HİNDİSTAN'DA TOPLUMSAL MUHALEFET VE SOL
Tarih: 18-02-2020 14:47:36Hindistan'nı sosyo ekonomik yapısını kısaca hatırlayalım. 15 Ağustos 1947 tarihinde İngiltere'nin açık sömürgesi olmaktan kurtuldu; İngiliz Valisi ve İngiliz ordusu Hindistan'dan ayrıldı. Hindistan'ın kendi bayrağı, ordusu, polisi, milli marşı, kendi partileri vardı artık. Ancak Hindistan'dan İngiliz şirketleri ayrılmadı. Hint ortaklarıyla birlikte yatırımlarına ve üretimlerine devam ettiler. Daha sonra ABD şirketleri de Hindistan'a girdi. Hindistan hızla emperyalizminin yeni sömürgesi haline geldi.
Siyasal iktidar'a bakarsak; 2019 seçimlerini, Narenda Modi'nin lideri olduğu sağcı Bharatia Janata Party-BJP ( Hindistan Halk Partisi ) açık ara farkla kazandı. BJP daha önce de çeşitli koalisyonlarda yer almış, milliyetci muhafazakar, hatta faşist denebilecek bir parti idi. Hindistan büyük sermayesinin ve uluslararası tekellerin tam desteğine sahipti. Son seçimlerde, 543 sandalyeli Mecliste 299 sandalye kazanarak, tek başına hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa ulaştı.
Hindistan'ın kurucusu olan ve uzun yıllar ülkeyi yöneten Kongre partisi ana muhalefet olma üzelliğini bile kazanamadı.
Hindistan daha 1947 de ulusal devletini kurarken, kapitalizmi tercih etmişti. Ancak sosyalist sistemin etkili olduğu bir süreçte, sol partiler ve işci sendikaları güçlü idi. Çalışanların belli kazanımlarından sözetmek mümkündü. Ancak 1990 lardan bu yana ama özellikle 2014 seçimlerinden sonra ülkede neo-liberal politikalar dizginsiz bir şekilde uygulanmaya başlandı. 2019 da seçimleri ikinci kez kazanan faşist BJP yönetiminde, çalışanların, işcilerin ve köylülerin durumları daha da kötüleşti.
Bugün ülkede Dünya Bankası’nın son raporuna göre, günde 33 peni (1 lira 20 kuruş) ile yaşamlarını sürdüren en fakirlerinin sayısı 179,6 milyon kişi. Halkın yüzde 70'in günlük geliri 2 doların altında. Öte yandan 69 milyarderin bulunduğu Hindistan'da, 343 bin kişi bir milyon doların üzerinde bir gelire sahip. Toplumsal sınıf ve tabakaların gelir dağılımı arasındaki fark çok yüksek.
Yoksulluk o derece ki; Telangana’da son 5 yıldır her yıl ortalama 1000 çiftçillik yapan köylü -çoğu banka kredilerini ödeyemedikleri için- intihar ederek yaşamını yitiriyor. Yoksulluk kadar toplumsal yozlaşma da çok fazla Hindistan'da. Ülkede 2018'de 34 bin tecavüz vakası ihbarı yapıldı.
Yoksulluk ve gelir adaletsizliğine karşı halk kayıtsız değil. Dünyanın en büyük ve en kitlesel grevi yine Hindistan'da yapıldı. Hindistan’da 10 sendika merkezinin ortak çağrısıyla kamu ve özel sektörde çalışan ikiyüz milyon işçi ve emekçi 8-9 Ocak 2019 günlerinde grev yaparak hükümet politikalarını ve hayat pahalılığını protesto etti.
Hindistan da bu büyüklükte bir grev belki de ilk defa yapıldı. Hindistan halkı irili ufaklı birçok direniş ile haklarını savunmaya çalıştı. Halk duyarsız değildi. Ancak böylesine kitlesel grevler yapabilen bir halk gerçeği koşullarında, bu kitleselliği değerlendiren bir solun varlığından söz etmek zor.
Ana akım sol dört partiden oluşuyor: Hindistan Komünist Partisi (CPI), Hindistan Komünist Partisi- Marksist (CPI-M), Devrimci Sosyalist Parti ve Tüm Hindistan İleri Bloğu (AIFB)
CPI ve CPI(M) aynı geleneğin temsilcileri ve ayrışmalarının tarihi sebepleri çoktan ortadan kalktı. Şimdi tek çelişkileri Hindistan’daki bölünmemiş eski Komünist Partisi’nin meşru mirasçısının kim olduğu tartışmalarından ibaret.
