Tutuklu ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, hapishaneden yazdı: Yıldönümü

 Tarih: 13-11-2018 06:39:04
Tutuklu ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, hapishaneden yazdı: Yıldönümü
Hapishane koşullarında ele aldığı yazısına bir de kapsamlı kaynakça ekleyen Kozağaçlı’nın yazısı ‘Yıldönümü’, Bianet’te yayınlandı.

Tam üç yüz altmış beş gündür tek kişilik hücredeyim. Boyu üç metre yetmiş beş santim, eni üç metre yirmi beş. Bir gün tahliye olup çay bile içtim Sarıyer’de, yeniden aynı hücreye getirilmeden önce.

 

Bugün yıldönümüm.

 

Sonbahar netameli mevsim, arka arkaya yıldönümleri var. Korkarım bunların aklına bizi öldürmek, tutuklamak yahut dövmek genellikle sonbaharda geliyor niyeyse artık.

 

Elbette istisnalar var. Geçen yüzyılın başında güzel bir Ekim günü devrim yapmış olmaktan ve aynı yüzyılın sonlarında güzel bir Ekim günü evlenmiş olmaktan kaynaklanan mutluluklarım ben yaşadıkça devam edecek.

 

Bu aralar  – maalesef –  adet edindiğimiz üzere “dava, dosya, mahkeme, hukuk…” mevzusu açıp sohbete “iş” getirmeyelim bugün hiç. Yıldönümlerinden konuşuyoruz ne güzel. Misal, hava geçen yıl bu zamanlar da böyleymiş not almışım deftere: “Tam uçurtma havası var dışarıda…” diye. Serin ama güneşli, az bulutlu, pır pır rüzgârlı bir pastırma yazı. Sadece bir yıl yaşlanarak ne kadar anneme benzemiş olmalıyım ki; bu sabah kapı açılıp da havanın kokusu burnuma gelir gelmez: “Tam çamaşır kurutma havası…” deyip leğeni çıkardım havalandırmaya. Neydim dememek lazım; ne lazımsa o olunacak herhalde yaşımız ilerledikçe. Yoksa hava aynı hava…

 

Tam üç yüz altmış beş gündür tek kişilik hücredeyim. Boyu üç metre yetmiş beş santim, eni üç metre yirmi beş.

 

“Belki saymayı mutsuzluk bulmuştur, mutsuzlar hep sayar.”[1]  demiş Didem Madak “Karınca Kumu”nda; ama ben mutsuz değilim. Faşizm kişisel bir sorun, can sıkıntısı, fiziksel acı yahut duygusal ıstırap değil. Bunların hepsine yol açabilse dahi o özünde son derece nesnel bir baş belası. Birimize değil hepimize; “Gel dövüşeceğiz!” diye edepsizce sırıtan bir kabadayı. Benimkisi çağrıldığında gitmekten ibaret. “Gitmeyiver sen de çağırdığında, otur evinde, gidip dayağı yiyeceğine…”  diyorsanız; kapalı perdeler arkasından çıkılamayan mekânların sözde güvenli melankolisine değil, açık havanın tehditkâr romantizmine ihtiyacımız var, derim. Zaten saklanamazsanız, neredeyseniz oraya gelir bir süre sonra. Yani romantiğiz evet ama mutsuz değiliz. Ben niye sayıyorum her bir şeyi o vakit?

 

Tamamen eğitim ve alışkanlık meselesi diyebilirim. Bundan yıllar önce, ilk tutsaklığımda ziyaretime gelen Eşber Yağmurdereli’ye sormuştum: “Abi sen bilirsin bu işi, ne yapacağız şimdi? Nasıl yatıyoruz?”

 

O da bana saydırmıştı sırayla :

 

“İç kantin yaptın mı?”

 

“Yaptım abi.”

 

“Dış kantin?”

 

“Sebze aldım abi.”

 

“Posta geldi mi?”

 

“Geldi”

 

“Ziyaret?”

 

“Bacım.”

 

“Sen yazdın mı dışarı?”

 

“Hı hı… Betül’e abi.”

 

“Hamama çıktın mı peki?” Ah kıyamam. Eski adam işte, nereden bilecek.

 

“Hücredeki tuvalet taşının üstüne duş başlığı takmışlar abi, yok artık hamam dediler, öyle yıkanıyoruz işte.”

