağırır.

İsmet Paşa'nın ilk icraatı Takrir-i Sükûn Kanunu'nun çıkarılması ve ardından "İstiklal Mahkemeleri"nin kurulması olur. O dönemde etkili bir muhalefet yapmaya hazırlanan Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası da kapatılır. Basına yönelik ağır baskılar gündeme gelir. Önde gelen muhalif gazeteciler tutuklanırlar ve idam talebiyle yargılanırlar. İsmet İnönü bu dönemin mimarlarından birisidir. Aradan 12 yıl geçer. Artık gündemde Dersim vardır. İsmet İnönü de dönemin başbakanı olarak yöreye gezi yapar ve bir de rapor hazırlar.

Dersim'e sefer artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. İlk adım 1937'de atılır. Seyit Rıza, oğlu ve yakınları tutuklanırlar. Direniş bastırılır.

İsmet İnönü, Meclis'te yaptığı konuşmada amacın gerçekleştiğini ve artık yeni bir harekâta gerek olmadığını şu sözlerle dile getirir: "Arkadaşlar; mukavemet vaziyetini bertaraf ettikten sonra halkının refah ve serbestisi için takib edilen programa devam ediyoruz."

Bu konuşmanın yapıldığı tarih 18 Eylül 1937. Aynı akşam Atatürk, İnönü'yü İstanbul yolculuğuna davet eder ve o gece onu istifaya çağırır. O görüşmeyi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'a şöyle anlatır: "Gel... gel... meseleyi hâllettik, otur da anlatayım... İnönü ile yalnız kalınca 'Ne yapacağız' diye söze başladım, iki eliyle yüzünü kapadı, heyecanlanmıştı. Teskine çalıştım. 'Sakin ol da meseleyi sükûnetle konuşup hâlledelim' dedim ve şöyle devam ettim: Görüyorum ki sen çok yorgun ve hastasın, uzun zaman istirahate ihtiyacın var, bu itibarla mesai arkadaşlığımıza bir süre ara vermemiz muvafık olacaktır. Ayağa kalktı, yorgun ve uykusuz olduğundan bahsederek sofrada bulunamayacağını söyledi."

Bu kez yeni katliamı gerçekleştirmek üzere İsmet İnönü gider yerine bu işi yapacağına inanılan Celal Bayar gelir. Bayar da görevini "layıkıyla" yerine getirir. Önce Seyit Rıza ve yakınları idam edilir. Sonrasını Bayar şöyle tanımlar: "Bu münasebetle ordumuz Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama harekâtı ile tedip kuvvetlerine destek olarak bu meseleyi kökünden söküp atacaktır..."[125]

4 Mayıs 1937'de toplanan Bakanlar Kurulu 'Dersim Tenkil Harekâtı'na Dair Karar' adında özel bir kararname çıkardı.

"Gayet Gizlidir" mührünü taşıyan bu kararın alınmasına bizzat Mustafa Kemal başkanlık etmişti. Bu karar, bir halkın kaderini belirliyordu. Kararda; "Yalnız taarruz harekâtıyla bölgeye girip ilerlemekle hiçbir şekilde hedefe ulaşılmaz. Amaç silah kullananları yerinde imha etmek, köyleri tahrip etmek, aileleri oradan uzaklaştırmaktır," deniliyor. Osmanlı döneminde sefer edilip, zafer alınmayan Dersim'e yeni bir sefer kararı alınıyordu.

Bu sefer yalnız boyun eğdirme, yola getirme seferi değil. Bu sefer bir milleti, bir inancı yok etme seferiydi. Bu oturumda alınan kararda da belirtildiği gibi yakma, yıkma; yani katliam seferiydi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 25 Aralık 1935 günkü oturumda 37 maddelik bir kanun onaylanır. Dersim'in adı Tunceli olarak değiştirilir ve bu kanun 2 Ocak 1936'da Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer. Kanunun adı 'Tunceli Kanunu'dur.