Hindistan'daki bu partiler, geleneksel olarak tüm dünyadaki komünist partiler gibi düzeniçi siyasete savrulmuş durumdalar. Temel olarak seçimlere endeksli çalışma yaptıkları için milyonları etkileme ve yönlendirme becerisini kazanamıyorlar.
Hindistan solu halen ülkede faşizmin olup olmamasını tartışıyor.
İktidardaki BJP, parti olarak milliyeçi ve gerici niteliği ile faşist olarak niteleniyor. Uluslarararası tekellerin ve yerli işbirlikçilerinin tam desteği ile emek düşmanı politikalar izlediğini kimse görmemezlik edemiyor. Ama Hindistan'daki geleneksel sol, yine de devlet biçimini faşist olarak nitelemiyor.
Reformist çevrelerde savunulan bir düşünceye göre, faşist iktidar ancak Almanya ve İtalya'da olduğu gibi olabilir. Yani başka partilerin varlığına izin vermeyen, kendini üstün olarak gören ve başka halkları küçümseyen bir gericiliği faşizm olarak niteliyorlar. Hindistan'da birçok siyasal parti olduğu için, devlet yapısına faşizm demiyorlar. Oysa emperyalizmin üçüncü bunalım döneminde yeni sömürgecilikle birlikte gelişen sömürge tipi faşizm kavramı tam da bugünkü Hindistan gerçeğine uyuyor.
Yasal alanda çalışma yapan reformist partiler faşizmin olmadığı tespitleriyle, kendi çizgilerini meşru ve doğru olarak gösterme gerekçesini bulmuşlar. Ama yasal alanda da sürekli küçülmekten kurtulamadılar. Seçimlere ittifak yaparak girmelerine rağmen sürekli oy kaybettiler. 2014 seçimlerinde 10 milletvekilleri varken, 2019 seçimlerinde 543 üyeli parlamentoya gönderebildikleri milletvekili sayısı 5 e düştü.
Hindistan'da seçimlerle ilgilenmeyen Hindistan Komünist Partisi (Maoist) köylüler arasında belli bir etkinliğe sahip. Reformist solla hiç bir ortaklıkları yok. Uzun süreli halk savaşı stratejisini savunuyorlar ve Hindistan'ın ormanlık alanlarında köylülük içinde çalışmalarını sürdürüyorlar. Maoistler açısından en ciddi handikap kırları esas alan dogmatik çizgileri. Yeni sömürge Hindistan, dünya kapitalizminin en büyük atölyelerinden biri olmuşken ve Hindistan'da ücretli işci sayısı 487 milyon olarak tespit edilmişken, Maoistlerin şehirlerde ve işci sınıfı içinde mücadele stratejileri yok. Bu nedenle belli kırsal alanların dışına çıkamıyorlar.
Hindistan'da milyonlarca işcinin greve çıkabilmesi bir mücadele potansiyelini gösteriyor. Yoksulluk ve adaletsizliği yenmek için yol arıyorlar. Dünya devrimleri örnekleri kadar Hindistan'ın kendi tarihinde de örnekler var.
Bhagat Singh bunlardan biri.
İngiliz işgali koşullarında Hindistan Sosyalist Cumhuriyetçi Birliği üyesiydi. 8 Nisan 1929 da yoldaşlarıyla birlikte İngiltere yaranına çalışan Meclise bir ses bombası attı. Kimse ölmedi. Bhagat Singh, eylemden sonra amaçlarını halka anlatabilmek için, idama mahkum edileceğini bildiği halde yargılanmayı göze alarak, eylem yerinden kaçmadı. Yakalandı.
İngiliz işgalcilerine karşı net tavır aldı. Gandi'nin pasifist eylem tarzını eleştirdi. 1931 yılında iki yoldaşı ile birlikte idam edilirken, yüzünde görevini yapmış bir devrimcinin huzurunu vardı.
Bugün Hindistan'da Bagaht Singh milyonların gönlünde yaşıyor. Onun kararlı ve uzlaşmaz devrimci tarzı, reformizmin sefaletine rağmen yeni bir umut yaratabilecek devrimci bir çizginin mayası olabilir.
Haber:Özkut Özkan




