 

“Eh olsun. Tam bir tur yapmışsın. Başka bir numarası yok mahpusluğun. Şimdi mesele, bundan kaç tane yapabiliyorsun, say bakalım, çıkınca söylersin bana…” demişti.

 

Tophane’de nargile içerken söyledim; saydığıma mı, yattığıma mı niyetle bilemedim ama “Aferin” dedi. Her ateşin bacası, her mektebin hocası ayrı oluyor tabiatıyla.

 

Saymamın mutsuzlukla bir ilgisi olmadığında anlaştıysak devam ediyorum. Yazıyla yedi yüz otuz beş “kerre” avukat görüşü için çıkmışım hücreden. Özellikle “kere”yi şeddeli yazarsanız şiir gibi geliyor kulağa. Dostlarımın, yoldaşlarımın, avukatlarımın, “Selçuk’u tecrit hücresinden çıkarın” konulu bütün dilekçelerine, özene bezene listeler yaparak cevap veriyor bakanlık: “Kaç kere avukata çıktı bilmek ister misiniz?” diye. Yani “Böyle tecrit mi olur” diyorlar, cetvel yapmışlar: Kerrat cetveli.

 

Ama esas ilginç olan fark etmiş olduğunuz gibi, devlet de sayıyor! Çok mutsuz bence.

 

Beni iyice kişiselleştirmiş kafasında. Her dövdüğünde ayağa kalkıp bir daha diklenen tıfılın; mahalle kabadayısının karizmasını çizmesi gibi, yıpranmış benden. “Hücrede durmuyor ki böyle tecrit mi olur” diye puantajlı listeler dağıtıyor başvuranlara. Peki, neden hücrede oturayım istiyor bu kadar? “…Cezanın hedefi artık ıslah etmek, entegre etmek, yapılmış bir kötülüğü iptal etmek değil; tecrit etmek, kapasitesizleştirmek, daimi bir kontrol şebekesine tabi tutmaktır…”[2]

 

Yani geçmişteki bir “suçun” hesabını sormak için değil, gelecekte hareketsiz kalayım, eksileyim, mümkünse “azalayım” diye hücrede tutuluyorum. Ziyarete gelenlerin yarattığı yaşam kalitesinden, arttırdığı kapasiteden nefret ediyor adamlar: “Kapatamadık hücreye.” İki kere iki dört.

 

Sağolsunlar “Bir yıl oldu çıkaramadık hala seni…” diye üzülen meslektaşlarım oluyor. “İşte geldiniz çıkarttınız ya hücreden” diyorum. Gerçekten her gelenle bir kere on iki metrekarelik tecrit hücresinden hayata; habere, sohbete, çalışmaya, dedikoduya çıkmış oluyorum. İşte bu kapasite arttırmak. Yaşamayana anlatabilmek çok zor ama bir yaşayan, bir de “cetveli tutan” biliyor ne anlama geldiğini. Yüz kırk yedi kere beş? Aferin.

 

Bazen de “sen evi özlemişsindir…” diyorlar.

 

Ev.

 

Ne büyülü kelime! “Ev normal alandır. Başlamış olduğumuz ve soruları cevaplamak zorunda olmaksızın dönebileceğimiz herhangi bir yerdir ev.”[3]Formlar doldurmadan, sıra beklemeden, gerekçe göstermeden, şarta bağlanmadan, belge olmadan, süre sınırı bulunmaksızın anahtarı cebimizde olan yer. Kapıyı çalmadan, izlenmeden, endişelenmeden…

 

Bence artık evimiz yok. Hiçbirimizin. En azından “bugün” ve “burada” yok. Geçmişte bir evimiz olduysa bile biz doğmadan yıkılmış. Muhtemelen bizim taşınmamıza yetişmeyecek olan gelecekteki evimiz ise inşa edilmeyi bekliyor.

 

“Biri ölü, öteki doğacak gücü bulamayan iki dünya arasında dolanıp duruyorum” diyordu Matthew Arnold (1882-1888)[4]

 

“Başımı koyup dinlenebileceğim bir yerim yok.” Ev yok. Faşizm var. Geçmişin yıkıntısı ve gelecek umudu arasında ayakta durup; ayakta kalıp; birbirimizi ayakta tutup, mücadele etmek zorundayız. Henüz “doğacak gücü bulamamanın” (powerless to be born) göbek bağı kesilene kadar başımızı koyup dinlenemeyiz. Aslında o kadar çok insan biliyor, o kadar çok insan öğrendi ki Ev’in yokluğunu: Evleri bombalarla başlarına yıkılanlar; evlerinden, kentlerinden ülkelerinden kovulanlar; belediye kepçesiyle kirişleri, kolonları kırılanlar; evlerine kapıları çalınmadan kırılarak girilenler; evlerinde sevdikleri öldürülenler; evlerinden alınıp bir daha dönmeyenleri evlerinde bekleyenler; evlerinin pencereleri içeriden buz tutmuş, ocakları sönük, tencereleri boş, uyku tutmadığı için oturmuş evlerinin duvarlarına bakanlar açlıktan… Onlar anladı ne dediğimi.

 

Evden kastınız güvenlik ve konfor mu? Bu kadar acının ortasında hiçbirimiz güvende değiliz; çok korkan bastırıp parayı yüksek duvarlı, telleri elektrikli, özel güvenlikleri köpekli siteye taşınacak. Öyle de yapıyorlar. Konfora gelince, ulaşırsak ancak yanaklarımız kızarabilir biraz utanmamız kaldıysa.

 

Ahlak vaazına girmek istemem; sosyalistlerin “faşizm analizi” teorik mesele. Yüz yıl önce tespit ettik biz bu düşmanı, teşhis ettik, analiz ettik. Çok insanımız öldü ama yendik daha önce. Hortladı, mücadeleye çağırıyoruz yeniden. Ahlaki bir iş saymayın. Ama yukarıda anlattığım bu değil. Sosyalist olmak gerekmiyor onu hissetmek için. Belki biraz Kant yeter.

 

“… Edep, dünyanın bize ehlileştirmek için sunduğu herhangi bir özel yapıda kendimizi evimizde hissetmeyi reddetmeyi gerektirir. Kendi derimizin içinde bile. “ [5]

 

St. Victor’lu Hugo’nun 12. yy’da “bir yerin yerlisi” olmaya eleştirisini, Adorno’nun faşizm karşısındaki göçmen çaresizliğini, Edward Said’in “evsizliğini” hatırlıyorum. Netice olarak ben kendimi “buradan eve döneceğim” diye avutmuyorum. Siz de “dünya kötü ama ben evdeyim” diye kandırmayın kendinizi.

 

Artık ev yok faşizm var. Sıranız gelmediyse gelecektir. Topyekûn bir saldırı bu ve aynı şekilde karşılık vermek, mücadele etmek zorundayız.

 

“Ne güzel, ittifak yapıyoruz. Hep biz kazanıyoruz yönetimi” diye sendikanızı konfederasyonunuzu, meslek odanızı, birliğinizi, belediyenizi, partinizi eviniz sanmayın.

 

“Odada yatar, salonda basın açıklaması yaparız. Mutfakta da ne varsa onunla idare edeceğiz. Zor günler geçene kadar” demeyin. Çıkın evden. Dövüşte kullanmayacaksınız, sizi suda bir ağırlık gibi dibe çeken o örgütlerden kurtulun. Yenisini kurarız sonra lazım olursa.

 

Dışarı çıkmıyorsunuz, kimseyi içeri almıyorsunuz. Doğru, faşizm geldi ama yine de “Dışarda gece bir cenup denizi gibi güzel…”[6]

 

Havada dövüşenlerin sesleri var. Hiç değilse pencereye gelin.

 

Bugün yıldönümüm.

 

Bir yıl boyunca okudum, yazdım, slogan attım. Kapıları dövdüm, şikayet dilekçeleri verdim, açlık grevi yaptım ve artık biliyorsunuz her şeyi saydım. İlginç ve zor günler de oldu. Hatta, onu başka bir zaman ayrıntılı anlatayım. Bir gün tahliye olup çay bile içtim Sarıyer’de, yeniden aynı hücreye getirilmeden önce.

 

Direndim, direniyorum.

 

Ayakta kalıp direnebilmesi için tutsağın iki sağlam reçetesi var.

 

Birisi bedene, öteki akla yazılmış, her yerde ve zamanda geçerliler. 1945 kışında, artık savaş bitmek üzereyken yani, Almanya’nın içindeki çatışmalarda tutsak edilen Amerikalı askerlerini kampa getirir Naziler. Bezgin, pis, kendini bırakmış bu savaş yorgunu tutsaklar, kampta savaşın en başında tutsak düşmüş bir çift İngilizle karşılaşırlar. İngiliz subay nasihat eder: “Günde iki defa dış fırçalamak, her helaya gidişinden sona ellerini ve yüzünü yıkamak, potinlerini günde bir defa cilalamak, her sabah asgari bir saat jimnastik yapıp ardından bağırsakları boşaltmak ve aynaya sık bakıp görünüşünü özellikle duruşunu değerlendirmek…”

 

“Yoksa?”

“Yoksa tutsaklık ölmenin gayet kolay ve acısız bir yoludur, ölürsünüz.”[7]

 

Bu beden için olan. Öbürünü zaten biliyorsunuz. O da 1949 Mayıs’ında yazılmış;

 

“Hapiste yatacak olana bazı öğütler.”

 

Siz “… kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir” diye bitecek ünlü ve güzel dizeleri içinizden hatırlarken ben de fazla dikkatinizi çekmemiş olan bir bölümü şuraya bırakayım:

 

“içerde bir tarafında yapayalnız kalabilirsin

 

Kuyunun dibindeki taş gibi

 

Fakat öbür tarafın

 

Öylesine koşmalı ki dünyanın kalabalığına

 

Sen ürpermelisin içeride

 

Dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdansa”[8]

 

Kulağım sizde.

 

Yaprağı kıpırdatsanız duyarım “kırk günlük” yoldan.

 

Yani diyorum ki, yatılmaz değil yatılır. Ama yine de haydi bir gayret çıkartın bizi.

 

“Nereye çıkartacağız ev yok diyoruz” demeyin.

 

Yok ama yapılacak.

 

Bir yanda faşizme karşı dövüşürken bir yandan da girişiriz inşaat işine olmaz mı?

 

Eziyetli biraz tamam. Kaçak tek göz bir şey yaparız. Hatta şimdilik “faşizme karşı su basmanı” çıkarız. Biz becerebildiğimizi yapalım türkü söyleyerek, bitiremezsek çocuklar gelir, bitirir arkamızdan; koyarlar sardunyayı pencereye.

 

“Yapı yeri toz toprak

 

Çamur kar.

 

Yapı yerinde ayağın burkulur

 

ellerin kanar.

 

Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli

 

her zaman sıcak

 

ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak

 

ne herkes kahraman

 

ne dostlar vefalı her zaman

 

türkü söyler gibi yapılmıyor yapı

 

Bu iş biraz daha zor” [9]

 

Bugün, yıldönümlerimin birincisi.

 

Umarım bir sonrasına kalmadan Ev’de görüşürüz.

 

Uğradınız, baktınız yokum evde; Yüksel’deyimdir, Nuriyelerde.

 

Belki dalıp yürümüşümdür eski evlerimize doğru, Abdi İpekçi parkına “Elin altına” kadar, oraya bir bakıverin.

 

İstanbul’dayımdır belki, “Kaldırıma çıkmama adli kontrollü” kaçak inşaatların ne durumda diye Selvi Hoca’lara bakmaya gelmişimdir. Perşembe ise Çağlayan’da Adliyenin önündeyimdir kesin, oraya gelin, kaçak inşaat sayılmaz artık orası imar affına girdi.

 

Bulamadınız mı yine? Bir gayret, vardır oralarda insanlar. Ölülerinin kayıplarının peşinde Galatasaray Meydanındadırlar, atıldıkları iş yerlerinin, sevdiklerinin kapatıldığı hapishanelerin önündedirler. İhtimal oralardayımdır. Yok muyum? Koklayın lastik yanıyordur bir yerde, dinleyin Yorum’dan söyleyen vardır. Kürtçe ıslık çalınıyordur, halay çekiliyordur, zılgıtı duyarsınız en azından yanaşın; dövüşen, dans eden hep “bizdendir”.

 

Eh o da olmadıysa, Çarşı’ya gelin akşam çay içeriz. Kaytarmayın ama gelin. Biz kazanacağız.

 

Kaynakça

 

[1] Karınca Kumu, Didem Madak, “Ah’lar ağacı” kitabında Everest yayınları 3. Baskı, 20

 

[2] Ceza ve Adalet, Özkan Ağdaş, Metis Yayınları, 1. Baskı 2013, S 261

 

[3] Modern Düşüncede Kötülük, Susan Neiman, Çev: Ayhan Sarıgüney, Ayrıntı yayınları, 1. Baskı, 2006 S, 349

 

[4] “Wandering between two worlds, one dead. The other, powerless to be born with nowhere yet to rest my head” Çev, Mina Urgan, İngiliz Edebiyatı Tarihi, YKY

[5] Susan Neiman, yage (s, 261)

 

[6] Ses, Nazim Hikmet Ran, (1933)Benerci Neden Kendini Öldürdü. İçinde tüm şiirleri, YKY (s. 385)

 

[7] Mezbaha 5, Kurt Vonnegut, Çev, Algan Sezgin Tünedi, April Yayınları, 1. Baskı, 2015, (S, 126)

 

[8] Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler, Nazım Hikmet Ran, 1949, Yatar Bursa Kalesi İçinde, Tüm şiirleri, YKY (S, 934-935)

 

[9] Yapıyla Yapıcılar, Nazım Hikmet Ran, 1955, Yeni Şiirler içinde, Tüm Şiirler, YKY (S, 1555)

 

Etiketler protestosu
  Bu haber 1319 defa okunmuştur.   Editör: haber merkezi   Kaynak: Welg medya haber

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

  FACEBOOK YORUM Yorum

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray134245--547
    2Fenerbahçe2342111--240
    3Trabzonspor334209--522
    4Beşiktaş434179--819
    5Başakşehir534169--923
    6Göztepe6341413--710
    7Samsunspor7341312--91
    8Rizespor8341011--13-6
    9Konyaspor9341010--14-7
    10Kocaelispor1034910--15-12
    11Alanyaspor1134716--110
    12Gaziantep FK1234910--15-15
    13Kasımpaşa1334811--15-16
    14Gençlerbirliği S.K.143497--18-11
    15Eyüpspor153489--17-15
    16Antalyaspor163488--18-22
    17Kayserispor1734612--16-35
    18Fatih Karagümrük183486--20-23
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Erzurumspor FK1382312--355
    2Amed2382111--639
    3Esenler Erokspor3382111--646
    4Çorum FK438218--924
    5Bodrum FK5381810--1032
    6Pendikspor6381615--725
    7Keçiörengücü7381612--1030
    8Bandırmaspor8381612--1013
    9Manisa F.K.938167--151
    10Sivasspor10381411--134
    11İstanbulspor11381313--122
    12Sarıyer1238157--160
    13Iğdır FK13381311--14-2
    14Vanspor FK14381310--155
    15Boluspor1538146--184
    16Ümraniyespor1638137--18-4
    17Serik Spor1738116--21-31
    18Sakaryaspor1838810--20-27
    19Hatayspor193828--28-69
    20Adana Demirspor203813--34-147
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Batman Petrolspor136258--353
    2Muğlaspor236219--632
    3Elazığspor336216--945
    4Adana 01 FK4361910--720
    5Şanlıurfaspor536198--920
    6Ankaragücü636189--911
    7İnegölspor7361612--823
    8İskenderunspor836168--126
    9Beyoğlu Yeni Çarşı9361315--810
    10Ankaraspor10361313--1010
    1124 Erzincanspor1136156--156
    12Kastamonuspor1236119--16-12
    13Karacabey Belediyespor1336118--17-9
    14Altınordu1436811--17-26
    15Erbaaspor1536107--19-21
    16Beykoz Anadolu163686--22-29
    17Kepezspor173658--23-45
    18Karaman FK183649--23-56
    19Bucaspor 1928193648--24-38
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Sebat Gençlikspor130207--333
    2Yeni Orduspor230184--838
    3Yozgat Bld Bozokspor330176--731
    4Karadeniz Ereğli BSK430169--515
    5Fatsa Belediyespor530154--118
    6Zonguldak Kömürspor630137--1018
    7Pazarspor7301110--9-2
    8Karabük İdman Yurdu830125--13-15
    9Düzcespor930117--12-6
    10Tokat Bld Plevnespor1030106--14-7
    11Orduspor 1967113097--14-16
    12Amasyaspor 1968123096--15-12
    13Artvin Hopaspor133095--16-12
    141926 Bulancak143085--17-30
    15Çayelispor153059--16-21
    16Giresunspor163049--17-22
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    Güncel fikstür verisi şu anda alınamadı.
    Son güncelleme: 01.06.2026 18:00:22