Kanunun görüşülmesi için hazırlanmış tasarıyı açıklayan CHP Genel Sekreteri ve zamanın İçişleri Bakanı Şükrü Kaya; son 50 yıl içinde Dersim'e 11 askerî sefer yapıldığı hâlde zafer alınmadığını ve sorunların devam ettiğini anlatır.

Çeşitli ırkları ve inançları içinde barındıran Osmanlı, son döneminde milli uyanışlarla karşılaşmış, Balkanlar başta olmak üzere bazı ulusların mücadeleye girişmesi, kendi devletini kurması Osmanlılara toprak kaybettirmişti. İttihat ve Terakki adıyla örgütlenen Osmanlı aydınları elde kalan topraklarda Türklük bilincini yaymak için harekete geçmişlerdi.

Osmanlı'nın son döneminde yönetime hâkim olan İttihat ve Terakki, Osmanlı devletini savaşa sürükleyip Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle çıkınca, siyasi hayatı da sona erdi. Onun mirası üzerine kurulan, Türk milliyetçiliği ideolojisini devralan Mustafa Kemal ve arkadaşları, cumhuriyetin kurucusu oldular. Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki örgütünün ideolojisi olan tek millet, tek devlet idealini gerçekleştirmek için mücadeleye girişti. İşgalci kuvvetlere karşı kullanılıp duvara asılan silahlar bu sefer de Türk olmayan diğer milletlere karşı kullanıldı. Önce gayrimüslimler (Ermeniler, Rumlar) temizlendi daha sonra yola gelmeyen "öz kardeşler"i yola getirmek için mücadele başlatıldı.

Türkleştirme hareketi resmî politika hâline getirildi. Farklı kültürler ve inançlar yok sayılarak, herkesin Türk olduğu şeklinde propaganda yürütüldü. Direniş gösterip Türklük potasında erimeye karşı direnen Kürt halkına karşı çeşitli aralıklarla katliamlara girişildi. Bu erimeye, yok olmaya karşı öz benliğinde ve kültüründe ısrar eden Dersim hakkında raporlar yazıldı.

Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in 1926'da hazırladığı raporda; "Dersim'in çıban başı olduğu, en kısa zamanda bir daha zuhur bulmayacak şekilde ameliyat edilmesi gerektiği" biçiminde tavsiyelerde bulunulur.

Mareşal Fevzi Çakmak Eylül 1930'da hazırladığı raporunda "Dersimli, okşanmakla kazanılmaz. Dersim'de Kürtlük bilinci gelişiyor," diyor ve askerî tedbirler alınması ve "Reislerin batıya sürülmesini" öneriyordu.

CHP'li İbrahim Tali'nin 1930'da hazırladığı raporda bu hazırlıklar çok daha bir netlik kazanır; "Elazığ'da bir bombardıman uçak filosu bulundurularak, rahat durmayan veya hükümetin emirlerine karşı gelen aşiretleri ve köyleri seri bir surette bombalamak, ziraat ve hayvanlarını imha etmek ve rahatça ikamelerine mani olmak" için gerekli askerî hazırlıkları yapılmasını öneriyor.

1934 tarih, 2510 sayılıMecburi İskân Kanunu'nda alınması gereken tedbirler şöyle sıralanır:

1) Bölge halkının batıya sürülmesi.

2) Dersimlilerin Türklerin içine yerleştirilmesi.

3) Türklük bilincinin verilmesi.

4) Türkçe'nin en kısa zamanda öğretilmesi.

Bu raporlar yalnızca birkaçı. Hasan Reşit Tankut, Niyazi Sevgen, İsmet İnönü, Abidin Özmen, Celal Bayar, General Alpdoğan gibi birçok devlet adamının çeşitli raporlar yazdığı bugün biliniyor.

Bütün bu raporlarda askerî tedbirler ve yer değiştirme tavsiyelerinde bulunulur.

Bu raporlar gibi daha birçok yönlü raporlar yazılır; Alevîlik üzerine, Türklük üzerine, dil üzerine.

  Bu yazı 11428 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım